Kapanmayan amel defterlerimiz

Çalışma şartları en ağır, sorumluluğu en fazla görev nedir?” diye sorulacak olsa neredeyse hepimizin vereceği cevap “Ebeveynlik” olur. Baba ve özellikle de anne olmak dünyanın en ağır sorumluluğu olarak durur karşımızda. Gebelik sürecinin sıkıntıları, doğumun zorlukları, uykusuz geceler, hastalıkları, sebepsiz ağlamaları, diş çıkarması, bez değiştirmesi, emeklemesi, yürümesi, ek gıdaya geçiş zorluğu, alerjisi, tuvalet eğitimi, inadı, huysuzluğu, huzursuzluğu, ilkokul telaşı, ödev gerginliği, ergenliği, buluğ çağı karmaşası, dış etkenlere karşı koruma güçlüğü, evlendirme aşamasının çileleri... Büyüttükçe artan, biraz büyüyünce geçeceğini beklerken daha da çeşitlenen sayısız sıkıntılar yaşarız çocuklarımızla ilgili. Evlendirdikten sonra üzerimizden düşecek sandığımız ama evliliklerinde yaşadıkları problemleri, acemilikleri ve hatta torunların da eklenmesiyle kuşaktan kuşağa geçen zahmetleri vardır ebeveynliğin. Bunlar, sağlıklı olmaları halinde yaşanacak zorluklardır elbette. Bir de Yaradan sağlık olarak sıkıntılı evlat ile imtihan ediyorsa kulunu, bu zorluk kat be kat artacaktır.

Zor olmasının sebebi olarak elbette saydığımız ve saymaya güç yetiremeyeceğimiz, çocuğumuza ve onun fiziki veya ruhsal yapısına göre değişen pek çok sıkıntı gösterilebilir fakat manevi olarak “Neden bu denli zor?” sorusuna verilecek, aslında hepimizin bildiği ama zaman zaman unuttuğumuz bazı cevaplar vardır. Bunlardan ilki, şüphesiz “Emanetçi olmak” sorumluluğudur.

Rabbimiz bize, Kendi yarattığı, Ruhundan üflediği, kaderini alnına işlediği küçücük bir canı emanet olarak vermiştir. Biz ise, kâinat bize emanet olduğundan dolayı elimizdeki bir fidanı bile dikmekle sorumluyken, konuşan, yürüyen, düşünen, akleden, kalbi olan bir varlığa gözümüz gibi bakmak fakat tüm kaderi ve fıtratı daha doğmamışken belirlenmiş olduğundan dolayı da onu elimizde şekillendiremeyeceğimizin idrakinde olarak hareket etmek, bu ikisi arasındaki dengeyi koruyabilmek zorundayız. “Bu yavru bana emanet. Emanete iyi bakmalıyım. Fakat kaderi, herkesin yazgısı elinde olan Allah’ın hükmündedir. Sınırları aşmamalıyım” şuurunu ve ince çizgisini korumalıyız.

Bir diğer önemli sorumluluk “Şahitlik etme” mevzuudur. Anne baba olarak Rabbimiz bizi vesile kılarak bir canlı meydana getirmiş ve bizi de buna şahit tutmuştur. Bizim artık onun tüm hayatı boyunca atacağı her adımının şahitçisi olma, iyi şeylere şahit olabilmek için onu elimizden geldiğince, her türlü yolu deneyerek telkin etme ve fakat tüm çabalarımıza rağmen evladımız istenenden farklı yollarda yürüyorsa da yazgısının Allah’ın elinde olduğunu hatırlayarak sadece şahitçisi olarak kalma zorunluluğumuz vardır.

Bizi tüm zorluklarına, tüm çilelerine rağmen ayakta tutan, her gün aynı coşkuyla görevimize devam etmemizi sağlayan manevi boyutu ise evlatlarımızın, bizler için kapanmayan amel defterleri olacak olma ihtimalidir. Hiç şüphe yok ki her şeyimizden fedakârlık ederek, adeta kendi hayatlarımızı ve zevklerimizi unutarak dosdoğru istikamet üzere yetiştirmeye çalıştığımız çocuklarımız, bizim kapanmayan amel defterlerimiz olacaktır. Düşünün ki bir gün biz hayata gözlerimizi yumduğumuzda, artık hiçbir şekilde iyilik yapamayıp salih amelde bulunamadığımızda, kendi yararımız veya zararımız uğruna elimizden bir şey gelemez olduğunda, bizim bir zamanlar üstüne titreyerek büyüttüğümüz, “Allah’a ve Rasulüne bağlı olsun, haramlara ve helallere karşı titiz olsun” diye çabaladığımız yavrularımızın işlediği salih ameller, yürüdükleri Hakk yollar sayesinde kazandıkları sevaplardan bize de paylar düşecektir.

Evet, anne baba olmak zordur. Evet, çocuk yetiştirmek zahmetlidir. Evet, ümmete evlat büyütmek çetindir. Bebekliklerinde ayrı, ergenliklerinde ayrı, gençliklerinde apayrı sıkıntıları vardır. Zamanı yoktur, tatili yoktur, mesaisi, maaşı, avansı yoktur. Bu yüzden özellikle anneleri sık sık yakınırken veya çaresizlik içinde bakınırken görürsünüz. Çünkü hem maddeten ve hem de manen çok fazla yıpratan bir sorumluluktur annelik. Bundan değil midir zaten cennetin annelerin ayakları altına serilmesi? Bundan değil midir “Üç kez anne hakkı” denildikten sonra dördüncüde “Babanın hakkı” denmesi?

Elbette dünyanın en ağır ve cennet garantili bu görevinde şeytan da boş durmayacak, bizi yıldırmak, yıpratmak, çocuklara davranışımızı, hayata bakışımızı değiştirmek ve bizi annelikten, babalıktan soğutmak için var gücüyle çabalayacaktır. İşte öylesi zamanlarda, her şey üstü üstüne gelip sorumluluklarımız bizi yıprattığında aslında çok iyi bildiğimiz bu gerçekleri derinlemesine düşünmeliyiz. Omuzlarımızdaki yüklerden güçsüz düştüğümüzde, bunaldığımızda, moralimiz bozulduğunda kendimizi ve etrafımızdakileri deşarj etmeliyiz. “Ben emanetçiyim. Üstelik Rabbimden gelen bu emanete çok iyi bakmalıyım. Ben şahitçiyim. Evladıma hem bu dünyada hem de ahirette şahitlik edeceğimi unutmamalıyım. Ve ben, bana şimdi türlü zahmetler veren bu yavru sayesinde kapanmayan ve onun ömrü boyunca sürecek olan bir amel defterine sahip olacağım inşallah!” diye düşünmeli, zorlukları avantaja çevirmeliyiz!

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Meryem Nida - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?