Reklamı Kapat

Milli İrade Şöleni Seçimler ve İktidarların Değişimi

4 Mayıs günü Alman Die Zeit gazetesine verdiği mülakatta (Der Westen entfremdet sich gerade vom Rest der Welt – Batı, kendisini dünyanın geri kalanından uzaklaştırıyor) Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, seçim sonucunu ne olursa olsun kabul edeceklerini söylemiş.

Bu açıklamadan ve daha sonra diğer iktidar yetkililerinin yaptıkları aynı doğrultudaki açıklamalardan iki şey öne çıkıyor: öncelikle, seçimin sonuçlarından hiç de emin olmadıklarını anlıyoruz.

Son yirmi küsur yıldır ilk defa böyle bir ortamda seçimlere gidildiğini biliyoruz ama iktidarın da oldukça endişeli olduğu çok bariz. İkinci mesele ise böyle bir soruya muhatap olmak bile hem ülkemiz hem de bulunduğumuz coğrafya için bir “demokrasi adası” olma iddiamızı derinden yaralıyor. Sayın sözcüye böyle bir soru sorulmuş olsa bile sert bir şekilde karşılık vermesi beklenirdi. Elbette demokratik rejimlerde seçimler yapılır ve herkes milletin iradesine saygı duyarak gereğini yapar demeliydi. Çünkü seçimler birer milli irade şölenidir. Vekillerin asılların kantarına çıkma zamanlarıdır. Tatlı bir rekabet içinde olunması gereken dönemlerdir.

Yeni iktidarla birlikte bir daha böyle sorulara muhatap olmamayı dileyerek ülkemize seçimlerin hayırlar getirmesini temenni ediyoruz.

Bu vesileyle geçen sene 10 Temmuz 2022 günü yine bu köşede yayımlanmış yazımızı hatırlatmak istedim. Kendisine yakıştırılan schwäbische Hausfrau benzetmesiyle, uzun yıllar şansölye olduğu Almanya’ya deyim yerindeyse “çağ atlatan” Angela Merkel, kendi iradesiyle tüm siyasi görevlerinden ayrılmış ve bir nevi emeklilik günlerine geçiş yapmıştı. Benzer bir sürecin, yani yenmek kadar yenilmenin de rahatlıkla kabul edilmesi gerektiği gerçeğinin ülkemiz için de geçerli olması demokratik kültür açısından çok değerli olacaktır.

Geçen sene 31 Ekim’de (2021) Roma’da düzenlenen G-20 dünya liderler zirvesinde bir basın toplantısında Almanya Şansölyesi Angela Merkel yanındaki Olaf Scholz’u işaret ederek “benden sonra kendisi şansölye olacak” diye gazetecilerle tanıştırmıştı. Zaten zirveyi izleyen herkesin dikkatini de çeken bu ikiliden birisi ne zaman konuşsa diğeri başını sallayarak tasdik ediyordu. Aynı partiden iki farklı kişi bile siyasi konularda bu derecede aynı fikirde olamayabilirler. Fakat Almanya’da birbirlerine rakip olan bu iki figür sanki birbirlerinin devamıymış gibi davranıyorlardı. Gerçi böyle davranış güven ve istikrar anlamına da gelebilir. Yani bir yönetim değişikliğinden sonra politikaların pek değişmeyeceği özellikle ekonomik istikrar açısından önemli olabilir. Burada benim asıl üzerinde durmak istediğim konu demokratik rejimlerde iktidarın el değiştirmesi ve yeni seçilen partilerin siyasi istikrar için nasıl bir yol izlemeleri konusudur.

