Türkiye’nin “Zeytindalı Operasyonu” ve sonrası

Cumhuriyet döneminde ABD ile ilişkiler, Ortadoğu’da “ABD’nin uç karakolu” şeklinde kendini göstermiştir. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarının ilk yılları ve özellikle İsmet İnönü döneminde Amerikancı dış politika şeklinde devam eden süreç, Demokrat Parti döneminde de devam etmiştir. Türkiye’nin, ABD merkezli hareketi sonucu 18 Şubat 1952’de NATO üyeliği gerçekleşmiştir.

1965 seçimlerinde iktidara gelen Adalet Partisi, İslâm dünyasıyla ilişkileri sıcak tutmaya çalışmış; 12 Mart döneminde de bu süreç devam etmiştir.

Gerek CHP-MSP koalisyonu, gerekse akabindeki Milliyetçi Cephe koalisyonları dönemlerinde dış politikada çok yönlü dönem tekrar gelmiştir. Milli Selamet Partisi lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın Siyonizm karşıtlığının İslam dünyasıyla ilişkilerin ivme kazanmasında önemli rolü olmuştur. Erbakan Hocanın yönü, her zaman İslâm dünyasına dönüktü. Batı taklitçiliğini eleştiren, İslâm Birleşmiş Milletleri kurulmasını savunan Erbakan’ın İslâm dünyasıyla ilişkileri geliştirmek için hem iç kamuoyu desteği hem de fikri altyapısı vardı.

1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’nda ABD ve Batının Türkiye’ye karşı tutumu da Arap ülkeleriyle ekonomik işbirliğini zorunlu kıldı. Türkiye bu dönemde (6 Ekim 1973) Arap-İsrail savaşında İslam ülkelerinin yanında yer aldı. Türkiye 10 Kasım 1975’te BM Genel Kurulu’nda “Siyonizmi, ırkçılığın bir türü olarak kabul eden” karara destek verdi. Kendisine amborgo koyan ABD’ye karşı, bu dönemde “İncirlik Üssü” kapatıldı.

1980 sonrası süreçte yine ABD ile sıcak ilişkilerin yaşandığı, Ortadoğu’daki İslam ülkelerine sırt dönülen bir dönemdi. 1990’lara gelindiğinde ABD’nin Irak’ı işgaline destek veren bir Türkiye görüntüsü hâkimdi. Başbakan Turgut Özal’ın Barzani ve Talabani’ye kol kanat germesi ve “Bir koyup üç alacağız” sözleriyle Musul ve Kerkük’ü Türkiye sınırına katma hayali gerçekleşmedi. Sonuçta Irak ikiye bölündü. Irak merkezi hükümeti şu an İran’a yakınken, Irak’ın kuzeyinde bir Kürt devleti kuruldu. Türkiye, ABD’nin yanında yer almasının karşığını alamadı.

Irak’ı ikiye bölen ABD, bugün Suriye’de benzer oyunun peşinde. Türkiye’nin güneyi boyunca Suriye sınırı PKK/PYD/YPG terör unsurları tarafından işgal edilmiş halde. ABD’nin bu terör unsurlarına verdiği silahlar ve DAEŞ’i bölgeden temizliyoruz bahanesiyle kazandığı alan, Afrin’i de içine alarak devam etmişti. Plan, Afrin’den sonra Türkiye’yi Hatay’da refarandum yapmaya zorlayarak, güney sınırımız boyunca uzanacak ve PKK/PYD/YPG denetimindeki bu bölgenin Akdeniz’e ulaşmasıydı. Türkiye, Afrin’e yaptığı “ZeytindalıHarekâtı”yla bu planı bozmak istiyor. Ancak, Afrin harekâtı Rusya’nın etki alanında bulunan bir bölgedir ve yeterli değildir. Bu harekâtın, Afrin’in doğusundan yani Münbiç’ten başlayarak ABD’nin etki alanındaki güney sınırımız boyunca Irak sınırına kadar devam etmesi gerekir. Eğer bu yapılmazsa Suriye’deki terör unsurları PKK/PYD/YPG’nin, Kuzey Irak’taki unsurlarla birleşmesi ve İsrail uşağı bir devlete dönüşmesi önlenemez. Bu durumdan Türkiye büyük zarar görür.

Afrin harekâtıyla Türkiye, ABD’nin bölgedeki planına çomak sokmuştur. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın açıklamaları bu harekâtın, Münbiç’ten başlayarak Irak sınırına kadar devam edeceği yönünde. Türkiye, ABD’nin güvenli bölge taktiğine kanmamalıdır. ABD, Irak harekâtındaki gibi güçlü değildir. İngiltere ve Fransa, Suriye konusunda ABD’yi yalnız bırakmıştır. “TIME” dergisinin kapağında ABD’nin yalnızlığı işlenmeye başlamışsa iş ciddidir.

Rusya ve İran aylardır Suriye’nin içindeyken, ABD, 12 bin km uzaktan gelerek Suriye’de konuşlanmışken, bizim 400 küsur yıl yönettiğimiz ve sınır komşumuz Suriye’de aktif olmamamız düşünülemez.

ZeytindalıHerakâtı, ABD’nin ve Batı’nın baskılarına rağmen Afrin’in doğusu itibariyle Irak sınırına kadar devam etmelidir; Türkiye kamuoyu buna hazırdır…

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Siyami Akyel - Mesaj Gönder



Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?