Ramazanoğlu Mahmut Sami (k.s) H.z.’nin vefatının 35. Seneye Devriyesi Münasebetiyle Örnek Hayatı

Mahmut Sami Ramazanoğlu, nüfus kayıtlarına göre 1892 yılında Adana’da dünyaya geldi. Babası tarihte Ramazanoğlulları diye bilinen aileden Mücteba Bey, annesi ise Ümmügüssüm hanımdır. Sami efendinin büyük ceddi Abdülhadi bey’in tespit ettiği aile şeceresine göre, Ramazanoğulları’nın aslen Türklerin Oğuz boyunun Üçoklar kabilesinden olduğu ve Hz. Halid b. Velidr.a. nesliyle münasebettar bulunduğu anlaşılmaktadır.İlk, orta ve lise tahsilini Adana’da tamamlayan H. Sami efendi, yüksek tahsil için İstanbul’a geldi. Daru’l-Funun Hukuk Mektebi’ne girdi. Hukuk Fakültesi’ni birincilikle bitirdikten sonra askerlik hizmetini zabit vekili (yedek subay) olarak İstanbul’da yaptı.

Zâhir ilimlerini devrin ulama ve müderrislerinden tamamlayan Sami efendi için sıra manevi ilimlere ve batın imarına gelmişti. Fıtratı necibesinin şiddetli meyli sebebiyle tasavvuf yoluna sükut etti. Devrin meşhur Nakşi tekkesi Gümüşhaneli dergahında bir müddet erbain ve riyazatla meşgul olduktan sonra arkadaşı eski Beşiktaş Müftüsü Fuad Efendi’nin babası Rüştü efendinin delaletiyle Kelâmi Dergahı şeyhi ve Meclis-i Meşayıh Reisi Erbilli Es’at Efendi’ye intisab etti. Kısa zamanda kesb-i kemâlât eyleyip seyr-ü sülukunun ikmalden sonra hilafetle irşademe’zun oldu. Bir müddet daha mürşidinin yanında kaldı ve bilâhere memleketi Adana’ya irşâde muvazzaf olarak gönderildi.

ŞEMAİLİ VE MEPİMİZİN ÖRNEK ALINMASI GEREKEN GÜZEL AHLAKI

Merhum Ramazanoğlu H. Sami Efendi, uzuna yakın orta boylu, nahif bedenli, buğday tenli, seyrek sakallı, kıvırcık saçlı, ela gözlü mücessem bir nur heykeliydi. Muhabbetinden yüzüne bakmak, hele göz göze gelmek kabil olmazdı. Etrafa ziyalar saçan gözlerinin isabet ettiği vücud, tir tir titrerdi. Hatta onun nazarlarından müteessir olup cezbeyle düşüp bayılanlar bile olurdu. Temiz ve düzgün giyinirdi. Sakalı bir tutamı geçmezdi. Saçlarını ya tamamen kestirir veya kulak memesine kadar uzatırdı. Bütün bunlar sünnet-i seniyyeye imtisallerindendi.

Onun hayatında nokta nokta, çiçek bu müjdenin izlerine rastlamak her zaman mümkündür. O çok az yer içerdi. Sohbetlerinde sıkça az yemenin faziletinden çok yemini zararından bahseder bunu ayet, hadis ve hikmetli sözlerle anlatırdı. Kendisi sünnet üzerine günde iki öğünden fazla yemezdi. Yediği zamanda yarım dilimli ekmek ve birkaç lokma katıkla kifaf-ı nefs ederdi. İhvanla birlikte yenildiğinde “İhvanla yenilende bereket vardır ve bundan sual olunmayacaktır.” buyurarak fazlaca yenilmesine müsaade, hatta teşvik ederlerdi.

