Gizle

Türkiye’nin “Bağışıklık Sisteminde” (“İmmün Sistem”) Sorun Var-2:

İNSANIN BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİN ÜÇ FARKLI ÇALIŞMA ŞEKLİ

GİRİŞ

Türkiye’de Oslo görüşmelerinin deşifre edilmesi ile birlikte başlayan, Taksim Gezi Parkı olayları ile ortaya çıkıp görünür hale gelen ve hâlâ değişik şekiller altında devam eden Kadife Darbe Sürecinin en önemli dayanağı, siyasi iktidara karşı olan gayr-i memnun kitlenin ittifakıdır (kırgınlar, küskünler, rakipler ve düşmanlar).

Türkiye’yi yönetenler ve yönetimde etkin olan güçler, bu gerçeği görerek gerilimi düşürüp gayr-i memnun sayısını azaltmaları gerekirken; gerilimi, sürekli yükseltmeyi ve dolayısıyla gayr-i memnun sayısını artırmayı, adeta bir politika haline getirmişlerdir.

Devletin değişik kademelerinde alınmış olan herhangi bir kararla ilgili, en küçük farklı bir yorum, değerlendirme ve eleştiri yapanlar; mazileri, konumları ve niyetleri ne olursa olsun, düşman kategorisine konup insafsızca, merhametsizce eleştiriliyor, linç edilmek isteniyorlar.

Bunu da ülkeyi, tehlikelere karşı koruma amaçlı olarak yaptıklarını söylüyorlar. Tahrip edici bu koruma refleksi, Türkiye’nin “Bağışıklık Sisteminde” (“İmmün Sistem”) bir hastalığın olduğu, bağışıklık sisteminin olması gerekenden farklı çalıştığı anlamına gelmektedir. Türkiye’de devletin bağışıklık sistemindeki (savunma sistemindeki) bu aşırı hassasiyet, insanın bağışıklık siteminde meydana gelen hasar sonucunda, sistemin aşırı hassasiyet göstererek kendini tahrip etmesine benzemektedir.

İnsan ve ülkenin bağışıklık sistemindeki benzerlik sebebiyle bu yazıda insanın bağışıklık sisteminin çalışma şekilleri ele alınıp değerlendirilecektir.

“BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ”(“İMMÜN SİSTEM”) ve “BAĞIŞIKLIK BİLİMİ” (“İMMÜNOLOJİ”)

“Bağışıklık sistemi”(“İmmün Sistem”), «mikrop» diye tanımlanan, vücutta enfeksiyona yol açan virüs, bakteri, mantar ve parazit gibi patojen mikroorganizmaları (gözle görülemeyen canlılar) tanıyıp yok eden, zarar verici etkilerine karşı vücudu koruyan ve hastalıklara karşı dirençli olmasını sağlayan bir savunma sistemidir (1,2).

Bağışıklık sisteminin en önemli özelliği, “kendinden olanı” (“self”), “kendinden olmayandan” (“non-self”) ayırabilmesidir. Bu sistem, vücuda giren veya vücutla temas halinde olan tüm yabancı maddeleri tanır, en ince ayrıntısına kadar tarama yapar ve bunları canlının sağlıklı doku hücrelerinden ayırt eder.

İnsanın bağışıklık sistemi de kendi yapısına yabancı olan maddeleri (antijenleri) tanıyabilme ve onlarla baş edebilme özelliklerine sahip olup yabancı ve zararlı olabilecek maddelere karşı insan vücudunu savunur. Yabancı maddelerin organizmaya teması veya girmesi ile insan vücudu kendini savunmaya başlayıp yabancı maddeye göre tepki verir. Çok karmaşık olan bu süreçte birçok biyolojik reaksiyon meydana gelmekte ve birçok sistem, organ ve hücre görev almaktadır(1-3).

“Bağışıklık Bilimi” (İmmünoloji), genel anlamda, kendi kalıtsal yapısına yabancılık özelliği taşıyan özel maddeleri (antijenleri) ayırt edebilme yeteneğindeki canlıların, bu özel maddelere karşı gösterdiği reaksiyonların tümünü inceleyen bir bilim dalıdır (1,2).

Bağışıklık sisteminin vücudu savunmasında değişik ihtimaller söz konusudur. Bunları aşağıdaki gibi özetleyebiliriz:

1- Normal Çalışma: En Uygun (Optimal),

2- Bağışıklık (İmmun) Yetmezliği

3- Aşırı Hassas/Duyarlı (Hipersensitive) Çalışma

BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİN OPTİMAL ÇALIŞMASI

İnsan vücudu, sürekli olarak mikropların ve parazitlerin kendileri ya da ürettikleri maddelerin doğrudan saldırısı altındadır. Tüm canlılar, dışarıdan gelecek saldırılara karşı savunma stratejileri geliştirmiştir.

