Kim korkar muhalefetten?

Muhalefetten niçin korkarız?

Bir; Kendimize güvenemediğimizden.

İki; Fikirlerimizden emin olamadığımız için.

Üç; Korkmak işimize geldiğinden dolayı.

Dört; Savunacak bir şeyimiz kalmayacağından endişe duyduğumuz için.

Sorduğum sorunun cevabı belki bu dört şık, belki sadece biri ya da ikisi. Sebep ne olursa olsun sonuç değişmiyor: Birinin bizi ya da gidişatımızı eleştirmesi işimize gelmiyor.

İyi de bizim ‘işimiz ne ola ki?’

Her konuda isabetli olduğumuzu millete inandırmak gibi bir işimiz var sanki.

Gece gündüz bu işte çalışıyoruz.

Hele bir eleştiri yapa gör birilerini, teker teker gelmezler, bir orduyu da peşine takarak gelirler.

Küfür, sövgü, hakaret gırla gider.

Gemi azıya alırlar.

Muhalefet eden adamı ‘huysuz’ ve ‘uyumsuz’ bilmekte üstümüze yoktur. İtiraz edeni sorunlu insan görmek gibi süregelen bir alışkanlığımız var.

Muhalefet olmasaydı tevhit mücadelesi olmazdı. Muhalefet olmasaydı Mekke’de kalınırdı, Medine’ye göçülmezdi.

Olup biten sineye çekilirdi.

Düşünülmekle kalınırdı, taşınılmazdı. Fikirlerimiz ve düşüncelerimiz taşınmaz mal gibi olurdu.

‘Karşı çıkmak’ karşıda olmak ya da karşıdan bakmak değildir. Yanında durup göremediğini göstermektir muhalefet.

Ne de olsa göz kendini göremez.

Göze kendini göstermeye giderken gözünden olmayı göze almaya muhalefet denir.

Bu tanımın ders kitaplarında bir karşılığı yoktur.

Sıkı sıkıya sarıldığı yanlışını vatanı bilen, orada doğduğunu ve ondan doğduğunu sanan kişilere yanlışını hatırlatıp doğruyu söylediğinizde beyinleri gıdıklanıp karıncalanıverir. Oysa ne güzel yanlışınızla sarmaş dolaş yaşıyorsunuzdur.

Hatalarınızla tatlı rüyalara dalmışsınızdır.

Biri kalkıp size ‘bu değil, o!’ diyor.

Olacak şey değil(!)

Hoşunuza gitmeyen şeydir muhalefet. Hoşunuz kendinden olmayanı kendine davet etmez, davetsiz geleni de kapısından kovar çünkü.

Aklınız ve vicdanınız hayatınızın tüm masraflarını karşılayamadığı için, hoşunuza havale etmişsiniz bütün geleceğinizi. O ne derse odur.

Ah kendini değiştirmek ve de ah kendini geliştirmek sen ne zor şeymişsin öyle. Bir ömür bir adamı bir durakta yağmur yağış soğukta bekletirsin de ona ömrünün hiçbir safhasında ‘otobüs gelecek’ sevinci yaşatmazsın! Ne otobüs kalmıştır aklında ne de ‘gelecek’ umudu. Şimdi yoldan birisi bu durumu görüp de dese ki: ‘Boşuna bekliyorsun buradan otobüs geçmez hemşerim!’ Başına gelecekleri düşünmek bile istemiyorum. N’olur siz de başınıza gelecekleri düşünmek istemeyin.

SANAT YA HU!

İsmail Erdoğan’ın ilk kitabı. Sanata dair birikim ve duyarlığını denemeye tahvil etmesi, denemenin denenmeye en müsait alan olmasıyla ilgili olsa gerektir. Bu, bundan sonrası gelecek demektir aynı zamanda. Altı bölümden oluşan kitapta sanat bütün meseleleriyle ve cepheleriyle ele alınıyor. Sanatla ilgili ayrıntıları kuramlar içerisinde kaybolmadan konuşma dilinin sadelik ve sıcaklığı içerisinde işliyor İsmail Erdoğan.

‘Çığlık Çığlığa Sanat’ üzerine yazarken şu cümleye dikkat: ‘Afili bir giriş yaparak diyeyim ki sanat, göklerle iletişim kurmaktır.’ İyi bir deneme yazarı olmak için yüksek hissiyat, iyi bir gözlemcilik ve aynı zamanda okumada çeşitlilik gelir.

İsmail Erdoğan sanat ve din ilişkisini bu yetkinliği ile çözmeyi başarabilmiş bir yazar. Sanat’ın tanımı, sanat-zanaat farkı, tevhidi bağlamda sanat, felsefe sanat ilişkisi, sanat eğitimi, pornografi ve sanat, evrensel sanat, ifsat ve de ıslah edici yönüyle sanat, sanatta içe dönüklük, resim ve günah ilişkisi, sanat-ahlak ilişkisi, mesenlik, sanat ve emek, sanat ve propaganda, modern sanat ve çıkmaz, yeni bir sanat dili, sanatkâr kimdir, dâhilik ve delilik arasında sanat… Kitapta yer alan başlıklardan bazıları.

Denemeyle makale bütünlüğüne ulaşabilmek ustalık gerektiren bir şeydir. İsmail Erdoğan’ın bunu başardığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Didaktik unsurları denemenin samimi ve informel atmosferini hiç bozmadan yazıya yedirebilmek böyle bir şey olsa gerektir. Okunur bu kitap sevgili okur! Hiç durma lütfen oku, sanat ya hu!

(İsmail Erdoğan-Sanat Ya Hu-Şule Yayınları-Kasım 2017)

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Hüseyin Akın - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?