İstanbul’da bulunduğu yıllarda da Adana’daki gibi bir yandan Erenköy ZihnipaşaCamii’ndeki vaazları ve hususi sohbetleriyle irşad hizmetlerin yürütürken, diğer yandan da Tahtakale’de bir ticarethanenin muhasebesini tedvirle maişetini temin etmekteydi. Onun bu vaaz, irşad ve sohbetlerinden cemiyetin her sınıfından, fikir, zengin, alim, cahil, esnaf, işçi, memur, tüccar ve fabrikatör binlerce insan istifade ederek feyz almış, istikâmet bulmuş ve böylece etrafında yepyeni bir nesil teşekkül etmiştir. İhvanını manevi himaye kanatları altında toplayarak onları cemiyetin her türlü kötü cereyanından korumaya çalışmıştı. 1979 yılında gönlündeki muhabbet-i Resullullah ateşi onu Belde-i Tahriye hicrete mecbur etti. Çünkü onun son arzusu Paygamber şehrinde Hakka’a varmaktı. Nitekim 1957 senesinde yakınları kendilerine Eyüp Sultan’dan kabir yeri almayı teklif ettiklerinde;

-Herkesi arzusuna bıraksalar biz Cennet-i baki’yi arzu ederiz, buyurmuşlardı. Cenab-ı Hak sevdiği kulunun arzusunu kabul buyurdu. Nitekim İstanbul’da bulunduğu yıllarda mübtela oldukları amansız hastalık orada da yakasını bırakmadı. Fakat en acılı, ağrılı zamanlarında bile o hiçbir şikayette bulunmamış, yüzünden tebessümü eksik olmamıştır. Vefatı 10 Cemâziyelevvel 1040/12 Şubat 1984 Pazar günü saat 4.30’da vaki olmuş ve Cennet-i Baki’ye defnolunmuştur. Rahmetullâhi aleyh, etrafına şu ifadelerle tarih düşüldü.

Kut-i vasılın ü gavs-ı yuşuh-ı izamı

Nur-i hüdamürşid-i merdüm-i ihtiramı

Belde-i tahiredetevhidhedeyüp Allah

Vasl-ı cihan eyledi Şeyh-ı Mahmut Sami (1404 H)

ŞEMAİL VE AHLAKI

Merhum Ramazanoğlu H. Sami efendi, uzuna yakın orta boylu, nahif bedenli, buğday tenli, seyrek sakallı, kıvırcık saçlı, ela gözlü mücessem bir nur heykeliydi. Muhabbetinden yüzüne bakmak, hele göz göze gelmek kabil olmazdı. Etrafa ziyalar saçan gözlerinin isabet ettiği vücud, tir tir titrerdi. Hatta onun nazarlarından müteessir olup cezbeye düşüp bayılanlar bile olurdu. Temiz ve düzgün giyinirdi. Sakalı bir tutamı geçmezdi. Saçlarını ya tamamen kestirir veya kulak memesine kadar uzatırdı. Bütün bunlar sünnet-i seniyyeye imtisallerindendi.

Az uyurlardı. Seher vaktini ihya etmek en büyük zevkleriydi. Evinde misafir kalanlar veya kendileriyle bir yolculuğa çıkanlar, gecenin saatinde kalksalar onu ayakta bulurlardı.

Az konuşurlardı. Konuştukları zaman ya hikmet söylerler veya nasihat ederdi. Değilse sükuta ihtiyar ederdi. Nitekim Merhum Ali Yekta efendi şöyle diyor: “Evliyaullah’ın tasarrufları ya kavlen ya da hal ile olur. Sami efendinin tasarrufu hal iledir.” Kelamı Dergâhının en feyzli günlerinde oraya devam eden pek çok ulama ve fuzala vardır. Fakat Sami Efendi o zaman pek genç olmasına rağmen bugünkü gibi kâmil ve haâ sahibi idi.

Ali Yekta Efendi, müftülüğünün yanı sıra Kelamı dergâhında sükunaEs’ad Efendiden tamamlayarak hilâfet icazetnâmesi almış bir zattır. O, bu icazetnamesini ömrü boyunca saklamış ve bir gün tesadüfen o icazetnameye muttali olan yakınlarına “Onun sakın kimseye söylemeyin. O vazifenin ehli ve selâhiyetlisi Sami Efendidir” demişti.