Bu kapsamda Optimal Çalışma, bağışıklık sisteminin normal, kirlenmemiş, lekelenmemiş, saf, berrak çalışma hali olup hiçbir şekilde vücuda zarar vermeden koruyan çalışma şeklidir. Bağışıklık sistemi, bütün saldırılara vücuda zarara vermeyecek şekilde karşı koyar, cevap verir. O nedenle saldırgana karşı vereceği cevabı, vücuda zarar vermeyecek şekilde sınırlar. Saldırganı, etkin bir biçimde zararsız hale getirirken, açığa çıkan zararlı artıkları (ürünleri) da vücut dokularına asgari hasar verecek şekilde ortadan kaldırır. Optimal çalışan bağışıklık sisteminin, temel fonksiyonlarını aşağıdaki gibi özetleyebiliriz (1):

1- Yabancı maddelerin vücuda girmelerini engellemek,

2- Eğer bir şekilde girmişlerse, girdikleri yerde tutmak ve yayılmalarına izin vermemek ya da geciktirmek,

3- Kendi vücuduna saldırmamak,

4- Saldırgana karşı verdiği cevabın vücuda zarar vermemesini sağlamak,

5- Açığa çıkan zararlı artıkların (ürünlerin) vücuda zarar vermesine mani olmak.

6- Ölmüş dokulardan kalan hücreleri yok etmek.

Vücut, kendine ait yapılara karşı hoşgörülü davranır ve “bağışıklık cevabı”(immün cevap) vermez. Bu duruma “self tolerans” (“immün tolerans”) denir (1,2).

Optimal çalışan savunma sisteminin amacı, zararlı olanı ve onu taşıyan hücreyi yok etmektir. Bu amacına ulaştığında, bağışıklık sisteminin cevabı tamamlanmış olur. Bu durumda bağışıklık sistemi, “kendini sınırlar” (“oto regülasyon”) (1,2). Böyle bir sınırlama olmazsa, vücut, yarar yerine zarar görmeye başlar.

Optimal çalışan bağışıklık sisteminin/savunma sisteminin en önemli özelliklerinden biri de, “hafıza”ya sahip olmasıdır. Bağışıklık sistemi, daha önce herhangi bir zamanda rastladığı bir mikrobu, kendisine unutturmayacak şekilde hafıza hücreleri üreterek kaydetmektedir. Vücut aynı mikropla daha sonra tekrar karşılaştığında, bu hafıza hücreleri devreye girerek bağışıklık sisteminin çok daha hızlı ve etkili cevap (“antikor”) vermesini sağlamaktadır (1,2).

İki Tür Bağışıklık

İnsanda “doğuştan gelen bağışıklık” ve “sonradan kazanılmış bağışıklık” olmak üzere iki tür bağışıklık sistemi vardır.

“Doğuştan gelen (doğal) bağışıklık sistemi” (“doğal direnç”), enfeksiyonlara yol açan mikropları, vücuda ilk girişte karşılayıp tanıyan ve daha sonra ortadan kaldırmak için çalışan, doğal olarak organizmada hazır bulunan bağışıklık sistemidir.Oluşturulan bağışıklık cevabı, saldırgana özel değildir ve hafızası yoktur ve insan vücudu herhangi bir antikor oluşturmadan mikroplara karşı korunmaktadır (3,4).

“Sonradan kazanılmış bağışıklık sistemi” (“kazanılmış direnç”), vücudun mikroorganizmalara karşı antikor üreterek kazandığı bağışıklıktır. Bu sistem, vücuda zarar veren bir mikropla karşılaşmayı takiben, belli bir hazırlık süreci sonucunda harekete geçer. Etkene özgüdür ve hafızası vardır.

Sonradan kazanılmış bağışıklık, aktif ve pasif bağışıklık olmak üzere ikiye ayrılmaktadır.

Aktif Bağışıklık: İnsan vücudu yabancı madde saldırılarına (antijenlere) maruz kaldıktan sonra oluşan bağışıklıktır. Üç şekilde meydana gelebilir: 1- Aşılanma, 2- Hastalığı geçirme, 3- Sağlıklı iken vücudun antikor üretmesi

Pasif Bağışıklık: Vücuda dışarıdan antikor verilmesiyle sağlanan bağışıklıktır. Bunun için serum kullanılır. Serumlar hazır antikorlardır.

