Gizle

Siyasette Saadet Faktörü

Birkaç gün önce Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın demokrasi ve adalet anlayışını bir kez daha milletçe ekranlardan izledik. Saadet Partisi Lideri Temel Karamollaoğlu’nun seçme gibi seçilme hakkının da ücrete tabi tutulamayacağına ilişkin son derece haklı açıklamalarına verdiği gücünüz yoksa bu işe girişmeyin anlamına gelen cevabıyla Erdoğan aslında ne kadar güçlü olursa olsun kaybetme ve sonrasına dair yaşadığı korkuyu açığa vurmuş oldu. İktidarın yakın takibe aldığı Saadet Partisi’nden ne kadar rahatsız olduğu kamuoyunun malumu. Saadet şu sıralar zahirdeki oy oranına göre özgül ağırlığı en fazla olan parti konumunda. Tespitleri ve yerinde çıkışlarıyla memlekette adalet bekleyen tüm kesimleri temsil edebilecek bir adayı doğurabilecek yerel kaynak pozisyonunda. Sistemin bütün erklerini elinde bulunduran İktidar da Cumhurbaşkanlığı seçim sürecindeki en güçlü kıvılcımın kuvvetle muhtemel Saadet Partisi’nde çakabileceğini biliyor. Bir yandan Abdullah Gül’e sataşırken diğer yandan mağrur tavırlarla Saadet Partisi’ne yükleniyor. Sanırsınız Saadet Partisi ana muhalefette. Peki, bu korku neden kaynaklanıyor?

Cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci tura kalacağı aşikâr. Şöyle ki, 16 Nisan’da henüz seçmen kitlesinin bir kısmını koruyan MHP’nin desteğine rağmen ancak %51’i bulabilen iktidar bloğunun, yaptığı onca hukuksuzluk göz önündeyken Cumhurbaşkanlığı seçiminde de aynı seviyeyi koruması mümkün gözükmüyor. Gerçi topluma karayı ak göstermede pek mahir olduklarından küçük de olsa bir şansları hala var. Ama artık yolun sonu görünüyor. İkinci turda toplumun hangi kesimleri veya hangi parti seçmeninin belirleyici olacağı hususunda siyasi analizler daha çok MHP ve mevcut muhalefet partilerinin seçmenleri üzerinden yapılıyor. Oysa bu kesimler, iş ikinci tura kaldığında zaten yılların bıkkınlığıyla ne yapacağını biliyor. Dolayısıyla ikinci turun asıl belirleyicisi halen adalet ve demokrasi bilincini kaybetmemiş, gönlü AKP’de olmayan AKP seçmeni olacak. İktidarın adalet, eşitlik, dürüstlük ve Müslümanlık gibi kavramları ziyadesiyle yıpratmış olmasından rahatsızlık duyan vicdan sahibi bu kitleyi doğru bir aday kolaylıkla AKP’den koparıp alabilir. Bu endişeyi taşıyan Erdoğan yine mağdur edebiyatına başvurur mu bilinmez. Ama her zaman yaptığı gibi toplumu iki cephede kutuplaştırarak artı bir ile de olsa çoğunluğun desteğiyle işi götürme senaryosunu yeniden sahneleyeceğini söylemek için siyaset uzmanı olmaya gerek yok. Zira MHP ile başlayan ittifak arayışları ve kendilerine oy vermeyen memleketin yarısını son derece tehlikeli bir şekilde kökü dışarıda olanlar şeklinde nitelemeleri milletin gözü önünde gerçekleşiyor.

Öte yandan iktidarın MHP’nin beklentisi olan seçim barajının düşürülmesi fikrine yanaşmaması da HDP’yi baraj altında bırakıp Kürt seçmenin oyunu cebe indirme amacının yanında AKP’nin muhafazakâr seçmeni için bir alternatif olan Saadet Partisi’nin sıçrama yapması kaygısından kaynaklanıyor. Türkiye’de her dönemde akıllı politikalar üreten, engellenen iktidarı döneminde ülke tarihindeki en büyük ekonomik başarıları elde eden, memleketin öz kaynaklarını harekete geçirerek çalışanların ücretlerine bugün hayal bile edemeyecekleri zamlar yapan ve yerli ve milli duruşunu hamasetle değil icraatla ortaya koyan Saadet Partisi’nin kıymeti zaman içinde daha iyi anlaşılmaya başladı. Kamuoyunun bu gerçeği kavramasında güç sarhoşluğuyla yanlış yollara sapanların düştükleri ibretlik durumun etkisi elbette büyük. Ama bu başarıda özellikle son dönemlerdeki faaliyetleriyle Genel Başkan Temel Karamollaoğlu faktörünün de altını çizmek gerekiyor. Türkiye’deki siyasi fotoğrafı çok iyi analiz ettiği, yaptığı tespit ve yerinde hamlelerden anlaşılan Karamollaoğlu belli ki iktidar sahiplerine ciddi biçimde rahatsızlık veriyor. Karamollaoğlu’nun bu konumu elde etmesi milli görüş çizgisinde, daima dik yürüyüşünden kaynaklanıyor.

Bir partinin siyaset tarzında zaman zaman strateji değişiklikleri görülebilir. Değişmez temel politikalar ise o partinin ne kadar sarsılmaz bir omurgaya sahip olduğunu gösterir. Tabi bu prensip sağlam siyasi teşekküller için geçerli; yoksa zayıf iken adalete sığınan, gücü eline geçirdiğinde şahsi hırslarına yenik düşüp toplumu baskı altına alanlar için değil. Konuyu bu çerçevede ele alacak olursak, Saadet Partisi’nin yüz bin imza gibi bir sorunu bulunmadığını ve Karamollaoğlu’nun Cumhurbaşkanlığı adaylığı için iktidar sahibinin koyduğu “ekonomik güç” şartının adaletsiz olduğuna dikkat çekmek olduğunu yeniden vurgulamak gerekiyor.

Velhasılıkelam, demokratik siyaset adına utanç verici dönemlerden geçiyoruz. Mağduriyet (!) yaşamış insanların iktidar olduklarında geldiği hazin durumu ortaya koyan talihsiz açıklamaları siyasi literatürümüzde elbette yerini alacak. Selam ve Dua ile.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar İsrafil Bayrakçı - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?