CHP'den son dakika kulisleri...

CHP kongresine şurada saatler kaldı desek yeridir. Yarın (Cumartesi) CHP delegeleri, yeni CHP Genel Başkanı’nı seçecek.

Şu anda genel başkan adayı olarak iki isim var diyebiliriz; mevcut genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu ve Muharrem İnce. Ümit Kocasakal ve Ömer Faruk Eminağaoğlu’nun genel başkan adayı olabilmek için yeterli delege imza sayısını bulup bulamadıkları şu an için muamma.

Belki, yarın sabah kongre toplandığında bu daha açık bir şekilde ortaya çıkacak.

Gelelim, kongre öncesi CHP kulislerinde neler konuşulduğuna?

* Şu aşamada en büyük tartışma genel başkanlık yarışından ziyade, partinin en etkili organı Parti Meclisi (PM) çekişmeleri. Seçime, çarşaf liste ile mi gidilecek, yoksa blok liste ile mi?

* Mevcut yönetim “anahtar liste” çıkaracak mı, çıkarmayacak mı? Yani, çarşaf listenin haricinde, Kemal bey, “Tamam da ben de bu isimlerle çalışmak istiyorum…” diyecek mi, demeyecek mi?

* Eski genel başkan adaylarından Umut Oran, genel başkanlığa da PM’ye de aday olmuyor. Umut bey, Kurultay sonrasında başka bir çalışmaya doğru yelken açacak gibi gözüküyor… Nedir o? Ben de merak ediyorum…

* Genel başkan adaylarından Muharrem İnce için imza veren delegeler baskı altında mı? İnce, bu yüzden önceki gün Genel Başkan Kılıçdaroğlu ile görüştü. Geçen kongrede Muharrem beyin kaç oy alacağını bilen yanındaki isimlerden Bolu Milletvekili Tanju Özcan bu kez incenin 650 oyla kazanacağını söylüyor. İlginç…

* Parti kamuoyunun ve delegasyonun yüksek beklentiye girdiği eski milletvekili ve eski cumhurbaşkanlarından Fahri Korutürk’ün oğlu Osman Korutürk’e henüz parti kademelerinden bir teklif gelmiş değil...

***

Fahri Korutürk demişken…

Bu aralar çok dillendirilen eski büyükelçilerden Oğuz Gökmen’in Fahri Korutürk’e dair bir hatırasını da nakletmek istiyorum; “Resmî bir temas için İran’dayız. Ziyaret ettiğimiz yerler meyanında Hafız’ın kabrine de gittik. Hafız-ı Şirâzî’nin huzuruna vardığımızda Cumhurbaşkanımıza, ‘Efendim müsaade buyurursanız bir Fatiha okuyabilir miyim?’ diye sordum. Tedirgin oldu. ‘Canım nereden icap etti şimdi bu? Biz laikiz. Ne münasebeti vardı böyle bir teklifin?’ dedi. Bunun üzerine ben de Yahya Kemal’in;

‘Hafız’ın kabri olan bahçede bir gül varmış,

Yeniden her gün açarmış kanayan rengiyle’ diye başlayan meşhur Rindlerin Ölümü şiirini yüksek sesle sonuna kadar okuyup bitirdim.

Şiir bitince Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk ne dese beğenirsiniz; “Oğuz bey, Fatiha’yı ne kadar güzel okuyorsunuz!”

***

Bu satırları yazmadan Fahri Korutürk’ün oğlu Osman Korutürk’ün yakın çalışma arkadaşları ile konuştum. “O anekdot Oğuz Gökmen beyin anlattığı gibi değil!” dediler. Peki, ama nasıl? Onu da ifade etmediler. Haksızlık da etmek istemem; bu anekdota ilişkin bu çevreden yeni bir açıklama gelirse onu da buradan yansıtırım…

NEREDESİN MÜSLÜMAN!

Emeviye Camii’ni gördüm geçende.

Cemaatsiz kalmış ve ağlıyordu.

Nice zulüm görmüş nice gözyaşı.

