Başka Sinema

Mekke’nin Fethi’nden bir okuma yapalım işin başında. Fethi getiren sebepler ve mümkünler dizisine yakından bakalım. Öncelikle bize bir mazlum lazım. Bahsi geçen olayda mazlum rolü Huzaa Kabilesi. İkinci önemli kısım; mazlumun derdini anlatabileceği bir otorite. O da Efendimiz (s.a.v). Huzurda söylenecek olan söz üst perdeden söylenmek zorunda. Halin izahı için önemli bu. Mazlumun hali aşikâr olduktan sonra son kısma geliyoruz. Toplanma alanı. “Allah’a ve ahiret gününe iman edenler Medine’de toplansın!”

Bugün mazlum var fakat dertlerini anlatacak bir mercii yok. Otorite boşluğundan dolayı Müslümanlar bin parça halinde. Bir araya gelebilme yetilerini bile kaybetmiş durumdalar. Batı, aralarında yaptıkları savaşlardan ders çıkarmayı becermişken; medeniyetin beşiği olan doğuda bir hareket olmaması işin acı tarafı. Bu gerekliliğe adanmış bir adam çıktı bu memlekette. Siz onu Prof. Dr. Necmettin Erbakan ismiyle biliyorsunuz…

D-8’lerin kurulmasını basit bir olay olarak okuyanlar son yüzyılla alakalı bilgi sahibi değil demektir. Müslümanların birbiriyle ilişkilerini güçlendirmesi, hem maddi hem manevi kalkınmalarına imkân sağlanması, kültürel etkileşim içinde olmaları için zemin hazırlayan; küresel dünyanın insanı, vicdanı ve dini aradan çıkaran yeni mottosuna reddiye niteliğinde bir adımdı D-8’ler. Müslümanlar bir araya gelsin Batı ile savaşsın değildi amaç. Savaş zayıflık göstergesidir çünkü. Son noktadır. Asıl güç caydırıcı olabilmektir. İnsani kalabilmektir. Menfaatlerin çoğullaştırılmasıdır. Hikâyeyi dinleyen değil, anlatan olmaktır.

D-8’lerin kurulmasının ardından ülkemizde bir festival tertip edilmişti. Müslüman ülkelerin yönetmenlerine ait filmler “Başka Sinema” başlığı altında gösterilmişti. Devamı gelemedi. Önemsenmedi belki. Bugün bile sinemanın ne işe yaradığı kafamızda net değil çünkü. İkinci aşamada 60’a çıkması planlanan ülke sayısı ile nasıl bir hikâye zenginliğiyle karşılaşabileceğimizi hesap edebiliyor musunuz? Kendimizi yabancı kültürlerin festivalinde ifade etme zorunluluğundan kurtulmak için bir sebep aslında. Siz kendi filmlerinizi ve hikâyelerinizi önceleseniz, yaptığınız filmlerin 60 ülkede rahatça pazarlanmasını sağlasanız, kendi ödül sisteminiz içinde teşvikler verseniz neler olabilirdi hiç düşündünüz mü? Sizin ülkenizde film göstermek isteyen, yahut görmezden gelinmeyecek festivallerinizde yer bulmak isteyenler sizi ezberden okumayı bırakmak zorunda kalacak. Size yakından bakmak zorunda hissedecekler kendilerini. Hadi canım demeyin. Bu pazar büyük bir pazar. Bir parçası olmak için belirli kriterlere uyma zaruretiniz var. Kriteri belirleyen olmak istemez miydiniz?

İşin bir de zaruret kısmı var. Biz anlatmazsak kimsenin anlatmayacağı hikâyeler var. Kör gözüm parmağına yapmadan Batı’nın ikiyüzlülüğünü ortaya koyabileceğiniz, asıl acının nerede yaşandığını dünyaya anlatabileceğiniz, zamanı geçmeyecek, dramanın gücünü de ardına alabilecek başka bir başlık biliyor musunuz sinemadan başka? İnsanlığı, adaleti, vicdanı Müslümanlardan başka, Müslümanlardan daha iyi kim anlatabilir? Akademik çalışmalar, araştırmalar, siyaset, konferanslar, sempozyumlar; başlıkları artırabilirsiniz. Tüm bunlar tek başına topluma nüfuz edebilmek için yeterli midir? Didaktik bilginin beyinde gördüğü muamele ile kıyaslandığında duygusal motorların harekete geçtiği telkin dilinin etkisi sırf soyut diye küçümsenebilir mi? Toplumsal değişimler sadece kanun çıkararak gerçekleştirilebilir mi?

Cevabını arayan bunlar gibi nice sorular var. Yıllardır tartışmalara konu da oluyor. Geldiğimiz noktada içinden çıkamıyorsak bu durumun; yürünmüş yolları bırakmamız gerekmez mi? Denenmişi denemekten vazgeçmek ve kendi yolumuzu sinema alanında da açmamız gerekir. Nasıl ki bu ülkede Müslümanları temsil eden bir akım olmasına rağmen cennetmekân Hoca’mız “Milli Görüş” diyerek kendi yolunu açtıysa; aynı yoldan yürüyerek yeniden yeni cümleler kurma sorumluluğu da bize vazifedir. Hocasından öğrencisine kalan bir borçtur aslında. Yurt yapmak önemlidir. Binalar inşa etmek de. Zihinleri inşa etmenin bina kadar kıymeti olmalı gözümüzde. Küreselleşen dünyada bir silah haline gelen sinemaya karşı kayıtsız kaldığımız her gün yaralarımız iyileşemez hale geliyor. Dünyanın iyileşmeye ihtiyacı var. En çok da bizim anlatacağımız hikâyelere. Hocamıza karşı bir öğrenci hassasiyetiyle ödevimizi iyi yapmamız gerekir.

Milli Görüş bize miras değil, emanettir!

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Habeşli Bilal - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

01

Mahmut Kan - Bilal bey, sizi gazetemizden ve TV 5 ten takip ediyorum. Gazetedeki resminizi eğitimlerde anlattığımız konu ile alakalı buluyorum. Resminizi değiştirirseniz iyi olur.

Yanıtla . 0Beğen 03 Mart 11:34

Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?