“Köşende oturam”

Sanki bütün ömrünü elekten geçiriyordu.

Kucağındaki ellerine bakıp bir film gibi izliyordu geçmişi.

Ya da hesap ediyordu elde kalanı, kazancı, kaybı.

Aslında suskundu; kendisi de, eşi de, çocukları da.

Hep koşturmaca, hep telaş, hep yorgunluk öyle beceremezlerdi uzun konuşmaları.

Herkes susarak anlatırdı; yorgunluğunu, hastalığını, parasızlığını, çaresizliğini.

Ancak sevinince konuşurlardı, bir kutlama niyetine.

Bayramlarda, düğünlerde, doğumlarda, yeni bebeler yürüyen de konuşurlardı bir kutsama gibi.

Şu on gün hiç susmadı, öyle çok konuştu ki, yaşlı kadın; ağzının, yanaklarının kaslarının ağrıdığını hissetti arada elleri ile acep niye ağrıyor ki diye yokladı.

Oğlu anlattı o, hayatının en güzel masalını küçük bir çocuk gibi dinledi.

Yeni işini,ekmekkazanışını,geçmişindeki yoksul günlerden kurtuluşunu anlattıkça anne kuş olup uçacak gibi oldu.

Evi dolaştı, o eskiden büyük şehrin kendisini boğacak gibi sandığı apartmanlar arasında yiterim dediği yerde pencereleri dolaştı, balkonlara baktı, torunlarının odasında bir minder çekip oturdu.

Arada etini büktü rüya değil mi, diye emin olmak istedi.

Yıllarca işsiz olan çocuğunun köyde ufak tefek işlerle geçinmesinden sonra şehirde bulduğu şoförlük adeta bir valilik gibi değiştirmişti yaşamlarını.

Torunları şehirde okula başlamış, anne üç dört günlük ziyaretini on güne çıkarmış, hiç gitmek istememekte idi.

Evin her yanını tebessümleri, mutlu gözleri ile huzura boyamakta idi.

Sabahlara dek oğlu ile konuşmalara doyamıyordu; geçmişi anlatıyordu, çektiği fakirlikleri, daha önce hiç konuşmadıkları aç kaldığı günleri, sakladığı gerçekleri.

Oğlu da şaşırmıştı bu konuşmasız, ağızsız dilsiz kadın çağlayan olmuş anlatıyordu, mutluluğundan kanatlanmış uçacak gibiydi.

Oğlu sanki cennetten konuşmakta idi, valinin makam şoförü olmak az iş midir, beyaz ütülü gömlek ve takım elbise ile oğlu mebus gibi durmaktadır.

Bütün çatışmalarını unutmuşlar, babasının nasıl iş bulamazsın bağırışlarını, annenin susuşu bitmiş; odaya şen nehirler gibi sözcüklerin şıkırtılı sesi dolmakta idi.

Bu bir bayram günü ya da düğün yahut doğum yemeği olmalı idi.

On gün değil de bir gün gibi gelmiş, uzun bir rüya görmüş gibiydi ve bu rüyadan uyanmak evine dönmek istemiyordu, o mutlu nehrin kenarında oturup ellerini yüzünü bu ferahlatıcı su ile sonsuza değin yıkamak istemekte idi.

O on gün, uzun bir sabahtı, ağrıları geçip gitmiş, uzun bir öğlendi, yemek; on gün sürmüş, akşam sabaha değin sohbetin çayları ile ısınmıştı.

Televizyon açılmamış, telefona bakılmamış, hayatları boyunca konuşmadıkları kadar konuşmuşlardı.

Güya üç dört gün sonra dönerim deyip ağılı ve yatalak eşini akrabasına bırakıp gelmişti ama mutluluk, hastalıklarına şifa olmuş, kendisi de şaşmakta idi fakat dönme gününü hep uzatmakta idi.

Çocuğunun saçlarına beyazlar dolmuştu, bebeğinin başı apak olmuştu içi cız etti ama çok şükür ekmeğini eline almıştı.

Torunu sapı kırık bir çiçek getirmişti, koynuna sokmuştu.

Bazan düşünmüyor değildi revayihak mıydı çektikleri.

Sonra çabucak geçmekte idi kem düşünceleri de; sanki karnı hep doymuş, sanki hiç fakirlik görmemiş gibi mutluluk nehrinin kenarına koşmakta idi.

Ninesini anımsıyordu son günlerde.

Şimdi kendisi aynı yaşlarda idi ninesi ile.

Kendi yanlarında yaşardı, torunlarına, komşu çocuklarına duası hep şu idi; “köşende oturam, yavrum”.

Şimdi anne, çocukken ninesinden duyduğu sözü, torunları duyup şaşırsalar da dua niyetine bir türkü gibi sık sık sevinçle mırıldanmakta idi, ”köşende oturam yavrum”.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Mine Alpay Gün - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

01

Cihan - Cok guzel yaziyorsunuz hep, tam icimize kalbimizin derinliklerine dokunuyor.

Yanıtla . 1Beğen 21 Ocak 11:47

Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?