Doğal ve sonradan kazanılmış bağışıklık sistemleri, karşılıklı etkileşim, işbirliği içinde vücudumuzu, zarar veren etkenlere karşı korumaktadırlar (3-5).

“BAĞIŞIKLIK (İMMUN) YETMEZLİĞİ”

Bazı durumlarda bağışıklık sistemi, normal düzeyin altında çalışmaya başlar ve vücudu savunamaz. Bu durum, “bağışıklık yetmezliği” (“immun yetmezlik”) olarak adlandırılır. Bunun en tipik örneği AİDS (AcquiredImmuneDeficiencySyndrome: AcquiredImmuneDeficiencySyndromeAcquiredImmuneDeficiencySyndromeAcquiredImmuneDeficiencySyndro”Edinilmişİmmun Yetmezlik Sendromu») hastalığıdır. AİDS hastalığına neden olan HİV virüsü, bağışıklık sisteminde görev alan T4 akyuvarlarının içine girerek onların ölümüne neden olmakta ve sayılarını azaltarak immun yetmezliğe sebebiyet vermektedir (1,2). Sonuçta bağışıklık sisteminin çalışmasındaki yetersizlik, hastanın ölümüne neden olmaktadır.

“AŞIRI HASSASİYET” GÖSTEREREK ÇALIŞMA (“HIPERSENSITIVE”)

Aşırı hassasiyet/duyarlılık (Hipersensitive), normal bağışıklık sistemi tarafından üretilen aşırı, istenilmeyen (tehlikeli, rahatsızlık veren ve bazen ölümcül ) reaksiyondur. Oluşan bağışıklık cevabının, olması gerekenden aşırı olması ya da daha uzun sürmesi nedeniyle meydana gelir (1, 2, 6).

Bağışıklık sisteminin normalin üstünde, aşırı hassas çalışması, kendi yapı taşlarını, yabancı yani düşman olarak algılamasına ve onları adeta mikropmuş gibi görmesine sebebiyet verir. Bu durumda sistem, kendi yapı taşlarını da düşman olarak kabul ettiğinden, onları ortadan kaldırmak için elinden geleni yapmakta; kendi doku ve organlarında hasarlar meydana getirmekte ve işlev bozuklarına neden olmaktadır. Bu durum, “otoimmun hastalıklar”, “alerjik hastalıklar” olarak bilinmektedir. Vücudun kendi hücrelerine saldıran bu antikorlara, “otoantikor” adı verilmektedir (1, 2, 6).

Optimal (en uygun) çalışmada bağışıklık sistemi, kendisine yabancı olanı belirleyip hedef şaşırmadan onu etkisiz hale getirirken; otoimmün hastalık durumunda bağışıklık sistemi, vücudun sağlam, dost hücrelerini yabancı, düşman kabul edip, onlara saldırmaktadır. Bu durum “kardeşin, kardeşe düşmanlığı”, ya da “kedinin, yavrusunu yemesi gibidir”. “Kedi, yavrusunu yerken, onu fare olarak görürmüş.”

Bağışıklık sisteminin böyle çalışmasının sebepleri tam olarak bilinmemektedir. Enfeksiyonlar esnasında bağışıklık hücreleri (makrofajlar, T hücreleri vb.) zararlı mikroplarla karşı karşıya geldiklerinde, mikropları öldürürken onların yüzeylerinden belirli, özel proteinleri kendi içlerine almakta ve daha sonra hatırlamak için hafızasına tehlikeli ve düşman olarak kaydetmektedir. Bazı durumlarda bağışıklık sisteminin hücreleri (B türü), sadece alması gereken protein türünü değil, o proteinin etrafındaki komşu proteinleri de koparıp almakta yabancı ve düşman sınıflaması içerisinde mütalaa edip hafızasına kaydetmektedir. Oysa ilâve alınan bu proteinlerin bir kısmının benzerleri, insanın vücudunda dost olarak bulunmaktadır. Bu durumda, bağışıklık sisteminin “öz toleransı sağlayan regülatör” hücreleri(T türü), kendi dost hücrelerini, dokularını da yabancı, düşman olarak algılamakta ve onlara saldırmaktadır(1,7,8).

Belki de saldırgan, kendi üzerindeki insanın dostu olan bazı proteinleri, insanın vücut savunma sistemine düşman olarak göstererek bağışıklık sisteminin hafıza hücrelerine düşman olarak kaydedilmesini sağlayan bir mekanizma geliştirmiş olabilir. Bu konunun araştırılmasında fayda vardır.

