Bütün fetihlerin anası

31 Aralık akşamı Anadolu Gençlik Derneği tarafından Türkiye’nin bütün İl ve ilçelerde Mekke’nin Fethi programları ile doldurulmakta ve bu gecede fetih ruhu bir kez daha gönüllere nakşedilmektedir. Bu vesile ile bütün fetihlerin anası olan Mekke-i Mükerreme’nin fethini bir kez daha hatırlamakta yarar vardır.

Bilindiği gibi hicretin altıncı yılında Mekke müşrikleri ile 10 yıl süreli bir barış antlaşması imzalanmıştı. Ancak müşrikler bu antlaşmanın şartlarını ihlal ettiler. Müslümanların müttefiki Huzaalılara karşı Beni Bekr kabilesini kışkırtıp saldırttılar. Beni Bekr kabilesi, vetir suyu başında Huzaalılara saldırdı ve onlardan yirmiden fazla kişiyi öldürdü. Huzaalılar haram bölgesine sığınmış “Ey Nefel biz harem bölgesine girmiş bulunuyoruz, Allah’tan kork.” demişlerse de “bugün ilah yoktur, ey Bekroğulları öcünüzü alın” diyerek kavmini daha çok öldürmeye teşvik etmiştir.

Bunun üzerine Amr b. Salim başkanlığında 40 kişilik bir heyet Medine’ye varıp. Rasulullah (sav)’den yardım istedi.

Rasulullah (sav) “Ey Amr b. Salim benika’blara yardım etmesem bende yardım olunmamayım.” ve Kureyş’e şu iltimatomu verdi: “Bundan sonra derim ki, siz ya Beni Bekrlerle olan ittifakınızdan vaz geçersiniz ya da Huzaalardan öldürülmüş olanların diyetlerini ödersiniz, yoksa size savaş açarım.”

Ancak Kureyş her iki isteği de reddetti. Böylece Rasulullah (sav)’e savaş dışında bir seçenek bırakmadılar. Aradan az bir zaman geçince müşrikler pişman oldular ve antlaşmayı sağlamlaştırmak ve uzatmak için Ebu Sufyan’ı Medine’ye gönderdiler. Fakat Ebu Süfyan hiçbirisi neticede alamadan Mekke’ye eli boş olarak döndü.

Resulullah (sav) ashabına savaş için hazırlanmaları emrini verdi. Ancak nereye sefer yapılacağını hiçbir kimseye söylemedi. Hatta Hz. Ebubekir ve Hz. Aişe dahi haberdar değillerdi. Mekke’ye gidiş gelişleri kontrol etmek için etrafı gözetlemek üzere gözcüler gönderdi ve düşman gözcülerinin etkisizleştirilmesi için Yüce Allah’a şöyle dua etti: “Allah’ım! Yurttaşlarıma ansızın varıp kavuşuncaya kadar Kureyşlilerin casus ve habercilerini tut, görmez ve işitmez et. Onların gözlerini ve kulaklarını bağla. Beni karşılarında ansızın görsünler.”

Ancak sahabedenHatıb B. Ebi Bettea birmektup yazıp bir kadınla Mekke’ye ulaştırmak istedi. Ancak Allah Teâlâ durumu Resulullah (sav)e bildirdi. Medine’ye 10 mil uzakta Hah bahçesinde kadınaHz. Ali, Hz. Zübeyr ve Hz. Mikdatyetişip yakaladılar ve mektubu alıp geri getirdiler.

Rasulullah (sav) hicretin 8. Yılının Ramazan ayında bütün hazırlıklarını tamamlayıp Mekke’ye doğru yola çıktı. Ordu kudeyd’e varınca Rasulullah (sav) orucunu bozdu. Askerlerde bozdular. Cuhfe’de amcası Hz. Abbas ile karşılaştı, buna çok sevindi. Zira Hz. Abbas peygamberimizin Mekke’deki askeri ateşesi gibiydi ve Mekke’nin fethi kararıyla bu görev sona ermişti.

Ordu Merru’z Zahran’a gelinceye kadar ilerleyişi sürdü. Yatsı vaktinde oraya geldiler ve konakladılar. Askerlere ateş yakmaları emrini verdi. Tam on bin ateş yakıldı. Ömer bin Hattab’ı nöbetçilerin başına dikti.

Abbas, “vah, Kureyşlilerin başına geleceklere! Vallahi, onlar gelip Rasulullah (sav)’den aman dilemeden önce Rasulullah (sav) Mekke’ye harple girecek olursa, bu Kureyşlilerin temelli helakı olur” demiş ve Rasulullah (sav)’in boz katırına binip Mekke’ye haber ulaştıracak birini aramıştı.

