Destek: bir siyaset kumkuması

Unutulmayacak olaylarla belleklerimizin kaydına alınan unutulmayacak deyimlerimiz vardır siyasi “yaşantı”lardan kalan. (Bu “yaşantı” kelimesini belli hayat aralığını ifade etmek için edebiyatımıza kazandırdığını anlatmıştı bir sohbetinde Ayhan Songar Hoca. Biz de o manada kullanıyoruz. Zira “yaşantı”larda tekrar olsa bile süreklilik kabul edilemez.)

Örneğimiz ANAP’lı yıllarımızdan. banka ve medya patronu yapılan bir işadamını hatırlıyoruz. Mahkeme salonunda aldığı rüşvetin belgesini soran, Ahmet’in arkadaşı olmak avantajını bakanlıkla değerlendirmiş birine, “Rüşvetin belgesi mi olur pe.....k” cevabı vererek ünlenen o işadamının kazandırdığı “Vücut kimyam bozuldu” deyimini kullanmamızın yeri geldi şimdi.

Vücud kimyasının bozulması...

“Demokrasinin ayarıyla oynama” diyor bizim İbrahim Veli’miz, 17 Ocak 2018 tarihli gazetemizdeki yazısında, bizim vücud kimyasının bozulması deyimiyle anlatmaya girişeceğimiz siyasi olaya.

“Bundan sonra benzer ilkler yaşanacak” iddiasını da sevgili İbrahim Veli, “Çünkü ayar kaçtıktan sonra her şey bir ilktir!” teziyle kayalaştırıyor. Kim neresine dayamak isterse...

MHP’nin AKP’yi desteklemesi, AKP’nin ve AKP’lilerin vücud kimyasını bozmuştur!

Muhalefetteki ikinci partinin, iktidar partisine desteğe ayarlanması, bir başka ayarı bozmadan olmayacağını bilecek kadar demokrasi tecrübesi vardır ülkemizin.

“Kumar borcu olmayan onbir milletvekili arıyoruz”

Tarihimize Güneş Motel transferleri başlığı altıda yazılan bu “yaşantı” da, ayar bozmalardan biriydi ve “ilk” uygulanıyordu. Milletvekillerini kumar borçlular diye sınıflamak bir yana, o borçluluğun ucunun ihanete kadar açıldığının da ilanıydı iktidara aday partinin bu arzusu. Medya gücüyle yine de galip ilan edildiler, altından kalkılması zor bu suçlamalara rağmen.

Yeterli çoğunluğu sağlayamamış ve fakat iktidar olmayı kafasına koymuş bir partinin koalisyon isteme girişimlerinden önce transfer politikasına yönelmesinin bedelini, seçmenler bir ihtilal daha yaşayarak ödediler.

Sonrasında ise, yeni olmalarına rağmen iktidar olmayı arzulayan partiler, geçmiş siyasi “yaşantı”lardan ders aldıklarından, transferleri seçim öncelerinde bitirildikten sonra sandıklara yöneldiler ve iktidar olmakla, başarmış olmayı bir tuttular.

Bir iktidar partisinin iktidarını sürdürmek ya da güçlü olmak için destek araması elbette “ilk”lerden değildir ama, muhalefetteki bir partinin, neredeyse durup dururken diyebileceğimiz bir ortamda, iktidar partisini gönül huzuruyla destekleyeceğiz koduyla varlığını fişletmesi, (ayar kaçtıktan sonra) daha çok “ilk”ler yaşayacağımızın işaretidir, belgesidir, vesikasıdır.

İktidar partisinin ve iktidar partililerin vücud kimyaları bozulmuştur artık.

Destekçi muhalefet partisinin vücud kimyasının nasıl olduğunu ise, bozulma önce orda idi, notunu yazarak geçmek şimdilik doğru olandır.

Köşeler dolusu övgüler düzücü iktidar kalemşorlarından bir kişi gösterilebilinir mi, böyle bir desteği arzuladığına, tahmin ettiğine dair cümleleri olan... Yoktur, yok!

