Gizle

Sözün kıymeti kalmayınca…

Bir gün aklımıza esiyor veya o gün ters tarafımızdan kalkmış oluyoruz, AB’ye esip gürlüyoruz. Hollanda’ya tepki için portakal (herhalde Hollanda’nın Orange hanedanına bir gönderme ve futbol takımına portakallar dendiği için, yoksa Hollanda’da portakal yetişmiyor) bıçaklıyoruz. Birkaç ay sonra bir şeyler oluyor ve bir anda “bizim onlarla bir derdimiz yo” diyebiliyoruz.

Tepki için bakkaldan para verip aldığımız kolaları yola boşaltıyorken pek bir cevvaliz ama kolanın tesisini açarken de döktüğümüz kolaları unutup “yatırım demek para demek” moduna geçiveriyoruz.

Bir anda galeyana gelip İsrail mallarını boykot diye sosyal medya kampanyalarına sarılırken, diğer taraftan İsrail’e “kıyağın” en büyüğünü yapıp hem katil askerlerini affediyor hem de satmak istediği (gasp ettiği) Doğu Akdeniz gazı için ortaklık yapayı düşünüyoruz.

ABD’ye bilmemkaçıncı defa gidip “stratejik müttefiklik” ve “model ortaklık” pozlarını verirken pek bir mutlu oluyoruz. ABD’nin teröre aleni desteğini tenkit ederken gayet haklıyız, ancak hem “teröre destek veriyoruz” deyip akabinde “ABD’yle ortak çıkarlara sahibi, birlikte çalışabiliriz” demekte bir mahsur görmüyoruz. Bunlar nasıl birbiriyle çelişmez diye soran hiç kimselerin olmaması ise ayrı bir komedi.

ABD’yle ortak çıkarlara sahip olmak iddiası, aslında doğmadan ölen bir önerme. Çünkü ABD’nin bölgedeki çıkarı, PKK veya PYD veya YPG denen teröristleri maşa olarak kullanıp bölgeyi yeni bir belaya sürüklemekten geçiyor. Nasıl “ortak çıkara” sahip oluyoruz o zaman? ABD’nin çıkarı, teröre aleni destek vermesi ve bir terörist ordu kurmasından geçiyor. Onun çıkarı bizim zararımıza gelişiyor yani. Ancak gelin görün ki, yurdumuzun muhafazakarları, ağızlarını açıp tek bir kelime etmiyor, edemiyor. Sadece halk arasında, dost sohbetlerinde ABD’ye lanet seansları düzenlemekle vebalden kurtuluruz sanıyorlar.

Yani siyasi iktidarı tenkit etmek, adeta bir “günah” gibi algılanıyor. Yapılan bir yanlış, bir tutarsızlık varsa bunu söylememenin vebali ne olacak? Yanlışı elinle düzeltemedin ama dilinle düzelmesine gayret sarf edebilirsin. Hiçbir şey demeyip, tüm bu tutarsızlıkları sineye çekmek, sadece ucuz bir menfaat ilişkisi odaklı işin kötüsü de. “Aman siyasi iktidardan nasiplendiğimiz musluklar kesilmesin” diye düşünerek onurlu bir hayat yaşanabilir mi?

“ABD’yle ortak çıkarlara sahibiz” cümlesine karşı çıkmayarak hangi dik duruş sergilenebilir? İslam aleminin baş belası ABD’nin hangi çıkarı bizim çıkarlarımızla ortak olabilir, bunun cevabını versin o zaman muhafazakar kitle… İsrail’in katil askerleri, nasıl ve hangi gerekçeyle affedilebilir? İsrail gibi Ortadoğu’nun bağrına saplanmış olan “paslı bir hançer”le herhangi bir işbirliğine girişmenin, ona güç vereceğini görmek için daha neyi bekliyor bu kitle?

Yani, kalkıp da ABD’ye, İsrail’e en ağır ve karşı taraf tarafından artık kaale bile alınmayan tenkitler, sert sözlerle yürekleri soğutmak her şeyi çözüyor demek ki. Avrupa‘ya bir gün kızıp nizamat verip, ertesi gün “bizi AB’ye alın” diye sırnaşmak bile bizim muhafazakarları zerre rahatsız etmiyor. Onların derdi artık idealler, prensipler vs değil “iktidarın nimetleri kesilmesin bize yeter” noktasında çünkü.

Bu kafayla daha çok portakal bıçaklar, daha çok İsrail’in, ABD’nin değirmenine su taşırız. Hem NATO’ya posta koyup(!) hem de “NATO nerede kaldın sen” diye dert yanarız.

Bir yerde düşüncenin, fikrin, sözün kıymeti kalmayınca, neticesi de bu oluyor işte.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Burak Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?