Bi Kudüs Meselesi Vardı Ne Oldu Gardaş?

Tam olarak içinde bulunduğumuz durumdan söz etmiştim. Bağırılır, çağırılır, kimi devletlere karşı lüzumsuz artistlik yapılır, kışkırtıcı tıvit atılır, susulur. Susulunca, susmazdan evvelki süreçte aslında hiçbir şey olmadığı, havanda su dövüldüğü, tepkisel olarak tüm yapıp etmelerin işbirlikçilerin yüzünü ağarttığı anlaşılır. Hatta bu topraklarda Amerika denen şeyin doğru dürüst protesto edilemezliği, kahredilemezliği ve o kahrın dile dökülemezliği anlaşılır. Demek bu toprağın sosyalistleri 10 Şubat 1969’da gerçekleşen altıncı filo olayı hususunda fena halde haklıymış. Ne kadar abartsalar, ne denli efsaneleştirseler azdır. Ve halihazırda bu topraklarda insanlığın başbelası, defol Amerika, Amerika katil diyebilenlerin bunu sanat formunda dile getirmelerine rağmen şu an kodeste olduklarını söylemek tam olarak hipotezi doğrular. Bu memlekette Amerikan karşıtlığından ekmek yenir, ama Amerika protesto, Amerika’ya hakaret edilemez. Samimiyet insanı özgürlüğünden eder.

Amerika’nın cibilliyetine uygun kararı bu toplumun İslamcıları ve de dünyadan habersiz muhafazakarları tarafından bir defaya mahsus mitingle protesto edildi. (Ki o mitingin kıyısından köşesinden bile geçmeyip ertesi gün gazetelerde miting fotoğraflarının hemen yanında boy gösteren sahte kahramanlar gereklidir, miting falan bizzat onlara lazımdır!) Olmadı bir iki kez konsolosluklar, büyükelçilikler önünde toplanıldı. Sonra… Sonra en sıradan gündemler kadar yaşandı ve unutuldu saygısızca.

Kudüs, hiçbir yahudinin ve yahudi işbirlikçisinin fantezi ürünü değildir, gündelik siyaset içinde kullanılıp atılamaz, günü ve durumu kurtaracak politik malzeme olamaz; işbirlikçilerin, amerikancıların hamiliğe soyunabilecekleri bir şey değildir, demek isterdik. Muhtelif çeşit örneğini gördükten sonra ancak diyebiliyoruz ki İsmet beyin dilinden; “Gırtlağımda bir harf büyüyor, gırtlağımızda…”

Kudüs üstüne yükselen seslerin yeni bastırılma, sindirilme, yok sayılma ve yok edilme yöntemi ahbap örgütlerinden, işbirlikçi teşkilatlardan, birleşmiş milletlerden geçiyor. Bu güne değin hiçbir yara için abdest bozmadığı bilinen bu oluşumlar bir eylemde bulunmuş görünmenin reklam kısmını oluştururlar. Sonrası bildiğimiz public relations çalışmasıdır ki bilboardlarda, otobüs duraklarında, bina duvarlarında, televizyon ve radyolarda, gazetelerde, çok sosyal medyada sevimsiz suratlar boy gösterir. Bu tipler sadece Kudüs’teki yahut herhangi bir şehrimizdeki Bağdat, Kabil; Timbuktu, Şarm el-Şeyh’teki meselenin geçiştirilmesini sağlamakla kalmazlar; muhalif yahut gerçeği görüp bu tiplere karşı gard alanlar nezdinde sözü edilen meselelerin de hafifsenmesini, hatta o meseleden tiksinti duyulmasını sağlarlar.

Kudüs ve çevresindeki abluka, Amerika’nın büyükelçilik taşıma hususundaki tasarrufu bugün aynıyla devam etmektedir. Kudüs etrafında Amerika ve de israile karşı protestolar artarak devam etmekte, günlük yüzelli kişi yaralanmakta, tutuklanmakta, kimileri canını vermektedir. Tv yayınlarında, gazetelerde herhangi bir Kudüs haberine rastlayamadığımız gibi internette Kudüs diye bir şey aradığımızda karşımıza kanla kına yakıp orijinal hint kınası diye yutturmayı başaran işbirlikçiler çıkmaktadır. (Açıkçası, ortaya bir takım kahramanlar çıkar, söylemler, destanlar çıkar; ama kahramanlığın ne olduğunu, nasıl bir kahramanlık serdedildiğini, yapılan işi hiçbir zaman bilmemişizdir.) Kudüs hususunda bir aydır hiçbir şey değişmemiş olmasına rağmen meselenin aslı unutulmuş, gündemden düşmüş, sıcaklığını ve etkisini kaybetmiştir. İki yıla yakındır temmuz ayının ortasını sanki bugünmüş gibi gündemde tutmaya çalışan zevat, konu Kudüs olunca kendi saçma, tutarsız, mesnetsiz beyanlarından başka bir şey tanımamaktadır. İnsanlar tıpkı unutturulmamaya gayret edilen tüm şeylerden nefret eder duruma geldikleri gibi mübarek bir şehir olan Kudüs sebebine birtakım işbirlikçilerin akla gelmesindense Kudüs’ü hiç hatırlamamayı, hep unutmayı tercih etmeye itilmişlerdir. Siz buna kendi aranızda tefrit dersiniz, lakin bu memleketin sosyalistleri Kudüs için bir şey yapmaya kalktıklarında dayak yiyip şiddet gördüklerinden, Kudüs’ün bundan böyle işbirlikçilerin davası olduğu sanrısıyla köşelerine çekilmekle kalmazlar; o tarafa doğru tiksintiyle bakarlar.

Gırtlağımızda devasa harfler biriktirmekten bıktık. Bıktık lakin ezeli suskunluğun altından sıyrılmak gayr-ı kabil görünüyor. Ne denli yırtınsak, kardeşlerimiz ancak o kutsal otoritelerin onayladığı mitingler yapmaktan, sus deyince susmaktan, koş deyince koşmaktan geri durmuyor. Vize krizi aşıldığından olsa gerek kimse konsolosluk, büyükelçilik önüne gidelim falan da demiyor. Müslümanların dilinde dahi Kudüs ikincil, üçüncül bir mesele olarak kalıyor. Demiştik ki; Kudüs onurumuzdur, şerefimizdir gibi ifadelere hiç girmeyin, çünkü biz öyle ya da böyle yaşıyoruz. Kudüs tüm meseleleriyle birlikte unutuluyor. Şeref, haysiyet, onur orda duruyor.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar İshak Koç - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

01

Ali - Müslamanların nerde, neye, ne zaman, nasıl tepki vereceklerini bile başkaları ayarlıyor. Zaman zaman şekilsel tepki dalgaları oluşturularak islam dünyasının gazı alınmış oluyor. Misal olarak: avrupada sıradan biri Peygamberimizin bir karikatürünü yaptı diye ki bu karikatürden normalde kimsenin haberi bile olmuyor, islam dünyasında büyük protestolar yapılıyor. Diğer taraftan, abd-ingiliz askerleri ırak'da camileri basıp insanları öldürüyor, Kuran'lar yırtılıyor vs. ve bunlar bilinçli olarak servis ediliyor ancak islam dünyasında tık çıkmıyor ve hatta işgalcilere her türlü yardımlar yapılıyor...Son Kudüs olayı da bu minvalde gelişiyor...

Yanıtla . 1Beğen 09 Ocak 10:55

Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?