Sevgi İle Nefret Arasında ya da Uçurumunda

İnsan dengeler üzerine var. Yaratılış hikmeti seçicilik ve tercih.

Her insan bir ben, her ben bir farklılık.

İnsan bilince doğru yürüdükçe tercihler, zevkler ve tarzlar oluşur.

Sevgi bağlanmadır. Yani gönül verme. Gönlün içselleştirdiği ve yoğunlaştığı bağlılık sevginin sonsuzluğuna bir yolculuk. Bu, insanımız tarafından şiirsel bir tatla algılanır. Gönül verme, gönül düşürme, gönlün kayması. Sevgi yakınlık bağı ve sıkı duygusu. Manevi bağlar daha çok dünyaların örtüşmesiyle ilgili. Peygambere sevgi doğrudan bir bağdır. Allah’a sevgi ve bağlanma ise dolaylıdır ve vasıtalar iledir.

Allah’ın varlığını başlangıçta telkin ve yönlendirmelerle olur. Peygamberimizin en kritik, putların hemen her hâliyle yoğun yaşandığı bir zamanda bir tercih ve bir tebliğde bulunuyor. Uyarıyor ve yol gösteriyor. “Allah vardır, birdir, Muhammed O’nun kulu ve elçisidir” diyor insanlara çağırıda bulunuyor. En yakınında bulunanlar bu çağrıya anında, kuşku duymadan uyuyorlar ve bağlanıyorlar. Bu nedensiz değil, nedenli bağlılığın gerekçesi oldukça ilginç ama tutarlı. Allah Elçisi’nin bir geçmişi var. Geçmişi ve yaşanmışlıkları en önemli gerekçe ve kanıt. Çünkü o çok güvenilir, en emin, en dürüst biridir. Asla yalan söylemeyen, büyü yapmayan biri.

Bağlılıklar kimi zaman insanı aşırılıklara götürür, kimi zaman da dengede tutar. Aşırılıklar insanı uçurumlara sürükleyebileceği gibi büyük felâketlere de neden olabilir.

Efendimiz her şeyden önce tapınma duygusunu uzak tutar ve öteler. Aşırılıklara asla izin vermez. Geçmişte olanlar ve yaşanmışlıklar her insan için bu anlamda bir uyardır. Bunun içindir ki Hıristiyanların kiliseleri birer tapınağa dönüştürmeleri, Hz. İsa’yı Tanrı oğlu ve üçleme duygusu bir aşırılıktır. Yahudilerin Tanrısı özeldir ve farklıdır. “Yahudilerin Rabbi” diye bir deyim Ahd-i Atik’te yer alır. “Yahudilerin tanrısı Rab buyuruyor ki.”

İslâm’da, Kur’an’da Rab âlemlerin rabbidir. Yani bütün yaratılmışların. Hiçbir şey ayırt edilmez. İnsan farklılıkları ve ırkları da. İslâm’da put gibi gerek somut nesnelerin ve gerek soyut olanların dışlanması ise bundandır.

İlerleyen zaman sürecinde insanlar, özelde de Müslümanlar asıl değerlerinden uzaklaştılar. Fransız pozitivizminin etkisindeki oluşta metafizik dışlandı. Dinlerle karşı bir cephe oluştu. Aklın sınırlılığı içinde bir arayışta bulunuldu. Bu, hâlâ sürüyor. Müslüman coğrafyada medya hocalarını, kimi ilâhiyatçıları aklın merkeziliğinde bir reddediş üzerine düşüncelerini kurguladılar. Bu tutum, peygamberin sünneti, yaşama biçimi, ibadetlerin uygulanış tarzının reddine kadar götürüyor. Dolayısıyla mucizeleri inkâra kadar bir gidiş.

Uçurumlar hayatın hemen her alanında giderek büyüyor ve aralar açılıyor. Sevme ve sevgi yönleri değişiyor. Tapınmalar nesneler üzerinden uçurumlara doğru gidiyor.

Kişileri mit hâline dönüştürme ve bağlılık gözleri bir başka bürüyor. Kişinin bir insan olduğu unutuluyor. Bağlıları ve sevenlerince o kişi kusursuzdur. Her yapıp ettiği doğru ve haklıdır. Asla onun bir yanlışı olmaz. Bu kişi ya da kişiler buna hâl ve davranışlarıyla fırsat veriyor. Çünkü nefislere hoş geliyor. Abartılmak insanın duygu doğasında olabilen bir durum. Onun etrafında oluşan dünya tam anlamıyla aşılamaz, delinemez bir manevi zırha bürünüyor.

Allah Elçisi davette bulunduğunda kendisini Allah’ın kulu ve elçisi olarak tanımlıyor. Efendimizin vefatı sonrasında Hz. Ömer’in duygusu aşırılık yüklü. O’nun ölmediğini, kim Allah Elçisi öldü diyorsa onu kılıcıyla vuracağının tehdidinde bulunuyor. Oysa Hz. Ebubekir tam tersi bir yaklaşım içindedir. Ara yerdedir. Hem çok duyguludur, hem de gerçekçi ve salim zihinlidir. Allah Elçisini bir kul ve ölümlü olduğunu anımsatıyor.

Aşırılıklar insanı sınır tanımazlığa götürüyor. Abartı, hayal ötesi inanışlara sürüklüyor. Kişiyi bir mite veya bir puta dönüştürüyor. Bu yaklaşımın bir orta yolu yoktur. Zaten sağlıklı bir yaklaşım da değildir. Nefret ile sevgi arasında orta yerde bir yerde olmak en sağlıklı olanı.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Ali Haydar Haksal - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

01

Cihan - Ozellikle gunumuzde hem ulke hem de kisi bazinda cok dikkat edilmesi gereken bir konuyu islemissiniz, sagolun. "Kisisel ofke" tuzagina dusup buna bir de "Islami bahane" uydurmak o kadar cok dusulen bir hata ki...

Yanıtla . 1Beğen 25 Aralık 12:01

Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?