Gizle

Manzaramız

İstatistiki veriler hem dünyada hem de ülkemizde “alarm” veriyor. Dinimizin hayatımızdaki yerine ilişkin veriler de ürkütücü boyutta.

Dünyada %1’lik nüfusun serveti, kalan %99’unun servetinin toplamından daha çokmuş. 62 süper zenginin serveti, %50’sinin yarısından daha fazla.

Ülkemizde en yüksek gelire sahip %20 grubun toplam gelirden aldığı pay %47 iken, en düşük gelire sahip %20 grubun aldığı pay %6.2. Dengesizlik giderek artıyor.

Türkiye’de 11 milyon kişi yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Nüfusun %14.3’ü yoksul. %68’i borçlu. 126.805 kişinin bankada bir milyondan fazla parası var. Toplam mevduat 844 milyar 454 milyon lira. Türkiye’de en zengin %1’lik kesim, ülke servetinin %54.3’üne sahip.

Zenginlerin mallarında yoksulların hakkı olan zekat yürürlükte olsa,”varlıklarını Allah yolunda harcamaksızın altınlarını biriktirip saymakla meşgul olanları ateşle müjdele...” Ayetin tehdidi ciddiye alınsa, “namazla zekâtın arasını ayırana savaş ilan edilir”, “komşusu açken tok yatan bizden değildir” anlayışı toplumda egemen olsa bu dengesizlikler yaşanır mıydı?

Dindarlık azaldıkça, sorunlar çoğalıyor. Suçluluk oranı artıyor. Çocuklarda gençlerde elde mobil telefonlar ve kulaklıklar?! Uyuşturucu ve uyarıcı madde kullanımı, boşanmalar artıyor. Ülkemizde uyuşturucu kullanım oranı 2011’den bu yana 17 kat arttı.

“O kimseler ki onlar (dünya ve ahiretlerine yaramayan söz ve iş) boş şeylerden daima yüz çeviricidirler...” (Mü’minun,3) Ayetine ve Efendimiz(s.a.v)’in “malayaniyi terk etmek imanın güzelliğindendir.” Hadisine rağmen zamanımızı neyle geçiriyoruz? Günümüzün 6 saati TV izlemekle, mobil telefonla meşgalemiz 3 saat, internette 3 saat iken, 1 dakika kitap okuyormuşuz. Zamanı değerlendirip, kazanabiliyor muyuz? Zaman bizi eritiyor, tüketiyor. Hoyratça israf ediyoruz. Zarardayız. Rağbetimiz dünyaya, onu da elde edemiyoruz. “Yaratan Rabbinin adıyla oku!” (Alak) ayetine muhalefet ederek “oku”muyor, düşünmüyor, çalışmıyoruz. “Yazıcı meleklerin tüm söz ve işlerimizi kaydettiği” (Kamer,16) ve “Kitab”ımızın/kasetimizin ahirette önümüze konulacak” ayetlerine rağmen, biz selfielerle, TV, telefon, internetteki malayanilerle meşgul oluyor, gözetildiğimizi unutuyoruz. Böylece en değerli nimet ve emanetlerden olan ömür/zaman nimetini, israf ediyoruz. Zihnimiz, kalbimiz yararsız şeylerle meşgul ediliyor. Paramız da israf ediliyor. Bu meşgaleler ahireti/hesabı unutturuyor. Üstelik tüketimi, israfı arttırdığı gibi, toplumda suçluluğu, yoksulluğu, cehaleti, sefaleti... Sonuçta mutsuzluğu arttırıyor. Düşüncemizi, okumamızı, çalışmamızı olumsuz etkileyebiliyor. Okuduklarımız bize ne kadar yararlı? Bizi aydınlatıyor mu, karartıyor mu? Aklımız, zihnimiz, kalbimiz ilim ve tefekkür ile beslenemiyor. Okuduklarımız da genellikle besmeleyle/ Rabbimizin adıyla değil. Kitaplar bizi aydınlatmalı, karartıp, şaşırtmamalı... Rabbimizin adıyla okumaya sunulan kitaplarda bile sorunlar yaşayabiliyoruz. Gerçeğe, doğru bilgiye, habere ulaşabilmek sorununu da yaşıyoruz. Doğru bilgi ve habere ulaşamayınca kararlarımız, görüşlerimiz, tercihlerimiz de daha çok yanlışta oluyor. Vahiyden (Kur’an ve Sünnet) yüz çevirmişiz. Önümüzü göremiyoruz. Kulaklarımızı batıla açınca, hakkı işitemiyoruz, sağırlaşıyoruz. Olayları, hayatı, insanları, zamanı sağlıklı değerlendiremiyoruz, anlayamıyoruz. Furkan’dan uzaklaşınca hak ile batılı, doğru ile yanlışı, dost ile düşmanı, yararlı ile zararlıyı, adalet ile zulmü karıştırıyor, seçemiyoruz.

