“Sivil toplum” makamı

“Devir, tasarruf devri” diye bir klişe vardır bizde. Kıt kanaat geçinmek, ay sonunu getirebilmek, ele güne muhtaç olmadan çarkı çevirebilmek, Sait Faik’ten alıntıyla “medar-ı maişet motorunu” yürütebilmek, bu toprakların her zaman ve her dönemde bir numaralı gündemidir çünkü. Yüzyıllar önce de, bu toprağın insanları, “çorbayı kaynatmak” mücadelesini hayat mücadelesiyle harmanlamışlardır. Belki de bu klişemiz, ta o zamanlardan yadigardır bize.

Bu “geçim” meselesi yüzündendir ki, bize sürekli “tasarruf devri”dir. Kötü bir şey değildir tasarruf etmek, tutumlu olmak. Ama buradaki gerçek mana, “kemer sıkmak”tır, “kıt kanaat geçinmek”tir. Durum böyle olunca insanların “ekmek kapısı” bulabilmeleri de normalden fazla bir anlam içerir hale gelir.

Çoluğunun çocuğunun rızkını çıkarabilmek için insanlar, birtakım hırslara, hedeflere, “daha fazla kazanayım” güdülerine sahip olabilir. Arzulanan bir şey olmasa da olabilir belki. Ancak “geçim”i bahane ederek, her fırsatı bir “atlama taşı”, bir “makama giden yol” belemek, bir yerden sonra birbirinin sırtına basarak yükselme delisi insanları türetir. Bugün de, tam öyle bir manzaraya denk gelmiş vaziyetteyiz.

Halbuki, ilahi emirlerde “işin ehline verilmesi” emredilir. Ehliyet, liyakat aranmayınca, işin içine hısım, akraba, köylüsü, partilisi, torpillisi girince, işler karışır, düzen bozulur, huzur kaçar. Bu durum, en başta bir adalet sorunudur, daha açık haliyle bir “adaletsizliktir”. Ve adalet ortadan kaybolunca, insanların huzur ve sükun bulması da olası değildir.

Bugün artık, bir dernek, bir vakıf, bir herhangi bir STK kurarak ve zerre emek harcamayarak, zerre hak etmeyerek birtakım makam, mevki, imkan, şöhret vs sahibi olmak hayli kolaylaşmıştır. “Bir gün herkes 15 dakikalığına da olsa ünlü olacak” misali, herkesin her işe, makama, imkana ulaşması olasıdır ve bunun için de ehliyet, liyakat gibi hasletlere sahip olması gerekmemektedir.

Tabela dernekleri, bilmemne platformları, bilmemne cemiyetleri gibisinden “şeyler”, bugün bir kariyer merdivenine dönüşmüşse, burada hayli yanlı bir durum olduğu da meydandadır. Kerameti kendinden menkul, daha doğrusu “sadece tek bir amaç için kurulu olan” dernek, vakıf, cemiyetlerin, herhangi bir fikri üretim, herhangi bir meseleye çözüm önerisi, herhangi bir konuda ufuk açma ötesinde amaçları varsa (ki olduğu da açık), orasını bir “kariyer basamağından” başka bir şey olarak düşünmek olası değildir.

Kağıt üzerinde “kâr amacı gütmeyen”, “toplum yararına çalışan” olarak tanımlandığı halde, sadece güce odaklı ve güçten nemalanma amacıyla bir çalışma ritmine sahip olan oluşumlar, toplum yararına mı kendi yararlarına mı çalışmaktadır? Sadece ziyaret, sadece “belli” konularda, “belli” maksatlara hizmet eden açıklamalar yapmak dışında hiçbir icraatı olmayan oluşumlar mı sivil toplum bilincini geliştirecek, sadre şifa olacaklar acaba?

Mesela, dindar, muhafazakar, ne derseniz artık, STK’lar, Milli Piyango’da ikramiyelerin artırılacak olmasına nasıl bir tepki verdiler? Cehape dönemine bağlamadılar mı mesela bunu da? Basit bir örnek ama ortalama manzarayı veriyor maalesef.

Seçime yakın zamanlarda ortaya çıkıp güçten yana tavır koyan “sivil toplum” kuruluşları da “toplum yararına” çalışıyor sayılıyor kağıt üzerinde. “Aman oralarda görüneyim, bir vekillik kaparım, bir genel müdürlük düşer belki, bir ihale alırım hiç olmazsa” diye düşünenler uzaydan gelmedi ne de olsa.

Günümüz oluşumlarının gerçek maksadının “her şey makam için” olduğunu bilmeyen yoktur

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Burak Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?