O’nun sohbetlerine devam edenler bilirlerki, o, hiçbir zaman ayak ayak üstüne atarak, ayak uzatarak veya bağdaş kurarak oturmamıştır. Dâima diz üstü oturmayı tercih etmiştir. Sohbetlerinde sık sık;

Edep bir tac imiş nur-i Huda’dan

Giy o tacı emin ol her beladan

Beytini okuyarak edebden bahsederdi. Sohbetlerde Kur’an okuyacak olan yerde ise onun hemen koltuk ve sandalyeye oturturlardı. Sohbetlerine sık sık “O gün kalb-i selimden başka ne evlad, ne mal, hiçbir şey fayda vermez.” (Şuara Süresi:88-89) ayetini okuyarak Kalb-i selimi izah ederdi. O’nun tefsire göre kalb-i selim, ne incinen ne de inciltenkalbdi. İncinmemek, incitmemekten daha zordur. Çünkü incitmemek eldedir ama incinmemek elde değildir, derlerdi. Ve ilave ederlerdi: “fakir hiç kimseden incinmem ve kimseyi incitmemeye çalışırım” Gerçekten de bir asra yaklaşan ömrü boyunca onun hiç kimseyi incittiği görülmemiştir. Nitekim çeyrek asır hizmetinde bulunan çok sevdiği bir yakını şöyle anlatıyor:

“Layık olmadığımız halde şu kadar yıldır hizmetinde bulunduğumuz büyük mürşidimiz bize hiçbir zaman, “şunu niye yaptınız veya şunu niye yapmadınız?” demediği gibi, yeme, içme ve giyme konusunda da “şunu alın yiyelim, bunu alın içelim, şöyle olsun veya böyle olmasın” da dememiştir.

Kapısına gelen herkesi kabul edip onlarla görüşmek onlara iltifat ve ikramlarda bulunmak adetleriydi. Bir defasında ziyaretine gelenleri bir kanının; “efendinin istirahata ihtiyacı var” diye geri çevirmesine muttali olarak:

-Burası Hak kapısıdır. Kimse geri çevrilmez. Hemde ihvanın kötüsü olmaz, buyururlar. Bu tavır, onun insana ve müslümana verdiği değerin en güzel ifadesidir. Torunu yaşındakilere bile hitap ederken isimlerinin sonuna efendi, bey sıfatlarını ekleyerek konuşmasını aynı anlayıştan kaynaklanmaktadır.

  1. Sami efendi, kendi Allah’a ve Allah’ın kullarına hizmete adamış bir hak dostu idi. Daha sülukunun ilk yıllarında “Yaratılanı yaratandan ötürü sevmek” esasına bağlı kalarak, hizmeti sohbete, gayreti ve himmete vesile bilerek şevkle çalışıyordur.

İrşad vazifesiyle memleketi Adana’ya gönderildiğinde oradan İstanbul’a mürşidine hediyeler göndermek adetiydi. Fakat o, hediyelerinin bizzat kendi elinin emeği olmasına büyük itina gösterirdi. Rivayete göre ekinler biçildikten, hasad toplandıktan sonra tarlalara gider, yerele dökülen başakları toplar, onları, güzelce bulgur yapar ve İstanbul’a gönderirdi. Onun bu haline muttali olan babası:

-Oğlum, benim anbarlarım buğday dolu. Niçin Efendi’ne onlardan göndermiyorsun? der. O’da:

-O kapıya layık olan el emeği, göz nurudur, buyurur.

İslam nizam, intizam ve disiplin demektir. Hele tasavvufi telakkide saniyenin bile gafletle geçirilmesi suali mucibdir. H. Sami Efendi Hazretleri, bunları hayatında bir gergefe motif işler gibi çiçek çiçek göstermiştir. Nitekim Erenköy’ündeki evinde Tahtakale’deki iş yerine gidiş ve gelişlerinde on yılı aşkın bir süre vapur ve trene aynı saatlerde telaşlanmadan vakur adımlarla inip binmeleri ve gişe memurlarına bilet ve jeton paralarını devamlı surette bozuk ödemeleri bunun örneğidir.