Bir insan bu dünyada geçimini sağlayabilmek ve kişiliğini oluşturabilmek için bir meslek edinir. Küçük yaşlarından itibaren sevdiği, istediği veya şartların mecbur bıraktığı bir işle ömrünün büyük veya bir kısmında meşgul olabilir. Birey öğretmen olabilir, tüccar olabilir, hemşire olabilir, işçi olabilir, memur olabilir veya doktor olarak kendisi ve ailesinin geçimini sağlayabilir veya maddi açıdan katkıda bulunabilir. Askerlik gibi bazı meslekler belki kişi üzerinde diğerlerine göre kıyasla daha baskın olabilir. Ama dünyadaki meslekler içerisinde herhalde siyasetle uğraşmak belki de insanı en az etkilemesi beklenen bir uğraştır. Çünkü doğrudan bir meslek olarak görmek tam olarak siyaseti anlamamızı zorlaştırabilir. Siyaset özellikle bizim anlayışımızda “en hayırlı insan olmak için insanlara faydalı olabilme” mücadelesidir.

Kişinin siyasete ilgisi olabilir ve diğerlerini bir ideoloji veya siyasi görüşe ikna etme yeteneği de olabilir. Siyasete doğuştan veya aileden yakın olarak doğmuş insanlar bile siyasete en yakın sayılabilecek bir meslek olarak bürokrat veya diplomatlık gibi siyaset dışı bir mesleği edinmişlerdir.

Genel olarak milli irade denilen karar seçimlerde ortaya çıksa da siyasetçilerin “halkım beni istiyor” diyerek görevde kalmakta ısrar etmeleri tarihteki örneklerde görüleceği gibi bir gün hüsranla ve seçimlerde alınacak hezimetle sona erebilir. Dolayısıyla, siyaset insanlarının mümkün olduğunca halkın kendilerine hâlâ teveccüh gösterdikleri halde kendilerinin görev başındayken yapabildikleri veya gerçekleştiremedikleri planlarını kendileri ilk defa göreve geldiklerinde olduğu gibi başkalarına bırakabilmelidirler.

Kendisi kimya alanında bir araştırmacıyken Doğu ve Batı Almanya’nın birleşmesinin hemen öncesinde siyasetle de ilgilenmeye başlamıştı. Şartlar onu önce kadın ve gençlerden sorumlu bakan sonra da çevre bakanlığına getirmişti. Ama 2000’lerden önce de siyasette sivrilmiş ve mensubu olduğu Hıristiyan Demokrat Birliği’nin (CDU) genel sekreterliği ve hemen ardından da genel başkanlığına seçilmişti. Kısa süren muhalefet liderliğinden sonra 2005 yılından itibaren kendisine yakın Hıristiyan Sosyal Birliği (CSU), Almanya Sosyal Demokratik Partisi (SPD) ve Serbest Demokratik Parti (FDP) gibi siyasi partilerle koalisyon hükümetleri kurarak Almanya’nın ilk şansölyesi olmuş ve geçtiğimiz seneye kadar kesintisiz on altı yıl Almanya’yı aldığından daha ileri seviyelere getirmiştir. Onun yönetiminde gayr-i safi milli hâsıla ve kişi başı milli gelir gözle görülür bir şekilde artmış, işsizlik Almanya tarihinin en düşük seviyelerine gerilemiştir. Kendisine yakıştırılan schwäbische Hausfrau (güney Almanya’da yaşayan Swabia etnik grubunun tutumlu olmalarıyla meşhur ev kadını) benzetmesine uygun olarak ülkenin ekonomisini çok iyi idare ettiği hususunda uzmanlar birleşmektedir. Hatta herhangi “bir kriz ortamında nasıl davranılması gerektiği hakkında bir Swabialı ev kadınına sorulabileceği” yaygın bir kullanıma dönüşmüştür. Hatta Kovid-19 salgınındaki finansal krizi aşmanın bir yolu olarak Kurzarbeit (kısa süreli çalışma) sisteminin fikir öncülerindendir. Bu sistemde işverenler ve çalışanların korunması amaçlanmış ve bugün gelinen noktada başarılı olduğu da ortaya çıkmıştır. Tutumlu ev kadını rolünü sadece Almanya değil aynı zamanda tüm Avrupa Birliği (AB) ülkelerine de benimsetmiştir denilebilir. Ufak tefek eleştiriler olsa da uzun bir süre Almanya’yı ve bir ölçüde AB’yi siyasi olarak yönetmiş bir siyasetçi, üstelik şansölye olduğu dönemde dünyanın en güçlü kadını seçilmiş birisi de olsa “demokratik bir ülke”de on altı yıl iktidarda kalması modern dönemlerde pek görülmemiş bir durumdur. Kendisine yöneltilebilecek en ciddi eleştiri de iktidarda bu kadar uzun süre kalmasıdır.

