Gizle

Binalar ve zinalar

İki konuda hata yaptık:

Biri bina, diğeri zina!

Devletin en üst kademesinden bu itiraf edildi.

Betonlaşma sonucu İstanbul’a ihanet edildiği ve AB istediği için zina yasağını kaldırma yanlışlığında bulunulduğu açıkça ifade edildi.

Hatadan dönmek erdemdir ve hatanın neresinden dönülürse kârdır elbette.

Boşuna dememişler ‘kıyamet alameti bilimcileri’: ‘Bir ülkede binalar ve zinalar arttığında, kıyamet yaklaşmış demektir!’

Artık bu kıyamet nasıl bir kıyamettir, büyük kıyamet mi, küçük kıyamet mi, yoksa kızılca kıyamet mi onu bilmiyorum.

Bildiğim bir şey varsa, o da şu: ‘Yapım gibi gözüken nice şeyler vardır aslında yıkımdır.’

Yıkım iki türlüdür: ‘Çevresel yıkım, toplumsal (ailevi) yıkım.’

Sanırım bizim ülkemizdeki örneği ‘yaparak yıkma’, ‘inşa adına imha’dan başka bir şey değil.

İLK ADIM: KİMYASAL HADIM

Toplumdaki artan çocuk istismarına karşı ceza kanununda yeni düzenleme yapılması düşünülüyor. Adalet Bakanı Abdülhamit Gül geçtiğimiz günlerde yaptığı basın toplantısında ‘kimyasal hadım’ çözümünün 2-3 gün içerisinde gündeme gelebileceğini söyledi. Bu uygulama Birleşik Krallık, ABD, İsrail, Hindistan, Avustralya, Arjantin ve Rusya gibi ülkelerde cari olan bir uygulama. Çocuklara istismar ve cinsel saldırıda bulunan mahkûmlara uygulanan bu yöntemle suçlunun testosteron hormonunun azaltılması hedefleniyor. İstismar dışarıda ve sokakta olduğuna göre çocuklara karşı bu tür sapkınlıkta bulunan kişilerin istismarı nasıl engellenebilir? Kuşkusuz aile ve okul başta olmak üzere birçok birim çocukları bu konuda uyarabilir, koruyucu önlemler geliştirebilir. Fakat en önemlisi toplumsal kokuşmaya yol açan bu marazi kişiliklerin nasıl böyle bir iğrençliği gerçekleştirdiklerinin köküne inmek gerekiyor. Bataklıkları kurutmak, fıtratı korumak, değerleri toplumda daha bir hâkim kılmak ve mümkün mertebe bu tür haberlerin toplumsal zihinleri kirletircesine toplumsal dolaşıma gereksizce sunulmaması icap ediyor. İnsani değerler ve toplumsal dinamiklerimiz sadece kitap sayfalarında hayata hiç sürünmeksizin öylece kalmamalı. Günlük hayatımızda ve toplumsal ilişkilerimizde mutlaka bir karşılığı olmalıdır kürsüde konuşulan, derslerde anlatılan ve kitaplarda yazılanların.

NE DİNLEYEYİM DİYENLERE KÜÇÜK BİR ÖNERİ

Göz gözü görmüyor sanatsızlıktan. Kimsenin kimseyi dinlediği yok. Büyük-küçük dengesi geleneksel anlamından çoktan firar etti. Büyüklük güç, iktidar ve makamla eşitlendir hale geldi. Bilimi küçümsemek vaka-ı âdiyeden sayılıyor artık. Televizyonları birkaç saatliğine kapatın. Bütün sesli cihazları susturun. Hocalarınız, üstatlarınız, mürşidiniz kimse bir süreliğine unutun. Kütüphanenizdeki kitaplarınıza sırtınızı dönün. Pencereyi kapatın. Oturun ve sadece kendinizi dinleyin. Vicdanınızın sesine kulak verin. Emin olun kendinizden çok şeyler işiteceksiniz. Dünyanın geçiciliği, kavgaların yersizliği, mal, mülk, şöhret, makam ve paranın en büyük fitne olduğu ve ara açtığını öğreneceksiniz. İnsanın kendisini dinlemesi öyle çok kişiye nasip olabilecek bir şey değil. Bir deneyin derim.

