Oradan Türkiye nasıl görünüyor?

Nerde bir yabancı bir misafir görsem, hemen yanına varıp konuşmak istiyorum. Türkiye dışardan nasıl görünüyor? Bize bakışları, demokrasimize, yönetim biçimimize, gidişatımıza ne diyorlar, ne demiyorlar?

Bu ara, uzak doğudan gelen turist daha çok. Avrupalı sayısı geçen yıllara göre daha az. Amerikalı turist ise yok denecek kadar az… Ortadoğu’dan gelen kardeşlerimiz ilk sıradalar.

Antalya’da Alman bir kafile görünce, özür dileyerek yanlarına vardım. Oradan buradan konuştuktan sonra, sözü ülkemize getirdim… Nasıl görüyorsunuz bizi, dedim.

Önce tedirgin tedirgin birbirine baktılar… Sonra gülüştüler. İyi iyi, deyip geçiştirenler oldu. Genç kadının biri, hoş değil, dedi. Niye? Dedim. Biz sizi seviyoruz, ama başkanınız bize Hitlerin çocukları, diyor, dedi. Yeniden gülüştüler.

Yok, dedim, size demiyor. Irkçılık yapanlara sözü.

Başkası itiraz etti… Hayır, dedi, çok baskın, otoriter, diye ekledi… Başkası da, padişah, dedi.

Dedim ki yanılıyorsunuz… Belki, hukukta ve adalette gerilemeler olmuş olabilir… Türkiye 15 Temmuz’u yaşadı. Darbeyle karşılaştı. Asker üniforması giymiş hainler, millete silah sıktılar, kendi ülkesinin topraklarını bombaladılar.

O ayrı, dediklerimiz ayrı, dedi yaşlı bir kadın. Para veriyoruz, geliyoruz buraya... Seviyoruz. Ama azar işitmek istemiyorum. Azar dediği, sayın Cumhurbaşkanı, zaman zaman Batıya dönüp sözler sarf ediyor ya, o tür beyanatlar, oralarda farklılaştırılarak, baskın bir şekilde kamuoyuna aktarılınca, normal vatandaş, Türkiye cumhurbaşkanının kendilerine hakaret etiğini düşünüyor…

Elbet, ne yaptığınız değil, çoğu kez, nasıl anlaşıldığı da önemlidir.

Onları orada bırakıp, yabancı misafirlerin daha kalabalık olduğu yerlere yöneldim… Kendime bu işleri iyi bilen bir tur rehberini öncü seçtim.

Japonların bakışları hep iyimser… Kem sözleri yok.

Koreliler de öyle… İngilizler, mesafeli. Fransızlar, nedense biraz öfkeli… Almanlardan daha çok agresif gördüm onları.

Amerikalı iki kişiyle karşılaştım, konuşmaya yanaşmadılar. Müslüman kardeşlerimiz bizi bizden daha çok seviyorlar… Onların nazarları müsbet.

Bizim gurbetçilerle sohbet ettim… Dedim ki, oradan burası, Türkiye’miz nasıl görünüyor, nasıl bakıyorlar?

Düşmanca, dediler… Yekten. Yönetimde olanlar, televizyonlara hâkim olanlar, tek taraflı bakıyorlar, bizi karalıyorlar, cumhurbaşkanını kötülüyorlar.

Tek adam diyorlar, keyfi yönetim diyorlar… Karalıyorlar anlayacağınız.

Farklı insanlarla görüşmek, konuşmak iyi oldu… Görünen o ki, Türkiye, ya kendini tam olarak dışarıya, kendi dışımızdakilere anlatamıyor, ya da, bazı hususlarda sakatlıklarımız var…

Elbet, Batı, Amerika önyargılıdır. Bugüne kadar bize bakış açısında hep gizli bir husumet vardır. Batı, bizi hâlâ Osmanlı’nın kendisi gördüğünden, öfkesini saklayamaz.

Bütün bunlar doğrudur… Lakin doğru olan bir şey daha vardır… Hukuku üstün kılmak… Bireyin hak ve özgürlüklerini güvenceye almak… Farklı duruşları ve dışa vurumları normal karşılamak, ülkemizi daha güçlü kılacaktır.

Dışarıdaki düşmanca bakışa verilecek en büyük cevap, adaleti inadına ayakta tutmak ve adaletle hükmetmek… Hak ve özgürlüklerin önünü alabildiğince, şiddete ve bölücülüğe prim vermeden genişletmektir.

Ve doğru işlerimizi ve adımlarımızı dışarıya doğru yollarla, doğru ve etkili bir şekilde anlatmalıyız.

Haklı olmak yetmez, haklılığı anlatmak da mühimdir.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Remzi Çayır - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?