Gizle

‘Bu da Geçer Ya Hû’ deyip çalışmaya devam…

KUR’AN VE İLİM çalışmalarımıza sığınmaya, sabretmeye ve çalışmaya devam…

‘Bitmedi; kaldığımız yerden devam ederiz…’ demiştim; devam ediyoruz…

Elbette, Allah’tan tesirini halk etmesi derin dua ve niyazlarımızla…

‘Bu da Geçer Ya Hû’ diyelim ve çalışmaya devam edelim…

KUR’AN VE İLİM 951’inci hafta çalışmamıza bakalım:

***

‘Peki, suçluları nasıl yargılayacağız?

Önce mağdur olanların adlarını tespit edeceğiz. Kim hapishanede ne kadar kalmışsa günlerini tespit edeceğiz. Asgari yevmiyenin iki misli alınacak ve onlara diyet olarak verilecek. Orada ölen varsa, yaralanan varsa, hafif diyet verilecektir. Bunu devlet yüklenecek, bunların tazminatları ödenecektir. İşkence yapılmışsa diyet de ödenecektir. Ondan sonra failler kasame ile bulunacaktır. Onlara düşen diyetler ağır diyet olarak onlara ödenecektir. Bulunamayanları da o günkü bürokratlar ve görevlilerin dayanışmaları ödeyeceklerdir. Ne var ki bu ödemede görevlinin ve yargıcın bilerek yanlış karar verdiği de tespit edilecektir. Yani o grupta çalışmış ama bunu kâfir olarak değil de inancından dolayı yapmışsa bu diyete katılmayacaktır.

O halde ayetteki “veylün”den şimdi ne anlıyoruz?

Ağır diyete mahkûm etme, ödeyemezse zorunlu çalışma yerlerinde çalıştırma...

Kur’an’da geçen kelimelerin fıkhi manalarını tespit etmemiz ve ona göre fıkıh oluşturmamız gerekir. Bu yalnız bizim yorumlarımızla olacak bir şey değildir. Tüm ilgili öğretmenlerin ve ilim adamlarının ve de tüm ilahiyatçıların görevleri, aldıkları maaşları kendilerine helal ettirebilmek için artan zamanlarında Kur’an üzerinde çalışıp Kur’an’ı anlaşılır ve çağımızda uygulanabilir hale getirmeye katkıda bulunmaktır.

Cezada esas olan kasıttır. Kastın sübutu da çok zordur. Bunun için fıkıhçılar çeşitli usuller geliştirmişlerdir. Başta kendisine sorulur. “Ne sebeple bunu yaptın?” denir. O yaptıklarını kendine göre delillendirirse aksi yoktur demektir. Birilerine tabi olduğu için yapmışsa, “ben buna tabi oldum” derse, neden ona tabi olduğunu açıklaması gerekir. Böylece kendisiyle yapılacak mülakatta yaptıklarını savunuyorsa, o kâfir değildir demektir. Savunup savunmadığına karar verecek ise kendisinin seçtiği hakemin seçtiği başhakemdir.

Adaletin temeli hakemlerdir (HAKEMLİK SİSTEMİ). Kişiyi kendisinin seçtiği hakem mahkûm edebilir. Başhakemi ise iki taraf seçtiği için onun verdiği karara herkes uyacaktır. Hâkimlik sistemini getirdiğiniz bir yargı hiçbir zaman adil olmaz, olamaz. Yargıçlar esastan değil de usulden karar vermektedirler. Bu yapılan zulmün ta kendisidir. Ama onların yaptıkları da kanuna uygun olduğu için kendileri zalim değildirler...’ (s. 11)

***

‘Sermaye (*) 15 Temmuz’u yapmış, ona ses çıkarılmamaktadır. Birçok samimi Müslüman, hata bile etmemiş olanlar hapishanede. Bunu yapanlar zalim değil midirler?

İşte Kur’an bunlar için de bir hüküm koymaktadır.

Dünyada yapılan zulmü saymakla bitiremezsiniz. Bir malı mı ithal edeceksiniz, Sermaye’ye vergi vereceksiniz!

Bir yere Sermaye’den izinsiz para gönderemezsiniz; gönderirseniz, Amerika’da hapishanede olan şimdikiler gibi hapishanede olursunuz!

Sadece bu iki misal bile insanlığın ne kadar gülünç bir durum içinde olduğunu belirtmeye yeterlidir. ABD, ‘siz İran’la benim iznim olmadan alışveriş yaptınız’ diyerek inananları muhakeme ediyor!!!

Evet, bu yapılan zulümdü. Türkiye’de Sermaye’nin yaptığına karşı ordumuzun ve halkımızın azimli davranışları ile yapılan isyan etkisiz hale getirildi ancak şimdi onları tertip edenlerin oyunu ile zulme devam edilmektedir...’ (s. 12)

(*) Sermaye’den kasıt, bütün dünyayı sömürmekte olan “Sömürü Sermayesi”dir.

Bitmedi; kaldığımız yerden devam ederiz…

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Reşat Nuri Erol - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?