ROMAN OKUMAK İYİDİR

Yazmak meşakkati göze almaktır. Roman yazmak meşakkati meşakkat içerisinde yaşayarak yazmaktır. Roman zaman-mekân ve insanı bütün hayatıyla kuşatan bir alan olması hasebiyle çok müstesna bir dikkat gerektiriyor. Öyle bir dikkat ki başta romanın başkahramanı olmak üzere bütün roman kişilerini kontrol altına almak, izinsiz yapabilecekleri en ufak bir atraksiyon karşısında teyakkuzda olmak gerekir. Roman yazmaya cesaret etmek birden fazla karakterin zaman-mekân ilişkisinin izini sürmek değil, izini çizmektir. Roman yazarı aynı zamanda bir tür kader çekip çeviricisidir. Zorluğu biraz da buradadır. Roman yanına başka bir türü yanaştırmaz. Ya romancı olacaksın ya romancı. Şair romancı, romancı denemeci gibi ikili üçlü kimlikler roman yazarının üzerinde sırıtır. Benim için roman okumak uzun bir yolculuğa çıkmak gibidir. Zihnimi okuduğum romana hazırlarım. Ne de olsa yolda ne ile karşılaşacağım belli olmaz. En son okuduğum Yasemin Karahüseyin’in Hemzemin romanını böyle bir hazırlıkla okudum. Kısa süreliğine aynı istasyonu paylaşan insanların iç dünyalarına yapılan yolculuğu okuyucusuyla paylaşıyor Yasemin Karahüseyin. Bu istasyon neresidir sorusunu herkes kendi yaşamsal tecrübesiyle cevaplandırabilir. Romanın başkarakteri olan Kader herkesin yaşam serüveninden süzülüp gelen bir kişilik. İnsanın üzerindeki insanı anlatıyor bu roman. Belki de bizi veya bizimle ortak noktayı düşleyen birini. Daha önce Âdemin Kanadı ve Zan adlı romanlara başarıyla imza atmış olan Yasemin Karahüseyin bu son romanıyla da ustalığını tescilliyor. Sevgili okur, bu romanı okumanı tavsiye ederim. Belki herkesin toplandığı o kalabalık istasyonda sen de varsındır. Kendini görebilirsin. Zira kendini görmek kendini bilmeye doğru giden yolun başlangıcıdır. (Hemzemin-Yasemin Karahüseyin-Şule yayınları)

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Hüseyin Akın - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

01

Abdurrahman Sedar - Binanın ve zinanın (ve de bina sahibi çobanların) çoğalması BATI MEDENİYETİNİN bir nişanesidir, her şeye rağmen. AKP'yi ise, bu noktada kimse suçlamıya kalkmasın. Cumhurbaşkanının söylemine de kulak asmayın. Bina ve zinayı çoğaltmadaki iyi niyet ve gayreti şudur, AKP'nin : bu sözün Sahibi Hz. Muhammedi yanlış çıkarmamak ve de gaip ve ahir zaman bilgilerine sahip olduğunu fiilen isbatlayıp, popüleritesini ziyade artırmak !

Asıl mes'ele, fikir namusuna, inanç namusuna sahip kişilerin şu soruyu SORMAMASI : Kıyamet mi koptu ki, AK Parti İktidar olalı beri 15 sene içerisinde, nasıl oldu da ZİNA ve Mahsulleri KAT be KAT çoğaldı ? Aile Boşanmaları arttı da arttı, Aile davaları ve ona bakan AİLE Mahkemeleri (Mesela Gaziantep'te) YARıM Asliye Hukuk Mahkemesi var iken, 20 MİSLİ ARTARAK 10. Aile (asliye) Mahkemesi kuruldu ? Kadına şiddet ve öldürme olaylarının artış hızını, oranını ve sayısını ise, siz sorun, Adliye vekili cevablasın.

Ama şu da başka bir göstergedir, çok çok sevindiricidir ! Bir din hocasının ( Cami İmamı) nın OĞLU bakan, KIZI ise, parti görevlisi olabilmiştir. Bu Cumhuriyet sayesinde. Nerede, o pis Osmanlı. Elbette ki, Namaz Kıldırma MEMURLARI nezdinde Türkiye ÇAĞ atlamıştır. DİN daha nasıl yücelebilir ? Bu Cumhuriyet, bu nimetleri de sunmuştur, bu aziz millete. Misaller çoğalıtılabilir

Peygamberin - kıyamet alametlerine ilişkin beyanlarının) teyidi de CABASI .

Mehmet Şevket Eygi beyin tesbitine ve diline sağlık dememek mümkün mü ? :

Köy Kültürü ile (terk edilmedikçe) İslam yayılamaz (ve anlaşılamaz) ve

Siyasal İslam (sulandırılmış-kişisel) geliştikçe Hakiki (ÖZ ve HAS) İSLAM geriye gidiyor.

Anlaşılan IŞIK Partisi daha yanmadan kesilince (şahsi menfaatlere kurban edilince)

Memleketin ışığı söndü !

Yanıtla . 1Beğen 22 Şubat 11:39

Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?