Gizle

İmam Azam Ebu Hanife (r.h.)’ınZühd ve Takvası

Müctehid imamlarımız yalnızca birer bilgi küpü değillerdi. İlimde zirve oldukları gibi, ibadette, ahlakta, zühd ve takvada ve ahiret endişesi taşımada da en önde idiler. Yaşadıkları dönemde kendilerinden daha âlim kimse olmadığı gibi ibadete daha düşkün kimse de yoktu. Onları bu hale getiren ilimleri idi. Nitekim Rabbimiz onların bu halini şöyle tarif etmektedir: “Allah’ın kulları arasında O’ndan korkan, ancak âlimlerdir.” (Fatır, 28) Daha sonra gelen Rabbani âlimler de onların izinden yürüdüler ve bize paha biçilmez ilim hazineleri bıraktılar. Rabbim hepimize bu Rabbani âlimlerin yolundan gitmeyi nasip etsin.

Yezîd b. Harun’dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: “İmam-ı Azam’dan daha âlim, daha zahid ve daha takva sahibi bir kimse görmedim. Bir kimse İmam Âzam gibi takva sahibi olmadıkça bir kimseye fetva vermek helâl olmaz… Bir zamanlar İmam Âzam’ın, bir evin civarında güneşin sıcağı altında beklediğini gördüm. Kendisine:

- “Niçin duvarın gölgesine girmeyip güneşin sıcağı altında duruyorsun? Diye sorunca:

- “Bu evin sahibinde bir miktar alacağım vardır, eğer evin gölgesinde gölgelenirsem bir menfaat elde etmek düşüncesi akla gelebilir korkusuyla gölgelenmiyorum, çünkü bunun faiz olmasından korkuyorum.” cevabını verdi.

Yine rivayet edilir ki İmam Âzam bir meselede zorlukla karşılaşıp çözemezse tövbe ve istiğfar edip, bir günah işlemişim ki bu müşkil bana arız oldu, der ve kalkıp iki rekât namaz kıldıktan sonra o mesele kendisine keşfolur (açılır) ve böylece o müşkil ortadan kalkardı. Fadl b. Iyaz, İmam Âzam’ın bu durumunu duyunca ağlayıp, bu durum onun günahının azlığındandır. Çünkü herkese böyle bir inkişaf olmaz, derdi.

İbrahim b. Amr’dan rivayet edildiğine göre, İmam Azam Hazretleri son derece feraset sahibi (ileri görüşlü) idi. Talebelerinden Dâvud-i Taî hakkında demişlerdir ki: “Bu talebem çok âbid olup insanlardan uzakta yaşayacak ve gece-gündüz ibadette bulunacak.” Gerçekten de öyle oldu. Yine Ebu Yusuf hakkında: “Buna da dünya ikbal edecek ve kendisinin de dünyaya meyli çok olacak.” dedi. Gerçekten de öyle oldu.

Yine rivayet edilir ki İmam Azam ticaretle geçinir ve ticari işlerini ortakları aracılığı ile yürütürdü. Ortaklarından birinin satışında şüphesi bulunduğu ve sattığı mallar arasında bir tanesi sakat bulunduğu için 30.000 akçelik kârını fukaraya sadaka olarak dağıtmıştır.

Yine rivayet edilir ki, Kufe etrafındaki Arapları yağma etmişler ve bunlara ait koyunları çarşı pazarda satmışlar, dolayısıyla bu koyunlar o civarda yayılmış. Bunun üzerine İmam Âzam Hazretleri bir koyunun ömrünü sormuş, ancak yedi sene yaşar, demişler. Bundan sonra İmam Âzam bu koyunlardan birine rastlar korkusuyla yedi sene koyun eti yememiştir.

İmam Âzam Hazretleri zengin olduğu halde kendi ifadesine göre, dört bin dirhemden fazla parayı elinde tutmamış, bu kadarını çoluk çocuğunun nafakası için saklarmış, gerisini fukaraya, talebelerine ve Mekke ile Medine’de bulunan fakîhlerin nafakalarına yardım için harcamıştır.

İmam Âzam Hazretleri hocasına o derece saygılı idi ki, vefatından itibaren her namazın peşinde hocası İmam Hammad için, anası babası, diğer hocaları ve kendisinden ilim öğrenen talebeleri için duada bulunurdu. Hocasına karşı saygısından ötürü, yatağında ayaklarını hocasının evine doğru uzattığı vâki olmamıştır. Ebu Hanife İmamu’l-Eimmeti’l-Fukaha isimli kitapta onun hakkında konuşanlardan yapılan rivayetlerin bir kısmı şöyledir:

İmam Abdullah b. el-Mübarek: “Ebu Hanife’den daha çok Allah’tan korkan birisini görmedim.” demektedir.

Abdurrezzak b. Hemmam: “Ebu Hanife’ye her rastladığımda gözlerinde ve yanaklarında ağlama izlerini görürdüm.”

Hafs b. Abdurrrahman: “Ben, takva sahibi, zahit, fakih ve âlimlerden çeşitli insanlarla birlikte oldum. Ama İmam-ı Azam gibi bütün özellikleri kendisinde toplayan hiç kimseyi görmedim.”

İmam Ahmed b. Hanbel: “O, âlim, zahid ve takva ehlidir. Hiç kimsenin sahip olamayacağı maddi imkânlarına karşılık yine de ahiret yurdunu tercih edenlerdendir.”

Yezid b. Harun: “Ebu Hanife muttaki, temiz, zahit, vera’ sahibi, doğru sözlü ve devrinde en güçlü hafızaya sahip olan âlimdi.”

Hasan b. Muhammed: “Ebu Hanife’ye bakan kişi ibadete olan düşkünlüğünden, zayıflayan vücudu ve sararan yüzünden ötürü O’na acırdı.”

Zahidlerden Davut et-Tai: “O, gece yürüyüşüne çıkanların kendisiyle yolunu bulabilecekleri bir yıldız gibidir. Müminlerin gönüllerinde taht kuran önemli bir şahsiyettir.

İmam Muhammed şunları söylemektedir: “Ebu Hanife, zamanında tekti. Onun dünyadan ayrılması, ilimde, keremde, lütufta, takvada ve Allah için tercih etmede dağ gibi olan birinin ilim ve fıkhıyla birlikte yeryüzünü terk etmesi demekti.”

Hasan b. İsmail b. Mücalit babasından şunları rivayet etmektedir: Bir gün Harun Reşid’in yanında oturuyordum. O esnada yanımıza Kadı Ebu Yusuf girdi. Harun Reşid ona: “Ebu Hanife’nin özelliklerinden bize bahset.” Dedi. Ebu Yusuf: “Allah’a yemin olsun ki haramlardan kaçınmada çok titizdi. Dünyaya önem veren insanlarla oturup kalkmazdı. Çoğu zaman susmayı tercih ederdi. Devamlı tefekkür ederdi. Ağzından malayani laflar çıkmaz, boş konuşmazdı. Soru sorulduğunda cevabı biliyorsa o anda verirdi. Ey Müminlerin Emiri! Ben onu hep kendini ve dinini koruyan, insanlar yerine kendi nefsinin tezkiyesiyle meşgul olan biri olarak bildim. Herkes hakkında hayırdan başka bir şey konuşmazdı.” Dedi. Harun Reşid: “Bu salihlerin ahlakıdır.” diye karşılık verdi.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Mustafa Kasadar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?