Mukaddes özveri

Fedakârlıkta sınır tanımamakta halkımız.

O fotoğrafa takılıp kaldım.

Delikanlı sırtına yüklediği bir çuval odunla sabahın ayazında yürüdü.

Yorulduğunu hissetmeden sevinçle ilerledi.

Televizyonda seyrettiği haberlerde belki de kendi akranı askerlerin, karakışta yazda yabanda ayazda soğukla mücadele ederken ateş yaktığını görmüştü.

O gece uyuyamadı.

Kendi yoksul ama sıcak evinden utandı.

Belki sobasını sadece tek odasında kurmuş, ailesini yer minderleri üzerinde toplamıştı, belki karınları mütevazı yemeklerle ancak doymakta idi.

Cihannüma olmasa da evi, utancı yüreğini dağladı.

Onlar her an şehit olma adayı idi, onlar her an hayattan kayıp gidebilirlerdi.

Kendi olanakları onlardan daha iyiydi; sobası vardı, yakıtı odunu kömürü küreği vardı, ısınmakta idi.

Dışarı fırladı giryan.

Kardeşlerine şükran borcunu bir nebze ödemek için odunları kırdı, çuvala yerleştirip, sabahın ayazında sırtına vurdu.

Uzun bir yol gitti.

Bir iyilik masalını ülkesinin çocuklarına anlattığından habersiz, havanın soğuğu ile adımlarını hızlandırıp hedefine ulaştı.

O bir çuval odunu askerlere teslim edip, ısının kardeşlerim dedi.

Onlar ısınırsa, üşümezse, kendisi de utanmayacaktı ısındığından ötürü.

Bir başka yerde, Türkmen anne; askere koyun kesip yemek hazırlıyor, birliği ziyaret edip dualar ediyor.

Yine anneler toplanıp asker ocağında hazırlanması zor olan sarmalar, dolmalar, pideler yapıp sınırdaki birliklere götürüp ikram etmekteler.

Hanelerde Fetih Sûreleri okunmakta.

Yurdun her tarafında kadınlar askere içlik, bere, atkı, kazak örüp göndermekteler.

Yüz yıl önce Kurtuluş Savaşında olduğu gibi, Anadolu kadını evlatlarına sahip çıkmakta.

O günlerde de fedakâr Anadolu kadını, erkekler cephede olduğu için, ailenin yaşlıları, çocukları için sorumluluk alıp çift çubuk işlerine yetişmeye çalışıp rızık temininde koşturdukları gibi, kimi ağır işlerde de hayli zorlandılar.

Cenaze olduğunda köyde mezar kazacak erkekler olmadığı için, donmuş karların altında, yarı aç bedenlerinde son kuvvet kırıntıları ile mezarları kazıp cenazeleri defnettiler.

Milli mücadele yıllarında silah yapım atölyelerinde çalıştılar, cephaneleri cephelere ulaştırabilmek için tarihe mal olmuş destanlar yazıp bebeğinin üzerindeki şalı, kar altında ıslanmasın diye cephaneye örtecek kadar vatan sevgisinde şahika öncüler oldular.

Halide Edip’in de anılarında anlattığı gibi, dolaştığı Anadolu köylerinde, kadınların çıra ışığında askere içlik, bere, çorap ördüklerini gördüğünü; kendi evladı, babası, kardeşi giyemese de o örülenleri. Başka bir annenin evladının giyip ısınacağı huzuru ile hararetle ördüklerini nakletmişti.

Tarih bir tekerrür.

Güzelliklerin tekrarı her birimize, milletimize büyük bir moral olmakta.

İyiliklerin şifa terapisi yaptığı kesinlik kazanıyor.

Hz. Mevlana,bir kez daha dünya sevdamıza acıyıp üzülmekte;

“Unutmayın…

Dünyada yaşamıyoruz,

Dünyadan geçiyoruz…”

“Aruba”, yedinci cennet değil, dünya;

Ayrılacağız, ne ki izi kalacak elbet.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Mine Alpay Gün - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?