Hatalarımızla yüzleşmek zorundayız

Genç bireylerle oturup sohbet etme imkânı bulduğumda şöyle bir soru ile karşılaşıyorum: “İslam toplumları neden bir araya gelip de Batının hegemonyasına karşı koyamıyorlar” Gençlerin duyarlılık gösterip yaşanan sorunlar için çözüm ve önerilerde bulunmaları umut verici bir durum. Fakat gelinen noktada sorunlarımızın tespitine değil, tez elden çözümüne ihtiyaç var.

İslam Müslümanların ortak paydasıdır. Dolayısıyla müminler Kur’an ve Sünnet şemsiyesi altında toplanıp ümmet bilinci ile hareket etmek zorundadırlar. Fakat ne acıdır ki siyasi ya da ilmi dinamiklerimiz hatayı dış odaklı güçlere atfederek sorunlarımıza karşı körleşmemize neden oluyorlar. Unutmayalım eğer düşman sokağımıza kadar gelme cüreti gösterebilmişse bunun sorumlusu bizleriz. Eğer ortak paydamız olan değerleri bir tarafa bırakıp mezhep ve etnik çatışmalar üzerinden birbirimizi vurmaya kalkışmışsak bunun sorumlusu bizleriz. Eğer bir araya gelip sorunlarımıza çözüm getiremiyorsak bunun sorumlusu bizleriz.

Müslüman evlatları yaşamlarına anlam kazandıran değerleri hayatın dışına iterek küresel kapitalist sistemin ilkelerine teslim oluyor. Bu durum çocuklarımızı, inanç, ahlaki değerler ve direnç gösterme yeterliliği noktasında etkiliyor. Kendi öz değerlerine sahip çıkamayan genç bireyler popüler hale getirilen yanlı ve çarpık düşüncelere esir oluyor ve bilinçsiz kitlelere dönüşüyorlar.

Bilinçsiz kitlelerin en bariz özelliği düşünce ve akletme melekelerinin zayıflaması ve kulaktan dolma bilgilere açık hale gelmeleridir. Bu çok büyük bir tehlikedir. Zira kültürel bilincini kaybeden Müslüman evlatları illegal örgütlere, asılsız söylem ve yönlendirmelere tefrika ve kargaşaya kolayca sürüklenebilmekte ve bunu bir görev olarak yaptıklarına inanmaktadırlar. Ne acı!

Peki, neler yapılabilir?

Öncelikle fertlerin inanç, düşünce ve yaşamlarında köklü bir inkılaba gitmeleri ve öz değerlerine dönmeleri gerekir. Zira günümüzde İslam’ın evrensel boyutundan uzaklaşan fertler ister istemez varoluşsal hedeflerine ulaşamamakta ve çabalarını salih amele dönüştürememektedirler. Yani günümüz Müslümanları İslam’ın kaynağı olarak Kuran ve Sünneti değil, kulaktan dolma hurafeleri benimsemekte ve bu asılsız bilgilerle yetinmektedirler.

İslam’ın bütün insanları kuşatan ulvi çağrısı, tevhidi esaslara dayanır. Bu esaslara göre ferdin nerede doğduğunun, kim olduğunun, hangi mevkie sahip olduğunun önemi yoktur. Aslolan kişinin iman, ihlas ve samimiyetidir. Aslonun kişinin ne kadar insan olabildiğidir. İşte İslam yiğitlerini bu ilkeler çerçevesinde belirler ve onları Cennetle müjdeler.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Fatma Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?