Muhammed

Muhammet 17 yaşında mülteci bir genç. Mültecilerin sorunlarına yabancı değilim fakat Muhammed’i dinledikten sonra savaşın mağdur ettiği bu insanların sadece fiziki ihtiyaçlarına odaklandığımızı fark ettim. Yurtlarından sürgün edilen mülteci kardeşlerimizin yeme içme ve barınma gibi ihtiyaçlarını giderdiğimizde sorunun ortadan kalkacağını düşünüyoruz. Oysa evinden, yakınlarından ve bana ait diyebileceği nesnelerden kopmak her insan için bir yas nedenidir ki, bu kimseler yaslarını tutmaya vakit dahi bulamıyorlar.

17 yaşındaki çocuğunuzu düşünün… Bitmek bilmeyen kaprisler, sonu gelmeyen talepler, kibirlenmeci tavırlar, agresif hareketler… Bizler bu dönem çocuklarımızın fırtınalı bir süreçten geçtiklerine inanır ve aşırı müsamaha gösteririz öyle değil mi? Ama Muhammed’in bırakın yersiz kaprisleri ile dikkat çekmeyi, düştüğünde tutunabileceği bir dalı dahi yok. Dağ gibiydi diye tanımladığı babası kendisi on yaşındayken hayata veda etmiş. Annesi ve kardeşlerini ise işgalci güçlerin yaptığı saldırılarda kaybetmiş. Muhammed şimdi tek başına hayata tutunmaya çalışan bir genç.

17 yaşındaki çocuğunuzu düşünün… Hayalleri vardır muhakkak… Okuyacak, meslek edinecek, çalışacak, para kazanacaktır… Ama Muhammet bu hayalleri kurarken gözlerini ufuklara doğru dikiyor ve derin düşüncelere dalıyor. Nerede nasıl okuyacak, nerede barınacak, hangi işte çalışacak, hayatını nasıl sürdürecek? O hayatta tutunabilecek bir dal ararken katledilen yakınlarının yasını dahi tutamıyor. Zihnini meşgul eden tek bir soru var. Bundan sonra ne olacak?

İnsanız… Bağlandığımız nesnelerle ünsiyet kurma ihtiyacı içindeyiz. Yakınlarımızla, doğup büyüdüğümüz mekân ile tutunduğumuz nesnelerle bir bağ kurar ve bu bağa sımsıkı sarılırız. Hayatımıza anlam katan bu nesnelerden kopmak büyük bir boşluğa neden olur. Böyle durumlarda iç dünyamızda derin bir sızı hissederiz ve yas kaçınılmaz olur. Bağlandığımız nesnelerin yokluğuna alışmamız ise zaman alır.

Muhammed geçici olarak bir yerde kalıyor ve tek başına hayatta kalabilmek için çaba gösteriyor. Ona ne yapmak istediğini sorduğumda “ne olsa yaparım, kalan vakitlerde ise okula yazılıp üniversite kazanmak ve meslek edinmek istiyorum” diyor. Ve başını önüne eğiyor. Önündeki hengameli yollarını farkına varıyor ve tek başına hayatta kalabilmenin ne kadar zor olduğunu bütün hücrelerinde hissediyor. Fakat yaşadığı meşakkatli hayat ona o kadar direnç kazandırmış ki, Allah ne dilerse o olur deyip tevekkül ediyor.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Fatma Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?