Bilselerdi mekânın imkânlaşması

Sivil Toplum Kuruluşlarının ne denli sosyal dağınıklığı düzenlemede etkin olabileceği tartışmaya mahal bırakmayacak bir gerçek. Bir tür iyilik ve fedakârlık seferberliğidir çünkü bu kuruluşların varlık nedeni. Her şey gibi burada da niyetlerdeki bozulmalar işin seyrini değiştiriyor. Amelleri boşa çıkaracak türden kendini ispat, çevreye nüfuz, devlet ricaline ulaşabilmede basamak, başka kapıların açılabilmesi için yüksek çözünürlüklü fotoğraflar verme, fırsattan istifadeler, konumunu kullanarak bir yerlere gelme arzusu ne yazık ki dernek ve vakıf gibi kuruluşları asli varoluş gayesinden uzaklaştırmaktadır. Tabi burada kaideyi bozmayan istisnaları bir kenarda tutuyor ve onlara teşekkür ve takdirlerimizi sunuyoruz.

Bir dernek ya da vakfın zihniyet dönüşümüne direnmek için verilen mücadeleyi anlayabilirim, fakat aynı dünya görüşündeki insanların kavga gürültü ve tezviratla kıran kırana seçime gitmelerini, olmadık katakullilere başvurmalarını anlayabilmem mümkün değil.

STK’lar elini taşın altına koyma, fedakârlık yapma yerleri olmaktan çıkıp devlet imkânlarını en rahat biçimde kullanma ve protokollerde yer kapma mekânları haline geleliden beri bu kuruluşların gürültüsü hiç eksik olmadı. ‘Mekânın imkânlaşması’ diyebileceğimiz bir durumla karşı karşıyayız. Siyasettekiler için bu kavgayı çok görmeyiz, mal, mülk, miras ve arazi davalarında da böyle şeyler olabilir. Ama ‘dava’ uğruna bu işlerin içerisinde yer alıyorsa bir insan benlik davasına dönüştürmeden insanların ve bütün canlıların hizmetinde olmalıdır. Toparlayacak olursak, Sivil Toplum Kuruluşlarının üç meseleye dikkat etmeleri gerekmektedir:

Bir; İhtiras derecesinde istekli kişilere STK görevleri vermemeye gayret göstermeli.

İki; Very İmportan Person (Çok Önemli Kişi) olma peşinde koşanlara değil hadim (hizmetçi) olabilecek gönüllere bu emanetler tevdi edilmelidir.

Üç; Devlet ve hükümetlerin STK’larla aralarına mesafe koymaları, Sivil Toplum Kuruluşlarının ‘sivil’ ifadesine işlerlik kazandırmalarına fırsat tanımaları hayırlı olacaktır.

BİR ŞAİRİN AHİRET KUMBARASINDAN DÖKÜLENLER

Bir şairin ruhsal beslenmesini merak ediyorsanız şayet, onun satırları arasında gezintiye çıkın. Çok acele etmeden, adımlarınızı şairin adımlarına uygun atarak olmalı bu gezinti. Sevgili şair Özcan Ünlü’nün Çıra yayınlarından çıkan ‘ahiret kumbarası’ kitabını okurken aklımdan geçen, ama gitmeyen satırlar bunlar.

Özcan Ünlü denemelerinde aşk coşkusu barındıran bir yazar. Bu tesadüf değil elbette. Şair ahiret için geçerli akçeler biriktirdiği kumbarayı deşerken içinde ne var ne yok ortaya saçıyor. Nurettin Topçu ve Fethi Gemuhluoğlu bu satırların arasında okuyucuların ilk yakalayabileceği iki ruhsal beslenme unsuru.

Şu satırlar elbette günaha değil, şevke ve coşkuya çağırıyor: “Beyefendiler, günahınız bile şevk içinde olsun, eğer günah işleyecekseniz! Şevki seçiniz. Aşkı seçiniz. Ben aşksız insanlar görüyorum: Huzur içinde uyuyorlar, gidiyorlar, gülüyorlar, vitrinlere bakıyorlar; hâlâ büyük pazarlık peşindeler, hâlâ büyük büyük ihalelere giriyorlar. Türkiye’nin içinde bulunduğu felaketi idrak edemiyorlar, huzur içindeler.” ‘İsyan Ahlakı’nı anlamlar dünyamıza kazandıran büyük hareket adamı Nurettin Topçu bir başka satırın arasından yüreklerimizi ataletten kurtulmaya çağırıyor: “ Vay güllerle, ağaçlarla, kurtlarla, kuşlarla konuşamayanların haline. Rüzgârların, derelerin ve dağların dilinden anlamayan, cehennemi uzak bir akıbette aramasın sakın.” Özcan Ünlü’nün Ahiret Kumbarasında birikenler satırlarında mutlak bir anlama doğru yürüyor. Kimler yok ki bu yürüyüşte; Garcia Loca mı dersiniz, Eşrefoğlu Rumi mi, Aşık Veysel mi yoksa Mehmet Çınarlı mı? İyisi mi ben saymayayım, kitabı siz okuyun ve siz sayın. Sayın okuyucu siz de sayın, saymakla bitmeyecek hazineleri ahiret kumbarasından önümüze dökülen. Hem kitabın sayfaları arasında İstanbul’u da gezmiş olursunuz. Özcan Ünlü öyle okuyucuyu yoran yazarlardan falan değildir. Şarkı söyler gibi geçer bir paragraftan diğerine. Kafamızı kullanarak çok kârlı yatırımlar yaptık şu fani dünyada, biraz da kalbimizi kullanalım istiyor yazar. Söyle ey sevgili okur, çok şey mi istiyor yazar bizden? Evet ya, evet!

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Hüseyin Akın - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

01

Bilal B. - Ülkemizde ki dernek vakıf ve cemaatlerin çoğu siyasetçilerin kıskacındadır. Şöyle ki siyasetçiler komşu ülkelerimize savaş ilan ettikleri zaman savaştan kaçıp bize sığınanları uyum süreci adı altında ABD menşeli ılımlı sunni çakma bir İslam anlayışı ile zehirlemektir.

Yanıtla . 0Beğen 01 Şubat 17:41

Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?