Her fırsatta saatlerce açıklamalar yapmakla marifetli iktidar sözcülerinden hangisi, bir muhalefet partisinden destek beklediklerini ve yakınlarda müjdeyi alacalarını ilan etmişti?

Hayallerinde bile yoktu!

AKP ve partilileri artık kendilerini, destekçi MHP’ye göre ayarlamak zorundadırlar. Bu ayar da bir “ilk” olacaktır ve “yaşantı”ları alışageldikleri hallerinden farklı olacaktır, olmak zorundadır.

Vücud kimyasında değişim başlamıştır.

“Destek ve katkımız 2019 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde devam edecektir. 2019’dan sonraki yıl boyunca da işbirliği ve ahlâki ittifakın gereğini yapacağız.”

Ne yaptık da başımıza bunlar geldi, hesaplaşma sorularını “yaşantı”larının haricinde tutan AKP’lilerden, şimdi bir muhasebe yapmalarını beklemeyiz elbette.

Onlar, bir “ad bulma” peşindeler, kimyalarının yeni hallerinin gereği.

Hayallerinde o kadar yoktuki, MHP, olanın adının da ne olduğunu koymasına rağmen, hâlâ farkında değiller ve hiç tutmayacak “milli mutabakat” peşindeler.

“İşbirliği ve ahlaki ittifak..”

MHP bunu diyor. “Milli”liğin bu kadar “dar” olmayacağını bildiğinden...

Bizimle işbirliği yapmazsanız, ahlaki eksikliği gündem yaparız ha, sopası da abanın altından güzel görünüyor.

MHP, işbirliği ve ittifakının sınırlarını o kadar geniş tutuyor ki, AKP’lilerin birazcık tahammül ederiz, geçer gider duygularına da ipotek koymuş oluyor.

“Desteğimiz seçimle de sınırlı kalmayacak, 2019’dan sonraki 5 yıl boyunca iş birliğini gönül huzuruyla yapacağız.”

Bizim iktidar hayalimiz yok.. Sizin iktidar halinizin ortağıyız, demek değilse bu cümleler, başka hangi manalara gelirler?

Seçmen, ben AKP’ye oy vereyim, gün olur MHP’de destekler onu, düşünceleriyle mi gitmişti sandıklara?

Seçmen, MHP’nin desteğini önemseyerek mi gidecek sandıklara?

Desteği önemsenen MHP’nin neden kendisi önemsenmiyor sandıklarda?

Seçmen, sana çoğunluk verdim, seni iktidar partisi yaptım. Neyi, nerede, neden eksik yaptın da desteğimin üstüne “kuma” destek aradın? Sorusunda ne zaman haklı sayılacak?

Cevabı bulunamayacak o kadar çok soru var aklımızda. Lakin herşeyi de biz söylemiş olmayalım, diyoruz.

Çalıyı dolanmak n’oldu

“Çalıyı tepesinden sürümek ahmaklıktır.”

Bu cümle atasözü müdür bilmeyiz ama, bir Bahçeli sözü olduğunu gazetelerden öğrendik. AKP’lileri kendisine hayran bıraktığı o ünlü konuşma gününde söylemiş.

Önce çalıyı anlatacağız çocuklarımıza. Dağda bayırda, yazıda, yabanda kendiliğinden bittiğini ve tepesinden tutularak sürünürse, dikenlerinin ele batacağını, vesaire vesaire..

Sonra çalıyı neden gündeminin örneği yaptığını Sayın Bahçeli’nin, sorgulayacağız. Her yerde çok çalı mı var?

“Biz Türk’üz, doğruyuz, verdiğimiz sözü sonuna kadar tutarız. Hükumet sisteminde geriye dönüş yoktur.”

Sayın Bahçeli’nin çalı örneğini vermesinden hemen önce söyledikleri de bunlar. Çalı, bu anlatımın neresinde?

Sözlerini tutmanın bir “Son”lu olduğuna takılmadan, hükumet sistemine mi gelsek acaba?