Nerdesin Müslüman imdat diyordu.

***

Harabeye dönmüş kapılar kırık.

Yaralanmış hasta atıyor çığlık.

İncirlik’ten gelmiş bombalar tonluk.

Beni yaralayan budur diyordu.

***

Müslüman Müslüman’a silah sıkar mı?

Gâvurla bir olup canlar yakar mı?

Kardeş kanı dökmek İslam’da var mı?

Müslüman ayrılma birleş diyordu.

***

Halep, İdlib, Dera oldu perişan.

İslam beldelerinde dökülmesin kan.

Emeviye’de okunsun yeniden ezan.

Kâfirleri dost bilme aman diyordu.

***

Irak’la Suriye’yi ettirdik talan.

Amerika dost imiş vallahi yalan.

Tarihi Halep’i ettiler talan.

Küfür tek millettir inan diyordu.

***

Tarumar edildi Hama ve Humus.

Analar bacılar yaşadı kâbus.

Ne haya kalmıştır ne de ar, namus.

Çare mi; ‘İslam’da birlik’ diyordu.

(CUMALİ AY-ADANA)

HADİ CANIM SEN DE!

“Bu kadar da olmaz ki!” dedim, kendi kendime…

Neden mi?

Bir zamanlar “amiral gemisi”nin “köşk”ünde yer alan yazar dünkü köşesinde öyle cümleler kaleme almış ki…

Önce o cümleleri okuyalım. Sonrasında benim de birkaç kelamım olacak;

“Yıl 1974...

Bülent Ecevit başbakan...

Necmettin Erbakan yardımcısı...

Türk hükümeti Kıbrıs’a müdahale kararı almış...

Öyle küçük bir şey değil... Öyle sınırı geçtim yok...

Denizaşırı harekât yapacaksınız...

Ve karşınızda bir terör örgütü değil, bir Rum devleti var...

Ve dünya o Rum devletinin arkasında...

Güya Arap Müslüman biraderin, bugün Kudüs’te savunduğun Filistinli kardeşin bile o Rum devletiyle saf tutmuş...

Türk Silahlı Kuvvetleri işte o tarihi harekâtı, o günün imkânları ile başarıyla yaptı...

Denizleri aştı... Fırtınalarla boğuştu...

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti böyle kuruldu.

Bu büyük harekâtın arkasında Bülent Ecevit’in kararlı duruşu ve siyasi iradesi vardı...”

***

Şimdi, bu cümlelere ne demeli?

Karartma mı, evet karartma!

Üzerini örtme mi, evet üzerini örtme!

Gerçekleri es geçme mi? Evet hem de esaslı bir şekilde gerçekleri es geçme…

Bakın, yıllarca milletvekilliği yapan, gazeteci olarak tüm dünyayı dolaşan Lütfi Akdoğan, Habertürk gazetesinde, bir soru üzerine neleri söylüyor;

“Erbakan’ın korkusu Ecevit’in İngiltere’den eli boş dönmesiydi. Kıbrıs’a çıkarma kararı, Ecevit’in haberi bile olmadan alınmıştır. Yani Kıbrıs’ın asıl fatihi Ecevit değil Erbakan’dır.”

Nokta…

DİYANET SÖZÜNÜ TUTMALI

Hacca gitmek için sıra bekleyen çok sayıda vatandaş uzun süredir mesaj atıyor, telefon açıyor, bana. Neden mi?

Şunu söylüyorlar; “Diyanet İşleri Başkanlığı, 8-9 yıldır bekleyen hacı adaylarını kuraya sokmadan hacca göndermek için söz verdi. Şimdi, hacca gitmek için bu yıl başvuru yapanla, 8-9 yıldır bekleyen aynı torbaya konuluyor. Bu hak mı, bu reva mı? Diyanet İşleri Başkanlığı verdiği bu sözü yerine getirmeli. Sayın Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş beyefendi, verilen bu söz ne olacak?”

Ben de iletiyorum…

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Adnan Öksüz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?