Gizle

Öğretmeni Tahtaya Kaldırmak

MEB öğretmen performans sistemiyle ilgili yönetmelik taslağı hazırlamış.

Taslağa göre veliler, öğrenciler, okul müdürleri, meslektaşları her öğretmene performans notu verecekmiş.

Bence bu yetmez! Mahallenin muhtarı, belediye encümen azaları, otobüs ve minibüs şoförleri ve hatta kiracı iseler ev sahipleri de not verecekler listesine eklenmelidir.

Durun daha bitmedi, her dört yılda bir öğretmenler yeterlilik sınavına tabi tutulacakmış. Öğretmenlerin kalite sorunu olduğu gerçeğinden hareketle bu tür önlemler almaya gidilmiş olmalı.

İyi de kalite ve verimlilik sıkıntısı yaşanan alan sadece eğitim midir?

Öyle bile olsa bunun yegâne sorumlusu öğretmen midir?

Öğretmen yetiştirme biçimimizde, öğretim ve eğitim anlayışımızda hiç mi problem yok?

Öğretmene şayet okul müdürü not verecekse, okul müdürüne de birileri not vermeli.

Hatta Milli Eğitim’in bütün birimlerine bir üst birim tarafından not verilmeli.

Hiçbir toplumsal problem diğer toplumsal birimlerden bağımsız değildir.

Ekonominiz, kültürünüzü; adaletiniz, diyanetinizi pekâlâ etkileyebilir.

Devasa eğitim sorunlarının faturasını sadece öğretmenin yeterliliği problemine indirgemek meselenin kaynağını göz ardı etmektir.

Öğretmene verilecek notların objektif bir kıstasa dayanıp dayanmayacağını tartışmaya bile gerek yok. Henüz taslak halinde olan bu yönetmeliğin yeniden gözden geçirilmesi gerekir.

Aksi takdirde öğretmenlerimizin zaten düşük olan motivasyonları daha bir zayıflayıp dibe vuracaktır.

28 ŞUBAT’IN YAN TESİRLERİ VAR MIDIR?

28 Şubat’ın üzerinden 21 yıl geçti. Memleket insanının hafızasındaki izleri hâlâ canlılığını koruyor. 28 Şubat’ı unutulmaz kılan şeyler neler? Sıralayalım:

*Dini özgürlüklerin sınırlandırılması ya da tamamen ortadan kaldırılması.

*Başörtülü öğrencilerin üniversitede okuma haklarından mahrum bırakılması.

* Toplumun dindar dediğimiz kesiminin tahkir edilmesi ve kamusal alanlardan tecrit edilmesi.

* İmam Hatip Liseleri’ne ve İmam Hatiplilere karşı önyargılı hareket edilmesi, sindirme operasyonları yapılması.

* Kişilik zafiyeti olan bazı şahıslar dini portrelermiş gibi ekranlara çıkarılıp bir süre sonra bu kişilerin bazı mizansenlerde konu mankeni olarak kullanılması.

28 Şubat bir mühendislikti, post modern psikolojik bir darbe idi. Özellikle mütedeyyin, muhafazakâr diyebileceğimiz insanların morallerini bozma, yılgınlığa sevk etme, dirençlerini kırma, ideallerinden soğutma gibi hedefler gözetilmişti.

Bugün itibariyle baktığımızda 28 Şubat’ın ‘bin yıl sürecek’ dediği atmosfer ortadan kalkmış durumdadır. İmam Hatipler altın dönemlerini yaşamakta, başörtüsü problemi sosyal ve kamusal hayatın her yanında serbest ve din eğitimi alabildiğine rahat biçimde sürdürülebilmektedir.

Peki, aynı şeyi muhafazakâr mütedeyyin insanların moral ve kolektif şuurdan kaynaklı huzur ve mutluluk, dayanışma ve fedakârlık gibi duygu ve hasletlerinde de görebiliyoruz mu?

28 Şubat’ta müşterek mağduriyetle el ele tutuşan insanlar, aynı şeyi kolektif mutluluk, ortak huzur olarak ortaya koyabiliyorlar mı?

Öyleyse bu soru burada dursun.

ŞİAR DİYE BİR DERGİ VAR, NASIL SÖYLESEM…

Elimde şu an 18. sayısı var. İki aylık bir dergi olsa da kalbi aylık atıyor. Yayın yönetmeni ve yazı işleri müdürü Serap Kadıoğlu. İlk sayısını hatırlıyorum, daha dün gibi. Serap hanıma böyle dergi olmaz demiştim. Bir sürü şey sıralamıştım ardından. Hiç alınganlık göstermeden dinleyip notlar aldı. Yılgınlık göstermek yerine daha bir derlenip toparlandı. Bir de mevcut o kadar dergi varken bir derginin daha çıkmasının anlatılabilecek ve de anlaşılabilecek bir hedefi olmalıydı. Demek ki bekleyip görmemiz lazımmış. Şiar dergisi çeşitli edebiyat dergi ve de mahfillerinde birbirlerinden uzak düşmüş şair ve yazarları dergi sayfalarında bir araya getiriyor. Az bir şey değil bu! 15. Sayıda Orhan Tepebaş, Nurettin Durman, Bahtiyar Aslan, Özcan Ünlü, Cemaleddin Latiç, Yağız Gönüler, Serap Kadıoğlu, Hakan İlhan Kurt, Cem Mehmet Eren, Arif Mete, Yahya Kurtkaya, Hatip Çiçek, Didar Ekici, Tahir Ezgi, Cemal Karsavran, Muhammed Yıldırım ve Vahdettin Oktay Beyazlı gibi şairler yer alıyor. Öykü ve yazılarıyla dergiye katkıda bulunan daha birçok değerli kalemi söylemedim bile. Derginin orta sayfa söyleşisi bu sayıda şair Orhan Tepebaş ile yapılmış. İyi bir şairden şiire, şaire ve hayata dair iyi şeyler duymak istiyorsanız bu söyleşiyi okuyun derim. Sevgili okur, niye öyle arkaya bakıyorsun, sana söylüyorum. Şiar herhangi bir dergi değil, bunu okuyunca göreceksin.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Hüseyin Akın - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

01

A. Yücel - Öğretmenlerin yetersiz olduğunu düşünüyorsa MEB, 20 yılda emekliliği getirsin. Emekli olanların yerine yeni öğretmenler atasın. Öğretmeni ölçme sistemi mahkemeden döner, diye düşünüyorum. Müfettişe gerek yok, okul idaresi ve ilçe müdürünün not vermesi yeterli denildi. Bugün yeni bir ölçme sistemi getirilmek isteniyor. BEN YAPTIM OLDU. BEN BÖYLE İSTİYORUM. İŞİNİZE GELİRSE. Deniliyor kısaca.

Yanıtla . 0Beğen 01 Mart 18:56

Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?