Gizle

Kırsalı boşalttık da iyi mi yaptık?

Nüfusumuz 2017’de yaklaşık 81 milyona ulaşmış. Ortaya çıkan rakamlar farklı yorumlara tabi tutuluyor. Kimileri rakamları nüfusumuz yaşlandı, artış yavaşladı şeklinde değerlendirirken, kimileri de yüksek oranda genç ve dinamik nüfusa sahip olduğumuzu, bunun ise ülkemiz için iyi bir gelişme olduğunu ifade ediyor. Nüfus artışının yavaşlaması ve hatta gerilemesi, yaşlı nüfusun giderek çoğalması söz konusu olduğunda akla ilk AB ülkeleri gelir. Çünkü nüfus artışının yavaşlaması, hatta gerilemesi yaşlı nüfusun artması ister istemez durağan bir toplum yapısını gündeme getiriyor. Netice itibariyle genç nüfusun artışı canlı ve dinamik bir toplum oluştururken yeni işsizler ordusunun oluşmasını engelleyecek yatırımların zamanında gündeme getirilmesi gerekiyor.

Nüfus artış hızı üzerine söylenecek çok söz vardır. Ancak, bu defa üzerinde durmak istediğim konu köylerin ve kırsal kesimin Batı’ya yetişmek adına 1950’li yıllardan beri boşaltılması üzerinde durmak istiyorum. Çünkü gelişmişliğin ölçüsü olarak şehir nüfusunun fazlalığı ölçü olarak gösteriliyordu. Köyünde yeterli araziye sahip olmayan insanlar zorunlu olarak büyük şehirlere göç etti. Buralarda buldukları işlerde çalışırken, şehirlerin çevresinde de gecekondu mahalleleri oluşturdular. Şehre gelmişlerdi ama köylerindeki şartlardan çok daha iyi olmayan bölgelerde hayatlarını sürdürüyorlardı. Kısacası, Anadolu’nun bir köyünden büyük şehirlerden birine göçmüş, oralarda bir iş sahibi olmuş kişiler arkalarından başka hemşerilerini de getirdiler. Böylece köyler giderek boşaldı, sadece yaşlılar kaldı. Köylerin bir diğer ifadeyle kırsal kesimin boşalması tarım ve hayvancılıkta gerilemeyi gündeme getirdi. Bir tarım ülkesi iken bugün her türlü tarım ürününü dışarıdan alıyoruz. Hem de sanayileşmiş ülkelerden. Çünkü söz konusu ülkeler bir yandan sanayileşmeyi sağlarken öbür yandan da tarım ve hayvancılığı ihmal etmediler.

Bugün büyük şehirlerde uzunca bir süreden beri yaşayanların büyük bir bölümü halinden şikâyetçi. Özellikle trafik çilesi her geçen gün biraz daha çekilmez hale geliyor. Hayat şartları zorlaşıyor. Genç işsizlerin sayısı artıyor. Açıklanan işsizlik rakamları her 4 gençten birinin işsiz olduğunu gösteriyor. Bu arada bölgeler arasında oluşan dengesizlik sorunun bir başka boyutunu oluşturuyor. Çünkü sanayi tesisleri ülkemizin belli bölgelerinde toplandı. Bunun sonucu olarak alt ve üst yapı yatırımları bu bölgelere ve şehirlere kaydırıldı. Köyler 40-50 yıl önceki şartlarda devam ediyor. Bugün büyük şehirleri terk etmek isteyen pek çok kişi geldikleri köy ve ilçeleri ile yıllardan beri alakalarını kestikleri için geriye de dönemiyorlar. Kısacası, insanlar kendilerini büyük şehirlerin mahkûmları olarak görüyorlar. Bugüne kadar ihmal edilen ve kendi haline terk edilen köylerin bugünkü hali önceden düşünülebilseydi belki bazı tedbirler alınabilirdi. Bu olmadı. Hâlâ tüm yatırımlar birkaç büyük şehre yapılıyor. Kırsal kesim giderek boşalıyor ve çoraklaşıyor. Çoraklaşma ise beraberinde tarımda üretim azalması, hayvancılığın bitmesi anlamına geliyor. Netice itibariyle et ihtiyacımız ve tarımsal ürünleri dışarıdan satın alıyoruz. Buna bir de büyük şehirlerdeki insanların yaşadıkları çile eklenince ülkemiz mutsuz insanlar ülkesi haline dönüşüyor. Mutlu azınlığının hayatından memnun olması söz konusu gerçeği ortadan kaldırmıyor.

Bugün için mevcut durumu tekrarlamak yerine ilgililerin yaygın ve dengeli kalkınmayı sağlayacak planları hazırlanmalı ve hayata geçirilmelidir. Bugün İstanbul’un nüfusu 15 milyonu geçmiş durumda, göç devam ettiği sürece İstanbul’da bırakın trafik karmaşasını, yürüyerek ayak basacak yer kalmazsa şaşırmamak gerekiyor.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Abdülkadir Özkan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?