Ayrıca Karaköy’den Eminönü’ne dolmuşa binmediği ve yürüyerek geçtiği günlerde sıhhatinin şükrü olarak dolmuş ücretini aynı gün fukaraya tasadduk etmesi sünnet çizgisinde yerini gösteren bir başka davranıştır.

Yolculuğa çıkarken el çantasında iğne, iplik, çakı, kibrit, savun, çengelli İğne, kalem-kağıt gibi lüzumlu şeyleri bulundurması tasavvufi disiplin bir uzantısından başka ne olabilir?

Sami Efendi, daima huzur-ı ilahide bulunduğu ve her nefesinin son nefesi olabileceği düşüncesiyle daima abdestli bulunmaya, abdest üstüne abdest almaya büyük itina gösterirdi. Nitekim onun muhasebeni tuttuğu bir zâtın tespitine göre efendi, defterleri abdestli yazardı. Yazma işi bitince defteri kaldırır, abdest alır, biraz Kur’an okurdu. Az sonra ezan onunca, bu sefer namaz için tekrar abdest alırdı.

Onun irşaddaki usulü Nebevi üslupta idi. İnsanların kusurlarını yüzlerine vurmaz, hatalarından dolayı onları azarlamaz ve hele nefsi için hiç kızmazdı. Başkalarına örnek olmak suretiyle irşad etmeyi tercih ederdi. İrşadda en geçerli yol da budur. Çünkü irşad halkaları merkezden muhite doğru yayılır. “Önce nefsinden başlamak” esastır. Hiç kimseye açıkça “şunu yap, şunu yapma” demez, dolayısıyla bunu imâ ettirmeye çalışırdı. Hiç kimseye “Bizden ders al, bizim sohbetimize katıl, sakal bırak, cübbe ve şalvar giy” gibi emirler vermezdi. Hatta kendileri dikkat çekecek, fitne uyandıracak ve riya’ya davetiye çıkaracak böyle şekle müteallik şeylerden hususiyle sakınırlardı.

Ancak, yakınlarını helal kazanca, faize bulunmamaya teşvik ederler, bazen bunu samimi bulduklarına açıkça söylerlerdi. Değilse dolaylı olarak ifade buyururlardı.

O, ehl-i Kur’an ve ulemaya karşı ayrı bir iltifat gösterir, onlara meclislerinde hemen yanıbaşında yer verirdi. Bayramlarda onların gelmesini beklemeden kendilerini ziyarete giderdi.

Bu zatın bizi sekinzinci ziyaretidir. Biz henüz bir defa bile gidemedik. İşte Allah için ziyaret budur, kemâlât da budur, deyivermişti.

Hacı Sami Efendi hazretlerinin ziyaretine gittiği diğer ulema arasında şunları sayabiliriz: Ömer Nasuhi Efendi, Seyyid Şefik Efendi, Sariyer’li Nuri Efendi, Bekir Haki Efendi, Ali Yekta Efendi, Süleyman Efendi, Mehmet Zahid Efendi, Alasonyalı H. Cemal Efendi, Reisü’l –Kurra Mustafa Efendi, Mahir İz Bey ve emsali AhmedDavudoğlu Hoca sık sık onun sohbetine gelen ulemadandı.

Sami Efendiyi en çok takdir edenlerden biri Ali Haydar Efendi idi. Nitekim o bir mecliste: “Hayatta iki kişiye gönlümü açtım ve hiç pişman olmadım. Bunlardan biri Alvarlı Ahmet Efendi’dir Diğeri ise Ramazanoğlu Haca Sami Efendi’dir.”

