Kardeşlik Teraneleri

“Bir kardeşin kovulmasının sebebi kendi kardeşiyle ortak amaç edinmesidir” diye söylemiş İtalyan Sosyalist Partisi’nin yayın organı olarak Roma’da yayınlanan 18 Temmuz 1900 tarihli Avanti Gazetesi. Bu cümle böylece Vilfredo Pareto’nun sosyoloji bilimi için ‘Seçkinlerin Sirkülasyonu ‘adıyla ortaya koyduğu kurama temel oluşturan örneklemlerden biri olmuş. Gerçi Pareto’yu gazete küpürlerinden emsal devşirme ve söylediklerini bilimsel temele göre değil ona göre söylediğine yönelik eleştirenler olmuş ama konumuz bu olmadığı için ve de seçkinlerin dolaşımına bir başka yazıda değinmek üzere konumuza döndüğümüzde şöyle bir hipotez geliştirebiliriz; ortak amaçlar için bir arada bulunanlar dışında hiç kimse yollarını ayıramamıştır. Ki yol ayrımı zaten aynı amaç etrafında bir arada bulunanlar için geçerlidir. Birliktelik sağlanamamışsa ayrılıktan değil karşı çıkıştan, bir arada bulunduğu kişilere ve görüşlere muhalif olmaktan, başka bir yol yahut yordam izlemekten söz edilebilir. Hiçbir şekilde bir araya gelmemişlerin ayrılığından dem vurmak doğrusu abes olur. Yollar birleşmelidir ki ayrılabilsin.

Müntesiplerince cazibe merkezi olması arzulanan bir davanın ölenine şehit ünvanı verildiği gibi yaşayanına da yine ayırt edici bir ünvan olarak ‘kardeş’ tanımı yapılır. Mevzubahis kardeşlik kandan, akrabalıktan, asabiyetten, sevgiden, saygıdan vs. unsurlardan kaynaklanan bir kardeşlik değildir. Aynı amaç için uğraşmak, benzer hayalleri kurmak, umut, ideoloji, belki heves, heyecan kişileri kardeş kılar. Teorik olarak din, kardeşliği va’zederken pratikte kitleleri kardeş kılabilen unsurun çoğunlukla din olmadığını; ortak arzuların, heveslerin olduğunu müşahede ederiz. Nitekim dinin va’zettiği kardeşlik kan bağının, asabenin, kardeşliğe dair bütün anlamların fevkindedir ve kişiyi kendisi dışındakiler hususunda sorumlu tutar. Halbuki insan kendisine dışsal gibi görünen sorumluluklardan çoğu zaman sanki tabağına domuz eti konmuş da geç farkına varmış gibi kaçınan bir varlıktır. Din adına kardeşliği kabul ettiğinde mükellefiyetlerinin artacağını bildiğinden söylemsel olarak evladı yerine koyup sarıldığı kardeşliği eylem olarak değil kendisinin, yedi sülalesinin kan davalısı gibi iteler. Bunun seküler yahut faşizan bir hareket olabileceğini aklının kılcallarına düşürmeksizin kendisine keyfinin menfaatini gözetecek mazeretler edinir. Kolay ve rutin olanla -yahut da kendisine öyle görünenle- yetinir. Sonuçta söylem yetmişyedi derdin olmasa da altmışyedi derdin mucizeler bahşeden ilacıdır.

Ortak amaç edinmek insanları topluluk olarak olmasa da ideolojik olarak bir arada tutar. Amaca yönelik yasalar yapılır, iç-dış tüzükler hazırlanır, temel esaslar öğretilir. Ancak insan ürünü her yasada olduğu gibi bir ya da birkaç insandan tevellüt etmiş bu yasalar hiçbir zaman mükemmel olmadığından (Weber’in sözünü ettiği şekliyle daha çok ideal olduğundan ve ideal olanın hiçbir zaman gerçekleşemeyecek oluşundan) zamanla değişikliğe uğrar, eklemelere, çıkarmalara maruz kalır. İşte bu ekleme- çıkarma konusu önemlidir, ayrılığa düşülen nokta çoğunlukla oralarda bir yerde cereyan eder. Kimi zaman amaca götüren her yol mübah olmadığından, kimi zaman yönetici kadrodan birinin öne sürdüğü görüşün sebepli-sebepsiz kabul edilmeyişinden, kimi zaman kişisel çıkarların devreye girmesinden, kimi zaman da mesnetsiz niyet okumalardan dolayı yollar ayrılır. Ayrılan yollar bereket falan getirmez, yani oğul vermek gibi değildir. Daha çok ve öncelikle yolların ayrıldığı kardeşler arasında muhalefetin oluştuğu, alevlendiği, alevlendirildiği görülür. Daha evvel ortak olunan amaca değil gölge, ağaç düşmüştür. Bölünmüş yol çalışmaları gibi cereyan etmez ve sonuç umuluyorsa birbirine paralel yürüyen yollar birbirine kavuşmaz.

Demem o ki hangi dava için ve hatta her ne için olursa olsun kardeşlik ideolojik bir söylem olarak değil dinsel bir olgu olarak, Tanrı’dan gelen bir buyruk olarak eylemsel alanda teşekkül etmelidir. Bu kardeşlik gerçekleştiğinde insanlar arasında prestij, adam kayırma, öteleme, dışlama, protokol, güvensizlik, muhatabiyet kuramama gibi ‘problemler’ ortadan kalkacaktır. Kardeşlik gerçekleştiğinde koruma denen insanlara ihtiyaç duyulmayacak, bilmem kaç yıldızlı otellerde geceliği bilmem kaç dolara konaklanılmayacak, kuyu kazılmayacak; mukabil olarak kimse aç, açıkta kalmayacaktır. Ama işte kimse aç ve açıkta kalmamak gibi bir yaşam standartıyla yetinmez. Yetinmemek kişisel amaçları hortlatır. Aynı kişisel amaçlar diğer kardeşlerde peydah olunca ayrılık kaçınılmaz olur. Oturup İnsan Pazarı’nı dinleriz; “Açlığın dini olmaz / Yoksulluğun vatanı /Kör olasın, kör olasın, kör olasın kahpe devran!..

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar İshak Koç - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?