Günde beş vakit namaz kılanlar şükreden kul değil mi?

Zaman zaman bazı yazılarda ve birçok kitapta Peygamber Efendimizin bacakları şişecek derecede sabahlara kadar namaz kıldığı ve bunun üzerine Aişe (ra) validemizin O’na: “Ya Resulellah senin gelmiş geçmiş ve gelecek günahların afvedildiği halde niçin sabahlara kadar namaz kılıyorsun” demesi üzerine Resulullah Efendimizin cevaben: “Şükreden kul olmayayım mı” dediği yazıldığını görüyoruz.

Ekim 2017’nin son Cuma namazını Bolu’nun bir mahallesinde kıldım. İmam efendi hutbede aynı şeyi okudu. Yani Peygamberimizin sabahlara kadar ayakları şişercesine namaz kılması üzerine eşi Aişe validemizin aynı soruyu sorduğu ve Peygamberimizin “şükreden kul olmayayım mı?” diye cevap verdiğin hutbede okudu. Namazdan sonra o ifadenin yanlış olduğunu, düzeltilmesi gerektiğini genç hocamıza ifade ettim.

Akşama doğru Bolu rampasındaki Bakacak köyündeki lokantasında “Hacı bey” lakabıyla meşhur dostumu ziyaret edip sohbet esnasında aynı konuya geldik ve Hacı Bey: “Burada da aynı ifade kullanıldı” demez mi? Buradan anlaşıldı ki hutbe Ankara’da hazırlanmış ve hata Ankara’nın. Koca TC. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bu hatayı devam ettirmesi gerçekten üzücüdür. Sarf ilmine sahip herkesin anlayacağı bir hadisi şerifin öteden beri yanlış tercüme edilmesinin büyük bir ihmal olduğu açık!

Mezkür Hadis-i şeriflerinde Sevgili Peygamberimiz o noktada “Efela ekünü abden şeküra” ifadesini kullanmıştır. Azıcık Etimoloji (iştikak) ve Sarf bilgisine sahip olanların anlayacağı üzere “Şekür” kelimesiyle “Şakir” kelimesi farklıdır ve birincisi çok şükreden anlamındadır. Şakir ise kısaca şükreden demektir. Dolayısıyla beş vakit namaz kılanlar şükreden kuldur. Nitekim “Essalatü camiatün liaksamişşükr” buyrulmuştur; yani namaz şükür kısımlarını içine almaktadır. Dolayısıyla 5 vakit namaz kılanlar eğer gösteriş için kılmıyorlarsa hepsi şükreden kuldur. Hal böyle iken Sabahlara kadar namaz kılan Peygamberimizin bunu çok gören eşine “şükreden kul olmayayım mı?” demesi mümkün değildir. O yüce Peygamberimiz “Çok şükreden kul olmayayım mı?” demiştir; ama bazıları bunu yanlış olarak aktarmakta ve şükretmiş olabilmek için sabahlara kadar namaz kılmak gerekirmiş gibi anlam kargaşasına düşülmektedir. Diyanet işleri Başkanlığı Din Eğitimi ve İrşad Başkanlığı bu yanlışın önüne geçmelidir.

Bazı Kur’an tercümelerinde de birçok tercüme yanlışı vardır. Her Müslümanın ezbere bildiği “TEBBET” suresindeki “TEBBET YEDA EBİLEHEBİn VE TEBBE” ayeti bunlardan biridir. Yanlış aşağı yukarı şöyle: “Ebu Leheb’in elleri kurusun ve kurudu da” Bu ifadeler kesin olarak Allah’ındır. Öyleyse Allah niçin “elleri kurusun” deyip beddua etsin? Başka bir Allah mı var ki ondan istesin? Kurutmak istiyorsa hemen kurutamaz mı? Ve niçin “kurudu da” deyip daha olmayan bir şeyi ifade etsin. Evet! Bu sure indiği zaman henüz Ebu Leheb’in elleri kurumamıştı. Bir hayli zaman geçtikten sonra kurudu. Hatta gömülmeden kokmaya çürümeye başlamıştı. Tebbet kelimesi mazidir, yani dili geçmiş zamandır. Ama Türkçemizde olduğu gibi Arapçada da ilerde kesin olarak olacak bir şey muzari (şimdiki zaman) bildiren kelimelerle değil kesinlik ifade etsin diye mazi (dili geçmiş) zamanı bildiren kelimelerle ifade edilir. Tebbet suresinin birinci ayetinde bu kural uygulanmıştır. İlm-i maani’de bu husus açık olarak yazılıdır. Öyleyse bu ayetin doğru manası: “Ebu Leheb’in elleri (dünya ve ahreti) kesin olarak kuruyacak ve kendisi de” şeklindedir.

Buna benzer Kur’an-ı Kerim’in birçok yerinde yanlış tercümelere yer verilmiştir. Meslektaşlarımın, İlgililerin ve özellikle Diyanet işleri Başkanlığı’nda ilgili biriminin dikkatini çekiyorum.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar M. Hamdi Güner - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?