Bekir Hâki Efendi de Sami Efendi’yi sevip takdir edenlerdendi. Ve Sami Efendinin bir sohbetinden dönerken şunları söylüyordu:

-Bu zenginleri saatlerce dizüstü oturtmak Boğaz’dan gelen bir gemiyi Sarayburnu’nda bağlamaktan daha zordur. Bizler bu işi yapmayız. Bunu ancak Sami Efendi yapabilir.

Bekir Haki Efendi belki şunları söylerken Esad Efendi’nin Sami Efendiye verdiği icazetnamede çizdiği irşad stratejisinden habersizdi. Es’ad Efendi şöyle diyordu. İcazetnamede: “Ne ticaret, ne de alış verişin Allah’ın zikrinden alıkoymadığı kimseler vardır. (nur 37) âyeticelilesinin ilahi hükümlerine vakıf olan muhterem ihvanımıza arzedebilirim ki, batının tasfiye, nefisini tezkiyeye talip olanların, Sami Efendinin sohbetlerine devam ve açıklayacağı usul ve âdâbâ gösterecekleri gayret ve ihtimam sayesinde bu isteklerine kavuşacaklarında şüphe yoktur. (Mektubat 134. Mektup sh.361)”

Ali Yakup Hoca Efenhdi de: “Takva babından bütün evsafıyla selef-i sâlihinzâhid ve âbidlerini andıran bu zatın kemâlât-ı mâneviyyesi hakkında söz söylemek bizim gibi naciz bir abd-i âcizin kârı değildir.” diyor.

Bir Ramazan günü, gönül dostlarını odasında kabulü sırasında bir zat içeri girer. Önce o zata iltifat buyurdukları, güler yüzle karşıladıkları halde o gün yüzlerini hüzün bürümüştür. Bu durumu fark eden zât ezile büzüle Mahmut Sami (k.s)’ye sorar:

“Efendimiz, zat-ı alinizi çok hüzünlü görüyorum. Acaba evladınız bilmeyerek bir kusuru mu oldu?” bunun üzerine Mahmut Sami Efendi;

“Kardeşlerimiz ailelerine dikkat etmeliler. Anları rencide etmemelidirler. Hatırlarını hoş tutmalılar. Aç kurt bir sürüye nasıl dalarsa, ehline öyle davranmak doğru olmaz. Eğer böyle bir hal olursa hemen ehlinden özür dilemelidir. Bizim edebimizde kadınlara karşı arslanlık yapmak yoktur.” deyince, o zât hayretinden donakalır. Eve döner, gözleri yaşlarla doludur. Zevcesinin yanına gelir ve:

“Ey Hâtun, Allah aşkına söyle, bugün ne yaptın? Senden özür diliyorum. Bundan sonra söyle bir şey vuku bulmayacak, beni bağışla!” der. Kadın ıslak gözlerini kaldırıp tane tane konuşur.

“Seni Allah bağışlasın... Sen gittikten sonra seccademi yere serdim ve dedim: Ya Rabbi” Bu nasıl derviş? ............ Bana yaptıklarını onun şeyhine bildir ... Benim senden başka sığınacak kapım yok. Kim senin kapından baş çevirirse artık onun elinden tutan olmaz!...”

Dertli derviş gönülden yara alır ve dilinden şu sözler dökülür:

“Sen öyle bir makama müracaat etmişsin ki, O’nun yoluna layık olalım...”

Mahir İz Hoca Efendi, gördüğü bir rüya üzerine muhip ve bağlıları arasına katıldığı, H. Sami Efendi Hazretleri hakkında, “O, Hazreti Sami’dir. Biz Devr-i Padişahiden beri neler gördük fakat böylesine tesadüf etmedik” diyordu.

ALLAH CÜMLEMİZİ ŞEFAATİNE MAZHAR KILSIN (Amin.)

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Osman Usta - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

02

Faki̇r - YERİNE BIRAKTIĞI MÜRŞİD KİM

Yanıtla . 2Beğen 26 Eylül 14:23

Anket Soğan fiyatlarının yükselmesindeki sebep sizce nedir?