Bağışıklık sistemi, böylesi bir yanlış algı ile, sürekli antikor üretip, kendi kendini yemektedir. Hasar almış hücrelerden beyne yanlış bilgi gitmesi sonucu, beyin, bağışıklık sistemine hatalı emirler vermektedir. Bunun sonucunda, Otoimmün denilen hastalıklar ortaya çıkmaktadır.

SONUÇ: DEVLETLER CANLI ORGANİZMALAR GİBİDİR

Devlet, bir ideolojinin, bir değer sisteminin belli bir coğrafyada iktidar olmasıdır. Devlet, genel olarak canlı bir organizma gibi davranır. Devletin bağışıklık sistemindeki hafızada dost, düşman, müttefik, rakip ve tarafsız olarak insanlar, toplumlar ve devletler sınıflandırılmışlardır.

Devletin herhangi bir tehlikeye karşı tepkisi, insanın bağışıklık sisteminin verdiği tepkiye benzer olarak üç farklı şekilde tezahür edebilir: 1- En Uygun (Optimal) Çalışma, 2- Bağışıklık (İmmun) Yetmezliği, 3- Aşırı Hassas (Hipersensitive) Çalışma.

Türkiye, Şer İttifakının (ABD, İngiltere, İsrail, Siyonizm) 1900’lerden 2012 yılına kadar yaptığı saldırılara, hem doğal hem de sonradan kazanılmış bağışıklık sistemi ile cevap vermiştir. Türkiye, Şer ittifakını tanıdıkça, bilgisi ve tecrübesi arttıkça verdiği cevaplar, ona göre değişmektedir. Ancak, Şer İttifakının taşeronu FETÖ türü bir yapılanma konusunda yeterince bilgisi ve tecrübesi olmadığından(!) ya da buna karşı hatalı davrandığından dolayı 2013 yılından buyana Türkiye’nin bağışıklık sistemi, aşırı hassas çalışmakta ve otoimmün hastalıklara sebebiyet vermektedir.

Özellikle 15 Temmuz 2016 sosyolojik savaş amaçlı askeri darbe girişimi sonrasında, genel olarak devletin, özel olarak da siyasetin bağışıklık sistemi, aşırı hassas çalışma (Hipersensitive) özelliği göstermektedir. Bu özelliği ile sürekli gayr-i memnun üretmekte ve sosyolojik amaçlı tasarlanan darbenin öngördüğü kadife darbe için gerekli olan gayr-i memnun kitle sayısının artmasına sebep olmaktadır.

Bu çok ciddi bir tehlikedir.

Geçen yazıda, telefonlarında ByLock kullandığı gözüken insanlara karşı aşırı hassasiyet gösterilerek verilen tepkinin (açığa alma, ihraç etme, tutuklama vb.) kendi dostlarını bile düşman kategorisinde görme ve konumlandırma gibi bir sonuç doğurduğunu gördük. Türkiye’nin bağışıklık sisteminin aşırı hassas çalışması, Türkiye’yi FETÖ’nünByLock üzerinden kurduğu tuzağa düşürmüş ve yeni gayr-i memnunlar üretmiştir.

Gelecek yazıda, Türkiye’nin bağışıklık sisteminin aşırı hassas çalışmasına ilişkin örnekler üzerinde durulacaktır.

Kaynaklar:

1- Guyton, AC.,Hall, EJ., Tıbbi Fizyoloji, Nobel Tıp Kitapevleri, İstanbul, 11. Basım, 2007, S:429-449.

2- Akşit F, Akgün Y, Kiraz N: Genel Mikrobiyoloji ve İmmunoloji kitabında: Prof. Dr. Yurdanur Akgün (Ünite: 9, 10, 11, 12, 13, 14), sayfa:159-243, Editör: Prof. Dr. Nuray SERTER, Eskişehir, Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi Yayınları:2009.

3- http://www.canfezasezgin.com/Home/Icerik/Bagisiklik-Sistemi-Nedir-777

4- Biçer, H., http://bilgihanem.com/bagisiklik-sistemi-nedir/

5- http://www.biyologlar.com/bagisiklik-sistemi-nedir-bagisiklik-sistemi-nasil-calisir.

6- Kocabaş, H., http://hasankocabas.com.tr/icerik-124-otoimmun_hastaliklar.html

7- http://sinirbilim.org/otoimmun-hastaliklar/

8- http://www.biyologlar.com/otoimmun-hastaliklar-vucudun-kendisiyle-savasmasi.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Prof. Dr. Burhanettin Can - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?