Laf defteri değil amel defteri

Önceki dönemlerde yaşayan Müslümanlar İslam’ı gereği gibi anlıyorlar ve onun için çalışıyorlardı. İmanları onları bu uğurda heyecanlandırıyor ve fedakârlık yapmaya sevk ediyordu. Onlar laf değil iş üretiyorlar ve bunun için de dünyayı titretiyorlardı. Fakat günümüzde ise Müslümanlar iş değil laf üretiyorlar, konuşmaktan iş yapmaya fırsat bulamıyorlar. İmanları onları tahrik etmiyor, Müslümanlara karşı işlenen bunca zulüm ve haksızlıklar konforundan hiçbir şey eksiltmiyor. Bunun için de zillet çukurunda debeleniyorlar. “İşte sana, onların kendi yolsuzlukları yüzünden ıpıssız kalan yurtları!” (Neml, 52)

Çağımız Müslümanlarından kimisi Allah’ın emirlerinden bir kısmını evirip çevirip yok saymakta, kimisi de “bugün bunları uygulama alanı kalmamıştır” diyerek terk edip kenara itmekte ve köşesine çekilerek tembel tembel oturmaktadırlar.

Onlardan bazıları, “Cihadın ve amelin vakti geçmiştir” derken, diğer bir kısmı da ümitlerini yitirmiş bir şekilde Yüce Allah’ın davası uğrunda mücadele etmek için bir yol olmadığını, İslâm ümmetinin dağılmış ve çok hareketsiz olduğunu söyleyerek teslimiyet bayrağını çekmiş vaziyettedirler. Diğer bir kısmı ise dini için sabah akşam ağzında gevelediği birtakım sözleri yeterli görmekte ve kalbi gaflet içerinde yüzerken kıldığı birkaç rekâtla yetinip cenneti garantilediğini zannetmektedirler.

Eğer cennet bu kadar ucuz ise ikinci Akabe Biatı’na katılanlardan ve Bedir ehlinden olan, Allah Resulü’nü evinde 6 ay misafir etmiş sonra da onunla bütün Medine hayatı boyunca tüm savaşlarda yer almış, onunla da yetinmeyip 30 yıllık Rvaşid Halifeler döneminde de aynı inanç ve heyecanla mücadele etmiş ve nihayet Hz. Muaviye döneminde İstanbul’un fethi için oluşturulan İslam ordusuna 93 yaşında olmasına rağmen katılmış ve İstanbul surları önünde can vermiş olan büyük sahabi Ebu Eyyüb el-Ensari’nin bu cehd ve gayreti niye?

Çağımız Müslümanlarından İslam için sözde çok fedakârlıklara katlandığını zanneden bir kısım kimseler de vardır ki bunlar; haftalık ya da aylık olarak dernek ve vakıf ve benzeri yerlerde bir araya gelip idari toplantılar düzenlemeyi iş saymakta, bu toplantılara katılmayı davasının muzafferiyeti için yeterli görmektedirler. Hayır, vallahi! Bu toplantılar amel sahası terk edilerek, halktan ve eylem sahasından kopuk bir şekilde yalnızca haftalık ya da aylık icra edilen mutad toplantılar olarak kaldığı sürece bunlardan hayırlı bir netice alınmaz.

“Mü’minler ancak o kimselerdir ki, Allah’a ve Rasûlü’ne gönülden iman etmiş olup, sonra da imanlarında asla şüpheye düşmezler. Onlar, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla daima cihad içindedirler. Onlardır (iman iddia ve ikrarında) sadık olanlar.” (Hucurat, 15)

İnsanların, özellikle gençliğin üzerine çöken bu tembellik nedir? Kalbleri saran ve ne uyanmasına ne de harekete geçmesine izin vermeyen bu boş vermişlik, bu ümitsizlik niçindir? Hâlbuki bu çağ Allah’ın izniyle her tarafta ve her alanda küfür cephesinin çöktüğü ve İslam’ın şafağının atacağı bir çağdır. Evet İslam’ın şafağı atmak üzeredir ama biraz gayret lazımdır. Küfrün saltanat ve şaşaasının bir an evvel gitmesi için bizim salim kalplerimize ve imanlı bedenlerimize ihtiyacı vardır. Bunun için imanınızı güçlendirmeye ve kalbimizi temizlemeye gayret gösterelim. Davamızın muzaffer olmasının bizim gerek malî ve gerekse bedeni fedakârlıklarımızla mümkün olacağını asla aklımızdan çıkarmayalım. O halde malınız ve canınızla davanız için yardımına koşun. Unutmayın ki sizin yanınızdakiler yok olur gider ama Allah Teala’nın katındakiler bakidir. Allah, müminlerden canlarını ve mallarını, genişliği yerler ve gökler kadar geniş olan cennet karşılığı satın almıştır.

Allah Teâlâ’nın yeri ve gökleri yarattığından beri geçerli olan ve asla hiç değişmeyen sünneti (kanunu) şudur:

“Gerçek şu ki bir kavim kendi kendisini değiştirmedikçe Allah onları değiştirmez.” (Rad, 11)

Bu vesile ile gittiği her yeri hareketlendiren, heyecan uyandıran, birçok hayırlı hizmetin yapılmasına öncülük eden “Allah Teala niye laf defteri değil amel defteri demiştir?” sözü ile bizleri daima hareket sahasına çekmeye çalışan İKEV Yönetim Kurulu üyesi Ahmet Ziya Balcı dostumuzu da şükran ve minnetle anıyorum.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Mustafa Kasadar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?