Reklamı Kapat

Bir Önemli Mesele; Ahlak

            Bir toplumu yeryüzünden kaldıran, helak eden konuların başında toplumda ahlaksızlığın yaygınlaşması gelir. Ahlak dediğimiz hayatın her alanına sirayet eden düşünceden davranışlara, insan ilişkilerinden uluslararası ilişkilere kendini ortaya koyan göstergedir. Bizim Peygamber Efendimiz (sav), “Ben, ancak güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.” Yani Müslümanlar ahlak meselesini gündemlerinin birinci meselesi yapmalıdır. Alışverişlerinden devlet ile kamu ile ilgili olan konularda da ahlaklı olmak zorundadırlar. Yaşadıkları ülkelerde mevcut kanunlar müsaade etse bile hakkı olmayana el uzatmaz, devlet eliyle kumar oynatılsa da kumar oynamaz… Müslümanlar ailelerinden başlayarak yaşadıkları dünyaya ahlak nizamını tesis etmek için çalışır.

            Sosyal hayatta aksaklıklar olunca toplumlar olayın temeline inmek yerine genellikle bir günah keçisi bulup yargılarlar. Sonunda da günah keçisini mahkûm ederler ve vicdanlarını rahatlatırlar. Bizim toplumda da “ahlak” konusunda günah keçisi hazırdır: gençler, yeni nesil. Ahlak konusunda ağzını her açan önce gençlere dokundurur, “Müslüman gençlere tavsiyeler” der, ifsat edicilerin propagandalarından en fazla etkilenmekle gençler suçlanır. Günah keçisine günah yüklenir. Ama gel gör ki mesele aşılmamıştır. Çünkü meselenin temeline inilmemiştir. Vaizler kürsülerde ahkam kesmenin vicdan rahatlığını yaşar. “Bizim zamanımızda biz böyle miydik?” sözlerini söyleyen büyükler de sorunu çözmeye gayret etmenin değil de, başından savmanın rahatlığını.

            Lakin Allah’ın istediği bu değildir. İslam’a göre bir Müslüman bir kötülük gördüğünde onu eliyle, diliyle ve hiçbirini yapacak muktedirlikte olmazsa kalbiyle buğz etmek zorundadır. Bizim büyüklerimiz de meselenin temeline inmeli; konuşmanın, vaaz vermenin ötesine geçerek toplumda artan ahlaksızlığın kaynaklarını bulmalıdır. Bataklığın ürettiği sivrisineklere lanet okumaktan vazgeçip bataklığı kurutmanın yollarını aramalıdır.

            Bu konuyu konuştuğumuz kişiler hemen ellerindeki “İslam’ın hükümleri yaşanmıyor ki!” kartını kullanırlar. İslam’ın yaşanması için ne yaptıklarına bakmaksızın, bir kötülüğü kaldırmak için teşkilat/örgüt kurmaksızın. Fikir ve aksiyon insanları ile gerekli platformlarda çalışmalar yapmaksızın. Çünkü bulunulan konfor alanı kendi yaşamını idame ettirmeye yetmektedir.

            Liseli ve üniversiteli gençlerle zaman zaman sohbet ederiz. Karşılıklı düşüncelerimizi paylaşırız. Eğitimci olarak katıldığımız bir programda gençlerin çoğu ortak ifade olarak şunu söylemişlerdi: “Biz de biliyoruz az çok doğru ile yanlışı. Biz de iyi, güzel işleri yapmak istiyoruz. Ama içine itildiğimiz sistem haramdan başka yol bırakmıyor. Doluya koyuyoruz almıyor, boşa koyuyoruz dolmuyor. İş hayatında, okul hayatında, sosyal hayatında hep vicdanlarımız ile karşı karşıya bırakılıyoruz.” Kürsülerde ve köşelerinde gençlere tavsiyeler vermeden önce gençleri bir dinlemek gerekiyor. Hele de büyüklerin kurmuş olduğu, seçmiş olduğu sistemin açıklarını, ahlaksızlıklarını gençlerin omuzlarına yüklememek.

            Ahlaksızlık meselesinin temeline inmek adına bir adım olması umuduyla mimar Turgut Cansever’in şehir inşa etmek adına yaptığı çalışmalardan bir bölümüne yine yer vereceğiz köşemizde. Şehirleri planlamaya dair, insanca ve Müslümanca yaşama dair yapılan çalışmalarda Cansever şunları tarihe not düşmüş: “Dünyanın hiçbir yerinde projesi olmadan bir iş yapılmaz. Önemli projelerde işinin ehli olan mimara verilir. Projeler yapıldıktan sonra onu tatbik edebilecek müteahhitler aranır. Türkiye’de, Meclis’te iş Emlak Kredisi Bankası’na veriliyor. Banka da işi, müteahhitlere veriyor. Tabii esas amacı kâr etmek olan müteahhit, kâr oranını artırmak için bütün gayri ahlaki olarak kullanıyor. Türkiye'de devlet böyle olunca, halkın davranışları da yozlaşıyor. Her yapıda geliştirebilecek ‘güzel yapılar’ meydana getirme tavrı, yerini daha çok kazanç getirecek ‘müsaadeler alma’ tavrına itti. Bu tavır da, bütün toplumu etkileyen bir gayri ahlaki işleyişi gündeme getirdi.”

            Şimdi neden ahlak konusunu şehir kurma ve ev yapımına getirdik? Bir toplumun temeli ailedir. Ailenin güvenli şekilde mahremiyetini koruyarak toplumu dönüştürecek, İslam’ı yüceltecek nesillerin yetiştirileceği mekânlar evlerdir. Klasik olarak ifade edilen İslam’ın ilk tesis edileceği yer evdir. Cansever’in ifade ettiği şekilde ailenin var olduğu mekânda bu yozlaşma yaşanıyorsa toplumda ahlaksızlıktan başka şey tezahür etmezdi.

            Müslümanların son yüzyılda kaybettiği hasletlerinin başında şehir kurmak ve ev inşa etmek gelir. Mekân önemlidir. Peygamber Efendimiz (sav) İslam’ı daha geniş kitlelere ulaştırabilmek için mekânını değiştirmiş; çok sevdiği, doğduğu Mekke’yi terk etmiştir. Yeni yerleştiği şehri de Medine’ye çevirmiştir.

            Elimizde Hz. Adem’den (as) itibaren var olan şehir kurma bilgisi toplumdaki ahlaksızlıkları önlemek için yol açıcıdır. Millî Görüş’ün ifadelendirdiği “Önce Ahlak ve Maneviyat” parolasını bu açıdan da ele almak gereklilik göstermektedir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Elif Örs - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Erdoğan tarafından 'yüzde 5' ek zamla duyurulan 10 bin TL'lik emekli maaşı sizce yeterli mi?