Hükumette AKP olduğuna ve sisteme de o hakim olduğuna göre, sayın Bahçeli çalı örneği ile oraları mı kastediyor?

Tutmak ve sürümek, bu durumda yakışıklı kelimeler olmasa gerek.. Hem de ayaklarından ya da alt yanlarından tutularak sürümek söz konusu edilmişken.. Ne dersiniz?

KADERİNCİLVESİ!

Geçen hafta Diyarbakır’da Bem-Bir Sen, İbrahim Keresteci Basın Ödülleri töreni yapıldı. Milli Gazete de haberleriyle basın ödülüne layık görüldü. Gazetemizin ödülünü ise eski Tarım Bakanı Mehdi Eker verdi.

Yalnız burada kaderin ilginç bir ironisi var. Ödül veren, ödülü alan gazetenin haberlerine tam 12 kez dava açmıştı.

*

Şu kaderin cilvesi böyle bir şey! Meclis-i Mebusanı muhabirimiz Ahmet Yavuz’un 16 Ocak 2018 tarihli köşesinde okuduğunuz bu haber yorumu, istedik ki biraz konuşalım, hemen gitmeyelim.

Ödülü veren, iktidarın eski bir bakanı. Fakat bu sıfatını, Millî Gazete’ye 12 defa dava açan politikacı etiketiyle de süslemiş.

Cilve burada..

Biz soralım, iktidarcıların ağzında da cevaplayalım. Bizim yazdığımız cevaplardan daha iyilerini bilemeyeceklerine göre..

Neden 12 kez?

“Korkusuzluklarının boyutunun bu kadar olacağını tahmin edemediğimizden..

Sandık ki bir, iki, üç dediğimizde yorulacaklar, sinecekler.. Yani ötekiler gibi..

Sonra ise göstergenin hani rakamda duracağını merak ettiğimizden sürdürdük.”

Millî Gazete, kendisini icabında böyle anlatır.

SAKAT KiM?

FB futbolcuları içinde adı Yiğithan Güveli olan bir gencin olduğunu ne zaman öğrendi Türkiye?

FB’nin oynadığı son maçtan sonra..

Peki bu Yiğithan’ın Hollanda’ya transfer olacağını ne zaman öğrendik?

Futbol medyamız, sakatlanmasını kına yakarak “Yiğithan’ın transferi yattı!” diye duyurduğunda.

Hey, orda neler oluyor! Sorusu gereksiz.

Orda Aykut Kocaman var ve orda olur böyle şeyler. Aykut Kocaman’ın kendisini gölgeleyecek hiç bir futbolcuyu istememe ve medya işbirliği ile yok etme özelliği hep ayaktadır.

Farkımız bizim

İnternet sitemizin duyurmasından ve gazetemiz yazarlarının değerlendirme yazılarından haberlendim, bilgilendim ben de.. Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun basınla buluşmasında yaşananları ve etkilerini..

Saadet Partisi’nin bazı kanunlar ve içtüzükle ilgili tekliflerini siyasi partilere sunmasının, CHP ile ilgili kısmının alınarak, medya esnafı kalemlerce “CHP’nin kayığına binmek” şeklinde takdimi de sorulmuş sayın Karamollaoğlu’na.

“CHP ile konuşmak iktidarı rahatsız ediyor. CHP ile görüşmemiz sanki iktidarı zayıflatıyor gibi bir hava estiriliyor. Bu doğru değil..”

Cevap bu. Kibar ve nazik bir insan, zarafetin ve nezaketin de ne olduğunu anlatıyor, iktidarın üslup alanına hiç girmeden..

Söz yarışında tatmin aransa idi, madem öyle, işte böyle havasında cevaplar da verilirdi ama, kalite farkı mecburen..

Mesela şöyle denebilirdi. “AKP, milleti idare etmek için iktidardadır. Binaenaleyh Saadet Partisi’ni ya da CHP’yi idare etmek, vazifeleri arasında değil. Böyle bir istekte olmaları fevkalade yanlıştır, hatadır, ayıptır!”

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Necati Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?