Gizle

Şehitlik iklimi

GENÇ kız ekrandaki habere baktı, mırıldandı; “aynı ülkedeyiz ama sanki sizlerle farklı bir iklimdeyiz”.

İnsanlar işlerini yaparken birkaç saniyede geçen habere dalıp yeniden işlerine döndüklerinde acı haberden kopamazken bir kez daha şehitleri düşündüler. Tabutlar içinde ay yüzlü gençler. Aynı ülkedeyiz ama farklı bir iklimdeyiz.

Tıpkı 15 Temmuz’da olduğu gibi kimileri televizyonlarından izledi; arbedeyi, darbeyi, katliamı.

Kimilerinin evine şivan düştü.

Kimileri de güzel restoranlara gittiler, pahalı yemekler yiyip yüksek bahşişler bıraktılar.

Afrin’de şehit düşen anne kuzularını anlattı kanallar.

Şehitler kervanı, şehirleri dolaştı.

Kervan; Konya, Eskişehir, Van, Kastamonu, Denizli, İzmir, Isparta ve Hatay’a uğradı.

İnsanlar ağlarken dudaklarında şiirler, şarkılar, dualar pırıldamakta idi.

“Vurulup da tertemiz alnından uzanmış yatıyor,

Bir hilal uğruna Ya Rab, ne güneşler batıyor”.

Bu kez Keltepe’de güneşlerimiz battı, tünellere gizlenmiş teröristler, sisi de arkalarına alarak ana kuzularını yaşamdan kopardı.

Tim komutanı o gün askerleri gibi batan güneş olmak istedi ve uçaklara telsizden anons geçti,“Gerekirse bizi de vursun ama teröristlerin hepsi burada imha olsun” .

Şehirler, şehitlerine ağladı.

Eskişehir’in şehidi Recep Çetin 24’ünde idi, bir yıl önce evlenmiş, 1,5 ay önce doğan kız bebeğini sevmeye doyamamıştı. Vanlı Rıdvan Çevik, nişanlı, 26’sında idi, babası uyku uyuyamıyordu, hazinesi evladı ile telefonla görüşüp, istifa etmesini istemişti. Oğlu ise bu teklife tepki gösterip, ancak şehit düşerse dönebileceğini söylemişti.

Kastamonu’lu Arif Demirel 24’ünde idi, nişanlı idi, hesabından paylaştığı “Nasipte varsa döneriz sevdiklerimize” yazısı, yüreklere kor oldu.

Aydın’lı Mehmet Dinek’in şehit olmadan saatler önce, cephede çekilmiş son fotoğraflarda “Biz öldük mü ki vatan bölünsün. Afrin’den Nazilli’ye selam olsun” yazmakta.

Uğur Palancı 28’inde, bekardı, 1o gün olmuş Afrin’e gideli, Mardin kökenli şehit Uğur’u İzmir bağrına bastı.

Ispartalı Burhan Açıkkol, 24’ünde idi, içine doğmuş ve arkadaşlarına, “Şehit olmaya gidiyorum” demişti.

Mustafa Ozan Gökçe 25 inde, nişanlı idi, Hatay’ın batan güneşi idi.

Daha 23’ünde idi kuzulardan Konya’lı Abdullah Taha Koç. Cuma namazına giderken Erdem Bayazıt’ın, “Ölüm bize ne uzak bize ne yakın ölüm. Ölümsüzlüğü tattık bize ne yapsın ölüm” diye şehitlik şarkısını okumuştu.

Batan güneşin babası bu kez, oğlunun bıraktığı destanı devam ettiriyor.

Gece geç saatte eve gelen askeri yetkililere kapıyı açan baba anlıyor gözünün ışığı, yüreğinin güneşi batmıştır.

Gözleri yaşla doluyor, bebeğini ötelere uğurlamıştır.

Hayat arkadaşı cennet gülüşlü eşine sesleniyor;

“Gözün aydın hanım, şehit anası oldun”.

Havayoluyla Konya’ya getirilen şehit Koç’u babası, bir zamanlar kundağı içinde kucağına alır gibi tahta kundak olan tabutu içinde omuzunda taşıdı.

Şehirler, şehit şiirleri okudu.

Babalar ve anneler yıkıldı, 20’li yaşlar nedir ki, bebek daha.

Anneler dalıp gitti dünyanın en güzel gülünden, evladından boş kalan ellerine bakıp da.

Mavi tulumları ile kucağına alıp da, o hiç bırakmak istemediği hazinesi. Çocukluğundan beri her kızın oyuncak bebeklerle oynayıp da, aklının çıktığı o korku; ya ileride çocuk sahibi olamazsam.

Gün gelip de dünyanın en güzel çiçeğini kucağına aldığında.

Onun minik burnunu, minik ağzını, gözlerini seyretmeye, kokusuna doyamayıp da, geceleri kalkıp üstünü örtüp, uykusu arasında mamasını yapıp, bakmaya kıyamadığı yavrusu.

Bir daha göremeyeceği batan güneşi.

Şehitlerin anne babalarıyla birlikte ağladı; ırmaklar, yağmurlar, dağlar, yollar, vadiler, ormanlar, gençler, yaşlılar, çocuklar…

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Mine Alpay Gün - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?