Aldığımız gıdalar bile bizim kalbimizi etkileyebiliyorken, düşünce hayatımızı -okuduğumuz kitaplar, izlediğimiz TV, internet- bizi daha çok etkiliyorlar. Helal olmayan kazançlarla besleniyoruz. Faizsiz lokma kaldı mı? Faizli lokmalar kalbimizi hayatımızı karartıyor, ifsad ediyor. Vicdan terazimizin ayarını bozuyor. Yanlış ölçüyor, tartıyor, doğru seçimler yapamıyoruz. Terazi doğru olmazsa tartmak ne kadar doğru olabilir? Besmelesiz eğitim-öğretim ile faizli lokmalar biraraya gelince sonuçta içinde yaşadığımız sorunlar daha da büyüyor. Faiz ve fuhuş, sigortalarımızı attırabilecek boyutta. İlahi korumadan uzaklaşma tehlikesindeyiz.

Göz, kulak, el, ayak, ağız, dilden kalbe yollar var. Kalp merkez... Günah kirlerimiz kalbimizi ifsad ediyor. “Kalp bozulunca tüm organlar da bozuluyor.” (H.Ş) Günahlar, suçlar, sorunlar artıyor. Dünyaya rağbet artıyor, ahiret hayatına tercih ediyoruz. Yazılı ve görsel basın, telefonlar... Bizi tembelleştiriyor, uyuşturuyor. Üretim ve çalışmaktan alıkoyuyor. Rabbimizle bağlantımızı koparıyor, zayıflatıyor. Stres, sıkıntı artıyor. Dini hassasiyetler zayıflıyor; namaza, camiye, Kur’an ve Sünnete, zekat ve cihada, oruca ilgi azalıyor. Dünyevileşmek hastalığımız (vehn) artıyor. Bu, beraberinde artan sorunlarımızı ve mutsuzluklarımızı getiriyor. Sevgi, saygı, huzur, bereket, güven, iffet... Azalıyor. Bencilleşiyor, yalnızlaşıyoruz.

Kalpler düzelmeden aileler ve toplum düzelmez. Adalet, barış ve huzur sağlanamaz. Beden ülkesinde adalet, barış, huzur olmadan toplumda nasıl olabilir? Evimizin içinde de, komşularla da, ülke komşularımızı arasında da duvarlar var... Manevi ve fiziki duvarlar...

Kalplerin nasıl ıslah edileceği, nefsin tezkiyesi, kalbin tasfiyesi tasavvuf ilminin konusu. Kur’an ahkâmı nerde, ahlakı nerde? Sonra da huzur arıyoruz.

Hayat kitabımız Kur’an-ı Kerim bizi okumaya, düşünmeye, tezekküre, akletmeye, bilmeye, anlamaya, fark etmeye, şuurlu olmaya çağırıyor. Bir bilgi/fikir olsun için Nevzat Yüksel’in “Kur’an Fihristi”kitabından yaptığımız iktibas/alıntıyı da sunuyoruz:

Kur’an’da düşünce (kafa yorma)/tefekkürle ilgili 13 surede 18 ayet,

Tezekkür/düşünmek/ibret almak,öğüt kabul etmekle ilgili 38 surede 62 ayet,

Akılla ilgili 30 surede 50 ayet,

Akıl sahipleri ile ilgili 11 surede 18 ayet,

Salim akıl sahipleri ile ilgili 4 surede 5 ayet, Şuur (farkında olmak) ile ilgili 15 surede 27 ayet,

Anlamak (fıkıh)la ilgili 12 surede 21 ayet, Bilim ve teknikle ilgili 365 ayet...

Çözülüyor, ayrışıyor, dağılıyor, savruluyoruz... Aile, akraba, komşuluk, millet, Müslüman, ümmet kimliklerimiz torpilleniyor. Bu kitle iletişim araçlarıyla evet uzaklar/uzaktakiler yakın oldu ama yakınlarımız/yanımızdakiler de bizden uzaklaştılar.

Hz. Yusuf’u (a.s) kuyunun ve zindanın, Hz. Yunus’u (a.s) denizin ve balığın karanlığından, Hz. İbrahim’i (a.s) Nemrut’un ateşinden kurtardığı gibi, biz ahir zaman Müslümanlarını da günahlarımız yüzünden yaşadığımız zillet kuyusundan, cehalet ve zulüm karanlıklarından kurtarmasını Rabbimizin sonsuz kereminden-Vehhab ismini ve Habibinin hatırını vesile kılarak-diliyoruz. Bu kadar isyanımıza rağmen...

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Bahaddin Elçi - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?