Ebu Sufyan. Hâkim bin Hizam ve Büdeyl bin Verka haber araştırmak üzere Mekke’den dışarı çıkmışlardı. Hz. Abbas yolda Ebu Süfyan’la karşılaştı. Durumu ona anlattı. Ebu Sufyan, “Sen ne yapmamı tavsiye edersin?” diye sordu.

Hz. Abbas, “Vallahi, Rasulullah (sav)’den başkası tarafından ele geçirilecek olursan, muhakkak öldürülürsün. Haydi, şu katırın sırtına bin de, seni Rasulullah (sav)’in yanına kadar götüreyim. Kendisinden senin için aman dileyeyim.”Dedi.

Onu aldı ve Resulullah (s.a.v.)’in huzuruna çıkardı. Ebu Süfyan burada mecburen kelime-i şehadet getirdi. Ma henüz gerçek manada kalbine islam yerleşmemişti. Allah Resulü bu durumu bildiği için amcasına:

“Onu vadinin daraldığı, atların sıkışa sıkışa geçtiği dağ boğazının yanında tut da, Müslümanların, Allah ordusunun ihtişamını görsün” buyurdu.

Bu durum psikolojik harp taktiklerinden biriydi. Rasulullah (sav), Kureyş’in maneviyatını kırmak, Mekke reisinin mukavemet ruhunu yok etmek istiyordu. Bu sebeple Ebu Sufyan’ın İslam ordusunun silah, nizam intizam, itaat ve disiplin cihetiyle durumunu görmesini istedi. Mekke’yi şirkin ve putperestliğin pençesinden kurtarmak üzere gelen bu mübarek orduya karşı oluşabilecek mukavemet fikri bu şekilde yok edilecekti. Fiilen de Rasulullah (sav)’in planladığı gibi oldu. Ebu Sufyan, Müslümanların gücünü anladı. Kureyş’in bu güce karşı mukabele edemeyeceği açıktı. Hatta Muhacirin ve Ensar grubu Ebu Sufyan’ın önünden geçerken o, “Sübhanallah! Ey Abbas bunlar da kim böyle?”demişti.

Hz. Abbas, “Bu, Ensar ve Muhacirin ile birlikte olan Rasulullah (sav).” Dedi.

Ebu Sufyan, “bunlara karşı kimse ön alamaz ve güç getiremez.”dedi. Sonra da, “Vallahi, ey Ebu’l-Fadl, kardeşinin oğlunun saltanatı bugün ne kadar büyümüş.” dedi.

Hz. Abbas, “Ey Ebu Sufyan, bu (saltanat değil) nübüvvettir.” dedi.

Ebu Süfyan da ona, “Evet.” dedi.

Rasulullah (sav) Zi Tuva’ya ulaştığında görev dağılımını yaptı. Halid bin Velid’i sağ kanata, Zübeyr bin Avvam’ı sol kanata yerleştirdi. Ebu Ubeyde bin Cerrah’ı zırhsızların başına tayin etti. Bunlar Mekke vadisinin ortasını tuttular. Sonra Ensar’ı çağırdı ve onlara “yarın onlarla karşılaştığınızda ekin biçer gibi biçmelisiniz.” Buyurdu. Sonra kumandanlarına “benimle safa tepesinde buluşursunuz” dedi. Zübeyr bin Avvam’ı muhacirlerin aşına tayin etti ve onları Mekke’ye üst taraftan Keda’dan girmesini, Halid bin Velid’i kudaa, Süleym ve diğer kabilelerin başına tayin etti, onlara da Mekke’nin alt tarafından girmelerini emretti. Sad bin Ubade’yi de Ensar birliğinin başına tayin etti. Müslüman askerler dört bir yandan aynı anda Mekke’ye girdiler.

Rasulullah (sav), Mekke’nin fethi günü Mekke’ye üzerinde siyah bir sarıkla ihramsız olarak girdi. Allah Teâlâ’nın, kendisine nasip ettiği fethi görünce tevazuundan dolayı başını eğmişti. Hatta çenesi nerede ise bineğinin sırtına değecek vaziyetteydi. Mekke’ye Fetih suresini okuyarak girdi. Fetih nimetini, günahların bağışlanmasını ve büyük bir zaferin ihsanını hissederek Mekke’ye girdi. Mekke’ye Fatih olarak girdiğinde ki orası Arap yarımadasının kalbi, dini ve siyasi yönden merkeziydi- adalet, eşitlik ve tevazu ilkelerini orada yükseltti ve terkisine Üsame bin zeyd’i aldı. O, Rasulullah (sav)’in azatlı kölesinin oğlu idi. Haşimoğullarından birinin oğlunu ya da Kureyş’in eşrafından birinin oğlunu ki onlar hayli kalabalıktı- almadı. Bu, hicret’in sekizinci yılında Ramazan’ın yirminci gününün sabahında Cuma günü olmuştu.