Siyasi karizması olmamasına rağmen özellikle ekonomi alanındaki başarılı yönetimi sayesinde iktidarda kalması aslında onun rekabet değil de iş birliğine önem vermesinden kaynaklandığı söylenebilir. Koalisyon hükümetlerinin bizim de bir kadim değerimiz olan “istişare” gibi bir kuruma dayanması farklı görüşlerin müzakere edilmesi önemli bir husustur. Ülkemizde birkaç başarısız örnekten yola çıkılarak koalisyon hükümet tarzı karalanmaya çalışılsa da modern demokratik ülkelerin pek çoğunda bu yöntemin başarılı olduğu görülmektedir. Belki de bu anlayış o kadar “normal” hale gelmiştir ki artık aday olmayacağını açıkça belirten çok başarılı bir siyasetçi kendisinden sonra seçilen rakibine karşı centilmen bir şekilde görevi gönül rahatlığı ile devredebilmiştir. Siyasette partiler birbirlerinin düşmanı değil ancak rakibidirler. Dolayısıyla zamanı geldiğinde çekilmeyi bilmek ve devir-teslimi yapabilmek demokratik olgunluğun en gözle görülebilir nişanesidir.

Bir ülkedeki seçimlerin “kızgınlıkla, kırgınlıkla, nefsaniyetle hareket edilebilecek bir seçim” olmadığı ve “artık kaybedecek çok şey” olduğu gibi bir ölüm-kalım meselesi haline getirmek gibi bir düşünceye sahip olmak dışarıdan bakanların pek anlayabilecekleri bir konu olmasa gerek. Çocuk oyunlarında veya spor müsabakalarında herhalde “yenme”yi öğretmekle birlikte “yenilgi”yi öğretmek ve sindirebilmek olgunluğun en üst derecelerindendir.

İktidarlar değişir, bu ülke, bu millet kalıcıdır. Farklılıklar düşmanlık sebebi olamaz. Bu milletin evlatlarının ortak duygusu vatana duydukları muhabbettir. Birliğimiz, beraberliğimiz, kardeşliğimiz ve bir arada yaşama irademiz çok değerlidir. Türkiye bundan önce çok seçimler yaptı, bundan sonra da yapmaya devam edecektir. Asıl olan gelecekte birbirimize bakacak yüz bırakmamızdır. Yarın önümüze düştüğünde “keşke söylemeseydim, keşke yapmasaydım” diyeceğimiz cümleleri kurmamamızdır. Zihinsel bölünmelere izin verilmemesidir. Bu tür zamanlarda daha dikkatli, daha teenni ile hareket etmeliyiz. Fitnenin kol gezdiği bu zaman dilimlerinde bu ateşi büyüten değil, söndüren olmaya çalışmalıyız. Sorumluluk sahibi olmak bunu gerektirir.

Bu seçimlerin bir kere daha ülkemiz, milletimiz, coğrafyamız, İslam dünyası ve tüm insanlık için hayırlı olmasını diliyorum.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Kaya - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

01

Serkan - Allah razı olsun Allah’a emanet olun inşallah

Yanıtla . 2Beğen . 0Beğenme 14 Mayıs 05:59


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Erdoğan tarafından 'yüzde 5' ek zamla duyurulan 10 bin TL'lik emekli maaşı sizce yeterli mi?