Okumak ve okuduğunu anlamak

İslam’ın ilk emridir “Oku”. Okumakla emrolunan bir dinin müntesipleriyiz. Bu da biz Müslümanların diğer din mensuplarına göre daha fazla okumamız gerektiğine işarettir. Okumak ama nasıl okumak “Yaradan Rabbinin adıyla oku”mak.

İlahi emir gereğince faydalı ve güzel şeyleri okumalıyız. Kişi öncelikle lüzumlu şeyleri okumalıdır. Kendisine, çevresine ve insanlığa faydalı olan şeyleri! Evvela okumalıdır daha sonra ise okuduğunu anlayabilmelidir. Anlamak zihni bir melekedir. Her insan her okuduğu şeyi anlayabilir mi? Evet, anlayabilir. Bunun tersi de söylenebilir elbette. İnsan her okuduğu şeyi anlamayabilir. Burada insan ve insanın fikri dünyasını besleyen bilgi dağarcığı önem arz etmektedir. Eğer doğru kaynaktan beslenirse insan her şeyi doğru okur ve anlar. Fakat beslenilen kaynak yanlış ise okuma da anlama da yanlış olur.

Peki, doğru okuma nedir ya da faydalı ve güzel olan okuma nasıl olmalıdır? Bir Müslüman için öncelik, elbette ki kâinatı yoktan var eden Allah’ın (CC.) Kelamını okumaktadır. Yani bizler evvelemirde Kur’an-ı Kerim’i okuyacağız ki okumaya başlamış olalım. Orada bir insan için lazım olan tüm bilgiler mevcut! Akabinde Kur’an-ı Kerim’in açıklayıcısı ve en güzel anlayanı olan Hz. Muhammed’den (sav.) varit olan Hadis-i Şerifleri okumalıyız. Daha sonra muteber tefsir kitaplarını okumalıyız. Zira Kur’an-ı Kerim’deki her konu hususunda kişi yeterli bilgiye sahip olamayacağından bu hususta ehil insanların açıklamalarına da müracaat etmelidir. Ayetler biz inanan insanlar için inzal olmuştur. Bu yüzden öncelikle bize hitap etmektedir. Dolayısıyla yanlış ya da eksik bilgilenme ölene değin hata içerisinde olmamıza sebep olabileceğinden ayetlerdeki (en azından bizim anladığımıza göre) farklı manalara işaretler varsa bunları elbette ki tefsirlerden öğrenebiliriz ancak. Tefsirden sonra “Kişinin leh ve aleyhinde olan şeyleri bilmesi” olan fıkıh ve ilmihal kitaplarını okumalıyız ki günlük hayatımızda karşılaşacağımız pek çok meşakkatli olayda aklımız bize yol gösterebilsin. Daha sonra akaid, kelam… Konularındaki eserlerden de okumalıyız ki beslendiğimiz kaynak çeşitlensin.

Bunlarla birlikte elbette ki roman, şiir, hikâye, gezi, anı, inceleme, fikir kitapları, gazete, dergi vs. okuyacağız. Daha doğrusu okumalıyız. Kelime/Kültür dağarcığımızın gelişmesi açısından bu eserlerden de istifade etmeliyiz. Bir roman karakterinin kurduğu cümleden, bir şiir mısraına; bir hikâyedeki konudan, gezip görmediğimiz bir yer hakkında fikir veren kitaba; geçmişteki önemli bir şahsiyetin başından geçen bir olaydan, bir konunun ayrıntılarına varıncaya değin pek çok hususta bilgi veren eserlere, gazetedeki ufak bir haberden, dergilerdeki uzun makalelere varıncaya kadar ne bulursak okumalıyız. Okumalı ve okumayı da sevmeliyiz. Severek iş yapınca insana zor gelmezmiş. Biz millet olarak okumayı pek sevmiyoruz galiba. Sevmediğimizden olsa gerek okumakta da zorlanıyoruz. Oysa okumalıyız ki bilgi dağarcığımızı sürekli dolduralım ve kullanalım.

Peki, okuyor muyuz? Okumayı seviyor muyuz? Buna içten gelen bir sevinçle evet demeyi inanın çok isterdim. Fakat maalesef okumuyoruz. Okumayı da sevmiyoruz. Okumaktan kastımı anlamışsınızdır herhalde. Sosyal medya mesajlarını okumayı kastetmiyorum elbette. İstanbul’da yaşayan biri olarak şunu gözlemliyorum. Önceden toplu taşıma vasıtalarında az da olsa mecmua, gazete, kitap hatta Kur’an-ı Kerim okuyanlara rastlıyordum. Fakat son zamanlarda bu türden okuyuculara rastlamaz oldum. İnsanlar almışlar ellerine telefonlarını kafalar öne eğik sürekli bir şeylerle meşgul oluyorlar. Çok azı müstesna genelde ya sosyal medyadalar ya da internetten oyun oynayıp, film/dizi izliyorlar.