Rasulullah (sav)’e ve Müslümanlara karşı olmadık işkenceleri reva görmelerine rağmen Mekke halkı toptan affedildi. Müslümanlara onları toptan yok edebilirdi, buna kadirdiler. Mekkeliler Kâbe’nin avlusunda toplanmışlar, Rasulullah (sav)’in kendileri hakkında vereceği hükmü bekliyorlardı. Rasulullah (sav) onlara,“şimdi, hakkınızda benim ne yapacağımı düşünüyorsunuz?”diye sordu.

Onlar, “Biz, senin hayır ve iyilik yapacağını düşünüyoruz. Sen, kerem ve iyilik sahibi bir kardeşsin, kerem ve iyilik sahibi bir kardeşin oğlusun.”Dediler.Bunun üzerine Rasulullah (sav), “bugün size hiçbir başa kakma ve ayıplama yoktur. Allah sizi yargılasın.” buyurdu. Ancak bazı kişileri bu affın dışında tuttu. Hafız İbni Hacer “Feth” adlı eserinde şöyle diyor:

“Abduluzza Bin Hatal, Abdullah Bin Sa’d Bin Ebi Serh, İkrime Bin Ebi Cehl, Huveyris Bin Nükayd, Mikyas Bin Subabe, Hebbar Bin Esved, İbni Hatal’ın iki şarkıcı cariyesi Fetena ve Kureybe ki bunlar Rasulullah (sav)’i hicvederek şarkı söylüyorlardı-, Abdulmuttaliboğullarının azatlısı Sare idi. Ebu Ma’şer bu listeye Haris Bin Tulatil el-Huzai’yi eklemiş; Hâkim de Ka’b bin Zübeyr, Vahşi bin Harb ve Hind binti Ukbe’yi eklemiştir. Fethin ertesi günü Resulullah (sav)’in müttefiklerinden Huzaalıların Hüzeyl’e mensup birini öldürdükleri haberi Rasulullah (sav)’e ulaşmış, Rasulullah (sav)’de buna çok kızmıştı. Kalktı bir hutbe irad etti. Şöyle dedi;

Ey insanlar, şüphesiz ki Allah, gökleri ve yeri yarattığı günden beri Mekke’yi haram kılmıştır. Kıyamet gününe kadar da haramlardan bir haramdır. Allah ve ahret gününe iman eden bir kişi için orada kan dökmek veya bir ağacı kesmek helal olmaz. Benden önce hiçbir kimseye helal olmadığı gibi benden sonra gelen hiçbir kimseye de helal olmaz. Benim için de sadece işte bu saat helal oldu. Bu da Mekkelilere bir gazap olarak böyle oldu. Dikkat ediniz. Dün gibi, eski haramlığı tekrar yerine gelmiştir. Sizden burada hazır bulunan kişi, hazır bulunmayana bunu tebliğ etsin. Size, ‘Allah’ın Resulü Mekke’de savaşmıştır’ diyen kimselere deyin ki, şüphesiz Allah orayı Resulü için helal kılmıştır. Sizin için ise helal kılmamıştır.”

Fetih bütün yönleriyle tamamlanmış, Kabe putlardan ve heykellerden temizlenmişti. Bunun için Peygamberimiz Safa tepesi üzerinde Yüce Allah’a dua ediyordu. Ensardan bazıları “peygamber artık vatanına kavuştu, aşireti ile görüştü, hiç bundan sonra dönüp de bizim beldemize gider mi ?”diye de endişe etmeye başladılar. Bu endişeyi Cebrail (as) peygamberimize bildirdi. Rasulullah (sav) Safa tepesinde duasını bitirdikten sonra ensara dönerek “ Ey Ensar topluluğu! Ben Allah’ın kulu ve resulüyüm. Sizin beldenize hicret ettim. Hayatım da ölümüm de sizin yanınızda olacaktır” buyurdu.

Böylece Tevhid inancının kalbi olan Kâbe putlardan, dünya kurulduğundan beri Harem bölgesi olan Mekke’de şirk ve küfürden arındırıldı. Tağutların tahakkümüne son verildi. İslam güneşi bir daha batmamak üzere bu kutsal beldenin üzerine doğdu. Bundan sonra fetihlerin ardı arkası kesilmedi. Bütün kapılar İslam ordularına açıldı.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Mustafa Kasadar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?