FETÖ gölgesi iz bırakmıştır

Adını nasıl koysak, bilmem! Bir tuhaflık var, FETÖ karşıtı olmak ve FETÖ ortağı olmamak üstüne kurgulanmış savunma yazılarında kartel medyasının.

Buldukları her fırsatta FETÖ darbeleri kronolojisini veriyorlar; başlangıcına kendilerine en uygun tarihi yazarak.

Ergenekon-Balyoz demekten yorulduklarında FB’nin 3 Temmuz direnişini sahiplenirler. Geçen hafta sonuncusunu yazdıkları gibi..

İlk darbe ocak 2008’de gözaltılarla başlanan Silivri’li günlerdi, diyorlar. İktidar medyası o darbeyi canıgönülden destekledi… notuyla.

Soru şu: Siz o darbenin neresindeydiniz? Karşısında iseniz, neden gerekçeleriyle yazdığınız bir makalenizden, belgeli fikir ürününüzden bahsetmiyorsunuz? Yok mudur böyle bir emek ürününüz? Üzülmeyin, biz olmamasını eşyanın tabiatına uygun sayarız.

Uğradıkları haksızlıklara dayanamayıp internet paylaşımlarında teselli arayan bu ülkenin güzel evlatlarından biri (Ekrem Şama) bakınız neler yazmış:

“Ergenekon-Balyoz’da gözaltına alınan yüzlerce generalin, ABD oyunu olarak, karşıtlarını tasfiye etmek üzere kugulandığını Saadet Partisi liderlerinden Oğuzhan Asiltürk açıklamıştı, o günlerde.

Darbelerin destekcisi iktidar medyası, Saadet Partisi’nin çeteci ve cuntacılardan yana olduğunu yazarak seçmen katliamına destek olmuşlardı.”

Bir hafızalı insanımızın bu yazdıklarından, mademki karşıydınız FETÖ ve darbelerine, neden hiç haberiniz olmadı yada neden hiç haber olarak duyurmayı düşünmediniz?

Sessiz kaldığınızda, Şubat 2009’da AD kartelinden istedikleri vergi cezaları ile karşılaşmamayı mı umuyordunuz? Yoksa Saadet Partisi ve Milli Görüş’e inananlara, FETÖ ile birlikte yaptığınız ve ona “Gitsinler!” dedirterek düğmeye bastığınız 28 Şubat suçluluğu mu alıkoyuyordu sizi muhalif olmaktan.

Saadet Partisi’nin cesareti arkasına sığınsa idiniz, ne kaybedecektiniz? Dumanlı Ekrem ve Gülerce Hüseyin size her hafta yaptıkları mutad ziyaretlerini mi keserlerdi?

FETÖ Şubat 2009’da AD karteline de darbe yapmıştı gibi bir cümleyi kronoloji sıralamasına dahil etmenize maalesef katılamayacağız.

Vergi almak bu devletin hakkıdır sözümüze, rahmetli Kahveci yalnızlığını ve T.Özal-S.Özal desteklerini bir daha yakalayamayacağınızı da bilmeniz gerekirdi, iddiamızı ilave ederiz.

Geçmişin arkeolojisi yapılacaktır! Çünkü FETÖ kanımızı akıttı bizim. Manşetlerin de hesabı sorulacaktır.

AD kartelinin kalemşorları, “Bizim direniş tarihimiz orda başladı” diyerek FB’nin şanlı direniş gününü sahiplenemezler.

Zira, FETÖ darbeleri kronolojisinin ilk tarihi, bir AD organizasyonu olarak, AD kartelinin televizyonlarında ona, “gitsinler, gitsinler!” yavşaklaşmasına fırsat verildiği ve sonrasında da hiç bir lojistik desteğin esirgenmediği o gündür.

Bugün, iktidar medyası elemanlarını, “yani sizlerin daha ona Hocaefendi diye methiyeler düzdüğü günlerde…” göndermesiyle parçalamak istemeleri kartel kalemşorlarının, bizi çok ilgilendirmezken, biz sorularımıza alacağımız cevapların peşindeyiz

AD karteli, televizyonlarına FETÖ başını çıkarırken, onu ne diye anons etmişti ve ona hangi sıfatları yakıştırmıştı?

Röportaja oturttuğunuz tetikciniz, bulduğu her konuşma fırsatında, patronunuzun yüksek müsaadesiyle ona “Hocaefendi” deyip durmamış mı idi?

Siz o programı yaparken şunları biliyordunuz ve hesaplarını yapmıştınız: Bugün iktidar medyası, yandaş medya diye suçladığınız topluluğun parçası AKP elemanlarının, kartel eteklediğine göre, bizim için mahzurlu değildir. İcabında biz daha fazla sahiplenerek “hoca efendi”yi onların elinden ve kapsama bölgelerinden kurtarmalıyız, gayretinde olacaklarını...

