Yüreğe Dokunmak

Türk insanı olarak övülmeye, kendimizle ilgili güzel şeyler söylenilmesine, özellikle sevip değer verdiğimiz insanlar tarafından hakkımızda kurulmuş olumlu cümleler duymaya çok ihtiyacımız var. Bunu gerçek hayatta yapamayınca yani ne biz en yakınımızdakilere, en sevdiklerimize, en çok hemhâl olduklarımıza böylesi güzel cümleler kurup ne de kendimiz etrafımızdan böyle şeyler duymayınca, zannediyorum ki bu ihtiyacımızı sanal âlemde giderme yoluna gidiyoruz…

Bazı internet siteleri, kişilerin isimlerine göre, yüz hatlarına, mimiklerine, burçlarına, sevdiği renklere, vücut yapılarına hatta parmak şekillerine varana kadar kişilik testi veya özelliklerinin analizini yapıyor. Son günlerde haddinden fazla artan bu uygulamayı yapan insanların, bu testlerin sonuçlarını özellikle sosyal medya ortamında paylaşması da bizim gözümüze fazlaca takılmasına sebep oluyor tabii.

“Şu soydan geliyorsun, şu karakterdesin, şu özelliklerin var, şöyle anlayışlısın, şöyle güzelsin, şöyle sevecensin, şu kadar sabırlısın, şu kadar merhametlisin, şu kadar güvenilirsin, yüz hatların şunu anlatıyor, parmak şeklin seninle ilgili şöyle söylüyor, vücut tipin, hakkında şu tüyoları veriyor, siyasi parti lideri olursan şöyle olur, isminin anlamı şudur, burcunun şöyle olağanüstü özellikleri vardır, kaş yapın şöyle, kirpiklerin böyle, burnun öyle…” gibi çoğu zaman komik de olabilen yorumlar ortalıkta dolaşıyor ve testlerin muhatapları, arkadaşlarının bundan haberdar olmasını isteyip hatta yorum yapmasını bekliyor.

Bu olayı ele alarak kişisel bilgilerimizi verip, fotoğraflarımızı yüklediğimiz internet sitelerinin güvenilirliğinden, böyle yollarla bizimle alakalı verilere kolaylıkla ulaşabiliyor olmalarından veya fotoğraflarımızı uygunsuz şekillerde kullanma ihtimallerinden bahsetmeyeceğiz. Bu, olayın ayrı ve sürekli dile getirilen bir boyutu. Bizim bahsetmek istediğimiz şey ise daha farklı. Daha içsel, daha duygusal...

Mesele aslında hepimizin, çocuk, büyük, kadın, erkek ne olursak olalım veya yaşımız, statümüz ne olursa olsun fark etmez, değerli olduğumuzu hissetmeye duyduğumuz ihtiyaç. Mesele, kişisel kabiliyetlerimizin, güzel özelliklerimizin, göze çarpan meziyetlerimizin veya dışa vuramadığımız içsel güzelliklerimizin sevdiklerimizce dile getirilmesi, değerlendirilmesi ve takdir edilmesi. Mesele kurulmuş güzel cümlelerin öznesi, memnuniyet belirten bakışların odağı, iltifatların ve iyi temennilerin muhatabı olmak. Öyle olmasa gün geçtikçe komikleşen böylesi testler çıkmazdı sanıyorum.

Asıl acı olansa bu durum hepimizce malumken ve hepimizin değişmez bir ihtiyacı iken biz de hemen hemen hiç kimseye güzel cümleler kurmaz, kimseyi takdir etmeyiz. İnsanların en ufak hatalarını dahi yüksek sesle dile getirirken güzel özelliklerini içimizden değerlendirir hatta çoğu zaman haset ettiğimizden onu bile yapmayız. En yakınımızdakilerin her türlü şahsi eksikliğini, bedensel kusurlarını hem arkasından konuşup eleştirir hem de ima veya kinaye yoluyla yüzüne vururuz fakat içten içe hayran olduğumuz taraflarının üstüne bile basmayız.

Oysa “Marifet iltifata tabidir” derler. Nebevi metot da bu değil midir zaten? Allah Rasulu bir kişiye yanlışını söyleyeceği zaman mutlaka önce onun güzel özelliklerine dikkat çekerek söze başlayıp asıl diyeceğini sonra yumuşak bir üslupla söylermiş. Önce insanın ruhunu onarıp sonra ufak tefek eksikleri giderme yoluna gidermiş. Bunu yaparken bile kırmamaya, incitmemeye, hasar bırakmamaya özen gösterirmiş.

Belki pek çoklarına polyannacılık gibi gelecek bu konu ziyadesiyle önemlidir aslında. Çünkü içeride bu duyguları yaşayamamış insan bu ihtiyacını dışarıdan giderme yoluna gidecektir. Eşler birbirlerine güzel cümleler kurmayınca sanaldaki cümlelerde kendini bulacaktır. Koca karısına iltifat etmeyince kadın romantik dizilerin başrollerine takılacaktır. Kadın kocasının ruhunu onaran şeyler dile getirmeyince adam dışarıda soluğu alacaktır. Anneler ve babalar evlatlarının güzel yönlerini takdir etmeyince evlatlar sahte gülücüklere kanacaktır. Arkadaşlar birbirlerinin meziyetlerine ve hünerlerine tebessüm ile mukabele etmeyince bir şeyler yarım kalacaktır.

Evet, itiraf edelim ki hepimizin güzel şeyler duymaya ihtiyacı var. Güler yüze, tatlı dile ihtiyacı var. Hepimizin yüreklerimize dokunulmasına ihtiyacı var. Tek bir kimse yoktur ki, kendisiyle ilgili kurulmuş tatlı cümleleri ve o cümlelerin sahibini unutmuş olsun. Çünkü Efendimiz aleyhissalatü vesselamın “Sadaka” olarak kabul ettiği güzel söz ve güler yüz, yüreğe dokunan bir eylemdir. Yürek ise acı, tatlı, hissettiği şeyi asla unutmaz!

O zaman başkalarından beklemektense önce kendimizden işe başlayalım. Çocuklarımıza, eşlerimize, anne babalarımıza, dost ve arkadaşlarımıza karşı güler yüzlü olalım. Teknolojik imkânların işimizi kolaylaştırdığı bu zamanda sevdiklerimizi mutlu edecek adımlar atalım. Bin tane olumsuz özelliği de olsa biz bir tane iyi yönünü bulup onu konuşalım. Güzel gözlerine, güzel meziyetlerine, çalışkanlığına, anneliğine, arkadaşlığına, cesurluğuna, dürüstlüğüne, kadirşinaslığına, ilme düşkünlüğüne, Îslamî hassaslığına, ibadet şuuruna, atikliğine, sevecenliğine, titizliğine, becerikliliğine, zevk sahibi oluşuna, dik duruşuna, vakurlu oluşuna, gayretine, maddi manevi, bedensel ruhsal, mantıksal duygusal tüm güzel yanlarına dikkat çekelim. Biz güzel taraflarını görünce hem bizim hayata bakışımızın hem de insanların bize bakışının nasıl değiştiğine şahit olalım. Çok da zor bir şey değil aslında...

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Meryem Nida - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?