Gizle

Gönüllü Bağımlılık

Bağımlı Irklar yönetilmek zorundadır, kendi kendilerine bırakılmamalıdır.

(Lord Cromer 1908 Konuşması).

Lord Cromer bu cümleyi kurarken ne saçmalık olarak algılandı ne de gerçek dışı diye düşünüldü. Cromer bu sözü inanarak söyledi. Çünkü batının zihin yapısındaki gerçek buydu. Yani “ilkellik gelişmişlik” tabusu, söylemlerini ve kararlarını bu şekilde etkiliyordu. Bu insanlar kendilerinin kemale erdiğini düşünüyor ve hatta kurulan neoliberal sistemi tarihin sonu olarak görebiliyorlar. Asya’nın, Afrika’nın, Amerika’nın yağmalanmasında bir rahatsızlık duymuyorlarsa, buradaki insanların köle olarak taşınmasına vicdanları sızlamadıysa; bunun sebebi tekebbür uygarlığına mensup olan ve bundan dolayı kendilerini kâmil insan görenlerin, kendi dışındakileri evrimini tamamlayamamış ve ilkel olarak algılamasındandır.

Tekebbür uygarlığının siyasi ve düşünsel tarihi, bu sömürü sisteminin meşrulaştırılma tarihidir. Meşrulaştırma yukarıda belirttiğimiz gibi batının zihninde gerçekleştirildikten sonra, sömürgeye maruz kalmış ülkelerin bunu kabullenmesiyle tamamlanır. Bu kabullenme sömürüye muhatap ülkelerin yönetiminin bir şekilde mütekebbir devletlerin eline geçmesiyle mümkündür.

Başka bir ülkenin yönetimine sahip olmak sanıldığı kadar kolay bir durum değildir. Bunun iki yöntemi vardır. Birincisi fiili olarak işgal etmek, ikincisi ise kültürel olarak istila etmektir. Günümüzde bir ülkeyi askeri yöntemlerle işgal etmenin sağlıklı sonuçlar vermediği Afganistan ve Irak örneklerinde görüldü. Tarihte işgal topraklara sahip olmak için başvurulan bir yöntemdi. Günümüzde ise topraklara bütünüyle sahip olmak gibi bir gayeyle işgale girişilmiyor. Bu işgal yöntemi, kaostan menfaat devşirmeyi arzulayanların kullandığı bir stratejiden başka bir şey değildir.

Bugün yönetimlere sahip olan, onları istedikleri doğrultuda yönlendiren etkin yöntem zihinlerin işgal edilmesidir, yani kültürel olarak istila etmektir. Bunu gerçekleştirmek her gün daha da kolaylaşmaktadır. Günümüzün silahı olan medya, geçmişte kale duvarlarını döven toplar gibi zihnimizi dövmektedir. Surlarda açılan delikten sızan modern dünyanın verileri kültürel istilayı gerçekleştirmektedir.

Aslında emperyalist emellerle yola çıkanlar, tuzağa düşürmek istedikleri Müslüman ülkeleri kültürleriyle işgal etmediler; kültürsüzleştirerek, kültürsüzlüklerine inandırarak istila ettiler. Sömürge devletleri, kadim bir medeniyetin beşiğinde yetişmeyen Afrika toplumlarına direk din ve kültür ihracı yapabilmişlerdir. Ama aynı devletler, Müslümanlara direk olarak kültür ihracı yapamayacaklarını bildikleri için, öncelikli olarak kültürleriyle bağını koparmayı denemiştir.

İşgal yöntemiyle kaostan düzen kurmaya çalışanlar, kültürsüzlükten de yeni bir kültür inşa etmeye çalışmışlardır. Ne yazık ki, yeni kültürün Müslümanları mevcut sömürü ve zulüm düzenine razı ettiğini görebiliyoruz. Aslında bu tehlikeyi Malik bin Nebi “sömürülmekten daha kötü olan şey, sömürülmeye müsait olmaktır” diyerek işaret etmişti. Bugün bizlere düşen kültürel istiladan kendimizi beri kılmaktır. Bunu sağlamak için söyleme değil, eyleme ihtiyacımız vardır.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Muhammet Esiroğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?