Gizle

Ahtapotun kolları

Adı konulmuş, nitelemeleri çokça yapılmış, tarihi, siyasi ve kültürel olaylar ile ilgisi, uygun olup olmadığına bakılmaksızın örneklendirilmeye gidilmiş olmasına rağmen emperyalizm, yani sömürgeciliğin diyalektiği üzerinde tam bir bilinç mutabakatı oluştuğu söylenemez. Diyalektiğini, bir anlamda mantığını kabataslak betimlemeye çalışanlar olagelmiştir. Sözgelimi, edebiyatçılar arasında durduğu yer itibariyle dikkat çeken biri, Attila İlhan bunlardan biridir. Şiirleri başta olmak üzere roman, deneme ve diğer sanat kolları alanında da (mesela sinema, televizyon) ürünler ortaya koymuştur. Türkiye’deki bilinen soldan ayrı ve farklı bir yol açmaya yaşadığı sürece uğraşıp durmuştur. Ancak tarih, kültür itibariyle yaşadığımız topraklara kökten bağlılığı belirgindir. Bazı yönlerden eleştiriye açık olmakla birlikte, siyasi, iktisadi, toplumsal çalkantıların sürüp gittiği ‘70’li yıllarda yazılan bir yazısındaki tesbitlerine bir göz atmak yerinde olabilir. Yazının yayınlanış tarihi 21 Şubat 1979, buna tevafuk da denebilir.

“Emperyalist sistem, ahtapot kollarını başka bir ülkeye (mesela Afganistan, Irak, Suriye gibi. İK) attı mı, önce o ülkenin içinden ve halkından, kendine yardımcı olabilecek kişiler arar. Bu kol atış ekonomiktir (altını ben çizdim İK), diyelim ki İngiliz ya da Fransız (bugün asıl olarak Amerikan ve Siyonist İsrail, İK) emperyalizmi Türkiye’ye girecek, amacı hammaddelerimizi ucuza kapatıp, mamul maddelerini pahalıya satmak, bunun için Osmanlının halkını, dilini, görgü göreneğini bilen kişilere muhtaçtır, koskoca kefere gelip de Aydın içlerinde incir, Zonguldak’tan kömür, Balya’dan simli kurşun çıkaramaz ya, ona aracılık edecek kişileri bulması, bu kişilerin onun adına bu el ve ayak işlerini yapması gereklidir. Giderek komprador ticaret burjuvazisi diyeceğimiz bu kişiler, çıkarlarıyla emperyalist sisteme bağlanırlar, çünkü yaşama nedenleri, mutlulukları, refahları, sistemin sömürüsünün devam etmesine bağlıdır.

Emperyalist sistem, diğer ülkelerdeki komprador burjuvazisini iki yoldan sağlamıştır; birinci yol, misyonerler yoludur: Hıristiyanlık adına bütün dünyaya yayılmış olan papazlar, çeşitli Hıristiyan okulları yok mu; bunlar, her gittikleri ülkede, ait oldukları emperyalist ülkenin çıkarlarına uygun bir vatandaş kuşağı, hatta kuşakları yetiştirirler. Öyle ki, bu okullardan çıkanlar, artık yurttaşı oldukları ülkenin değer ölçülerine göre değil, yetiştikleri okulun, dolaylı olarak o okulun bağlı bulunduğu yabancı sistemin değer ölçülerine göre yaşar ve düşünürler. İlerde, sistemin bir büyük tekeli, ya da şirketi, kendi dilini de, sömüreceği ülkenin dilini de bilen bir temsilci aradı mı, işte bu dinsel yoldan yetiştirilmiş kişi hazır elinin altındadır.

İkinci yol, yine dinsel bir yoldur ama pek misyonere ihtiyaç göstermez; zira çok uluslu bir topluma dalacaklardır, orada haliyle kendi dinlerinden topluluklar bulurlar; o zamana kadar yöresel yönetimle kaynaşmış, kendisini içinde yaşadığı toplumdan ayırmayan halkın aklını çeler; dinsel yakınlıklarının altını çizerek, onu gerçek ve doğal kültürlerinden koparıp, kendi kültürlerine eklerler; sonra da, ekonomik çıkarları için kullanmaya başlarlar.

Ama şu nokta önemli, ister birinci yoldan, ister ikinci yoldan olsun, komprador burjuvazisi, şaşmaz bir şekilde komprador kültürü ile birlikte yetiştirilir.(...) komprador burjuvazisinin kültür ve sanat değerleri, mutlaka metropolün, ana sömürücü ülkenin kültür değerleri, sanat değerleridir. İçinde yaşadığı toprağın, kültür ve sanat değerleri değil.(...) sistem, kompradorun yerli halkla arasındaki uçurumu genişletmek, böylelikle sömürüyü kolaylaştırmak için; komprador kültürünü edinmiş azınlığa, yerli ve geleneksel kültürü küçümsemeyi öğretir.” (Attila İlhan, Hangi Edebiyat, 4. basım, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2015, s. 274-276.)

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar İsmail Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?