Ülkemizde kitapların baskı rakamları, gazete ve dergilerin tiraj durumları da ortadadır. Bunları da göz önüne aldığımızda oku-ma-yan bir toplum olduğumuzu anlamak zor olmasa gerek. İyi ki sosyal medya var yoksa hiç okumayan bir toplum olacaktık (!). En azından orada yazılan üç beş cümleyi olsun okuyoruz. Bu bile teselli oluyorsa bize vah eyvah demenin zamanı gelmiş demektir.

Bu satırların yazarı da dâhil soralım kendimize en son ne zaman Kur’an-ı Kerim okuduk? Yukarıda değindiğim eserleri geçtim en son ne zaman bir roman, hikâye, gazete/dergi makalesi okuduk? Okuma boş zaman işi değildir bunu iyi bilelim. Zira okuma tefekkür ve ibadetten sonra yapılan en değerli işlerden birisidir. Boş zamanı olmaması gereken bir Müslümanın “boş zamanlarımda kitap okuyorum” demesi çok garip gelmiyor mu size de?

Okumayan bir insanın zorla okuduğu bir şeyi de anlamasını beklemek biraz saflık olmaz mı? Ambarda darısı olmayanın, kışı geçirebileceğine aklı keser mi? Okumazsak bilemeyiz, bilemezsek haliyle anlayamayız. Ne olan biteni, ne başımıza geleni!

Rabbim okumayı seven, düzenli okuyan ve okuduğunu anlayan kullarından eylesin. Âminlerce âmin…

Selam ve dua ile…

İlgilisine notlar:

* “Rabbinin adıyla oku, O, İnsanı Alakadan (kan pıhtısından) yarattı. Oku! O, İnsana bilmediklerini öğretendir. Kalemle yazmayı öğreten Rabbin nihayetsiz kerem sahibidir.” Alak Suresi ayet: 1-5

* “Kur’an’ı okumak kendisine zor geldiği halde onu takılarak okuyana iki sevap vardır.” Hadisi Şerif

* Geçen Hafta yazdığım “Çağdaş Firavunların sihirbazlarına karşı duran asa: Milli Gazete” başlıklı yazıda Firavun ve avanesinin boğulduğu yer olarak sehven Nil nehri yazılmıştır doğrusu Kızıldeniz olacaktır. Düzeltir, özür diler ve dikkatli okurlarıma teşekkür ederim.

Minik bir tebessüm

Kitap okuma alışkanlığı

Bir baba kızına kitap okuma alışkanlığı kazandırabilmek için ödül vermek istemiş ve:

– Kızım, eğer sana verdiğim şu kitabı bitirirsen 20 lira vereceğim. Der.

Bu teklif çocuğun çok hoşuna gider ama kitap okumayla da pek arası yoktur. Kurnazca gülümser;

– En iyisi ben bu kitabın özetini internetten araştırıp bulayım, onu iyice ezberleyeyim, babam okudun mu diye sorunca da o özeti anlatırım. Diye düşünür.

Çocuk gider, babasının okuması için verdiği kitabın özetini bulur. İki sayfalık bu özeti iyi bir şekilde okur, öğrenir. Babası anlamasın diye de bir hafta bekler. Bir hafta sonra

– Babacığım ben kitabı okudum, ödülümü verir misin? Der gözleri parlayarak.

Babası kızından kitapta geçen konuyu anlatmasını ister. Kız güzel bir şekilde konuyu anlatır. Ardından tekrar ödülünü ister babasından. Fakat babası hiç beklemediği bir tepki verir ve kızına:

– Sen bu kitabı okumamışsın, beni kandırmaya çalışıyorsun. Yaptığın çok yanlış bir şey! Şayet okusaydın kitabın içine koyduğum 20 lirayı bulurdun.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Mustafa Yıldırım - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

01

Bilal B. - Ülkemizde okuma alışkanlığının düşük olmasının 1.sebebi piyasayı elinde tutanların piyasaya sürdükleri yanlı kitaplardan kaynaklanıyor. M.Kemal ve yunan akrabalarının uzun hikayeleri Müslüman milletin hiç ilgisini çekmemiştir veya benzer siyasetçilerin tonlarca kitapları zorla halkın gözüne sokulmuştur. Halk sürükleyici bir romanın hikayenin tadını bilmemiş ki tadmamış ki.

Yanıtla . 2Beğen 15 Ocak 16:18

Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?