Sırrımız kaçtı mı?

İnsan, birçok unsurun terkibinden hasıl bir varlık olarak ömrünü kendine tarif aramakla geçirir. Derin boşluklara, çıkmazlara çıkar çoğu zaman bu arayışın yolu. Her şeyin sırrını çözmüş, hayatın temel gayesini anlamış gibi hisseder kendisini bazen de. Ancak bu nihai bir tatmine dönüşmez. İnsan en çok da kendisine dair eriştiği bilgiden şüpheye düşer. Çünkü insan hâl dalgaları içinde salınıp durmakta, bin bir his ve duygunun cevelanı içinde hadden hadde gidip gelmektedir.

Ümit ve korku sarkacında tutunacak bir yer arayan biz insanlar, fanilik köyünde karar sesimizi bir türlü bulamayan varlıklarız. Yaşam reçeteleri, nasihatler, psikolojik destekler ile yolumuzu doğrultacağımızı ümit ediyoruz. Umduğumuz şey tarifsizliğimizin acısını biraz olsun dindirmek mi?

İlk olarak 1936’da 14. Uluslararası Psikanaliz Kongresi’nde Jacques Lacan tarafından ortaya atılan bir “psikanaliz” teorisi olan “mirror stage” yani “ayna evresi” hayatın ilk 6-18 aylık dönemindeki psikolojik gelişim süreçlerini ele almaktadır. Bu dönemin öncesinde çocuk çevresindeki nesne ve bireylerden ayrı bir varlık olduğunu henüz idrak kabiliyetine erişememiştir.

Bu süreçte bebek, bir ben bütününe oturmamış, birbirinden habersiz algı ve duyguların parçalanmışlığını yaşamaktadır. Ayna karşısında tutulduğunda ilk kez kendisini çevresinden ve en yakın hissettiği varlık olan annesinden ayrı bir bütün olarak görür.

Teoriye göre insandaki ben kavramının ilk ortaya çıktığı bu süreçte bebek kendisini aynadaki görüntüsüyle tanımlar ve böylece kendisini organik bir bütünlük olarak kavrar. Lacan’a göre insan rakamsal ifade ile “0” iken “1” olur.

Psikanalizci değilim, düşmanı da. Bu meşhur teoride aynanın bir metafor olarak insanın kendini fark etmesi ve kendisi hakkında bir tarife erişmesi bakımından önemli olduğunu düşünüyorum. Nitekim sadece insan aynaya baktığında böylesi bir bilincin işaretini verir.

“İnsan küçük bir âlem; âlem büyük bir insan” demişler. İnsanın aynada gördüğü kendi cismi değil ezelî ve ebedî “bir” in içinde kendi anlamıdır. İnsan, evet azalarından müteşekkildir ancak sözünü ettiğimiz anlam ile karılmıştır, onunla mürekkeptir. “Açarsan can gözün ârif görürsün/ Oluptur cümle âlem Hakk’a mir’ât” diyor Süleyman Çelebi’miz. Lacan’dan Süleyman Çelebi’mize satır doldurmak için geçmediğime sizi ikna etmeli miyim?

Aynalar yanıltıcı mıdır peki? İnsan kendi gerçekliğini tam olarak görebilir mi aynada? Aynaya bakan göze bağlı bu, belki bir de aynanın sırrının kaçıp kaçmadığına. İnsan, kendisini olduğundan daha iyi, daha büyük görmeye meyyaldir. Bu işte bir terslik mi var? Evet tam anlamıyla bir terslik gözümüze yansıyan aynada. İnsan, kendine yalan söylemenin yollarını bulmakta zorlanmayan bir varlık. Aynaların da sırrını çözdü artık. Kanmak istediğimiz yalanları aynalara söyletmekle mahir hale geldik.

Mir’ât kelimesine bakarken rastladım Nâbî merhumun şu beytine, çok içerlemiş belli ki: “Halktan gönlümün ol mertebedir vahşeti kim/Aksim âdem diye mir’âta nigâh eylemem”

Nâbî’nin gönlünde vahşete dönüşen bu hissi hepimiz yaşamıyor muyuz zaman zaman? “Mümin, müminin aynasıdır.” buyuruyor efendimiz. İsabetini takdir etmek haddimiz değil ancak birbirinden emin olmanın ölçüsü ancak bu kadar sarih bir şekilde ifade edilebilirdi.

Aynaya bakmak, kendine çeki-düzen imkânı verir ve ancak mümin kimseler insanı bu imkâna kavuşturur. Mümin dediğimiz zaman insanların emin olduğu kimse açıklamasını yapmamız gerekiyor. Garip. Soralım o zaman, sırrı kaçmamış aynalar nerede?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Orhan Gazi Gökçe - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Soğan fiyatlarının yükselmesindeki sebep sizce nedir?