AD karteli, önce kime ve nasıl kötü örnek olduğunun hesaplaşmasını yapmalı Sonra da FETÖ’den şeref dilendikleri o kaseti tekrar tekrar yayınlamalıdır. FETÖ darbelerinin kronolojisi burdan başlar diyerek ve emeğinizi inkar etmeden.

Parçalamacı olduğun için mi dışarıdasın

AKP’nin ünlü Türklerinden Bülent Arınç Manisa’da bir tv kanalına konuşmuş.

Konuşabilir.

İktidarın ulusal kanallarından yayınlanan evlilik programlarının seyircileri arasına oturup ordan mı konuşsaydı yani. Gerçi orda bulunmasına müsaade edilmesi de meçhul.

Konuşmuş da ne demiş?

Bir zamanların “Benim yapacağım işleri Numan yapıyor” sitemkarı, şimdi “Numan’ın yaptıklarını ben yapmazdım” diyor.

İnsanın böyle durup dururken kendini anlatması sası ve yavan yemek tadında ama, katlanacağız.

Manisa’da ve AKP’nin onca seçmeni içinde bir kişi, sadece bir kişi neden çıkıp Arınç’ın bu söylediklerini ifade etmiyor, bizim tanıdığımız kadarıyla diyerek.

İnanmadıklarından…

Zarrab ona hediye getirseymiş ve makamını hatırlatarak “Hükümet sözcüm size bir hediye getirdim” deseymiş, kafasında parçalarmış..

Güler misin, ağlar mısın ve bizim de bir zamanlar “Acaba mı” dediğimiz Arınç’ın düştüğü hallere yanar mısın?

Ülkemizde kaç tane var, Sayın Arınç’a getirdiği hediyelerle kafaları parçalanmış olarak dolaşan insanlardan?

Sayın Arınç kendisini, nelerine inandırmış.

“Benim yanıma gelseydi” diyor.

Eğer sen, senin yanına öyle gelinemeyecek bir insan pardon AKP ünlüsü olsaydın, gelmesini şimdi hayal ettiklerin daha ilk kontrol noktasında engellenmez mi idi?

“Onu kapıdan kovardım.”

Senin kapına kadar ulaştıktan sonra.. Hem kovma işini de sen yapacaksan, onca atadıklarınıza çok uzaklarla ve yakın tuzaklarla haberleşmek mi kalıyordu?

Meşruiyetini eşine bağladığı Zarrab’ı, iktidarları günlerinde ve hükümet sözcüsü olduğu tüm saatlerde, hangi çıkışıyla eleştirmiş, engellemeye çalışmış?

Ah Numan, ah Nihat dedikleri plaket hazırlarken, neden yapmayın, etmeyin diyemediğini de anlatsaydı ya Sayın Arınç.

Son cümlelerimiz, Sayın Arınç’ın içine düştüğü acılığı zabıtlara geçirmeye yönelik olsun.

Bir Manisa tevelizyonuna konuştuğunu ancak kendisinin duyurduğu ve bu duyurmanın “Sosyal Medya hesabından paylaştı” şeklinde yapıldığı günlere erdi Bülent Arınç. Hayırlı olsun diyelim. (Faruk Özüdoğru aşkına yazıldı.)

Acınanlar ve ezikler

Aktualite gereği internet ortamlarında paylaşılan bir “demoralizasyon” parçalarından biri de bu.

Ünlü ajan Lawrence’nin anılarındaki, hastanelerde tedavi gören Osmanlı askerlerinin midelerinde Araplar altın aradı, iddiasının bir kadın versiyonu olsa gerek.

Anadolu’nun kıblesindeki Osmanlı yurduna ateş salan haçlıların hemşire kılıklı bir ajanından, “yaralı Osmanlı askerlerini tedavimize Araplar gerek kan vererek, gerek ilaç ve tıbbi malzeme tedarik ederek çok yardımcı oldular” gibi cümleler yazmasını umanlara ve yazacağına inananlara bir sözümüz yok. Onlar böyle “anı parçaları”nı paylaşarak İngiliz merhametinden bir gün yararlanmayı bekleye dursunlar.

Yazısı paylaşılan kişinin erkek olduğu, Amerikalı olduğu, Kudüs’e 1921 yılında gittiği gibi bilgiler internet depolarında var. İsteyen daha önce yapılmış araştırmaları da bulup okuyabilir. Okuduğuna ve duyduğuna hemen inanan ve soruşturma, araştırma gereği duymayan insanlarımız için birini paylaşalım. (Kudüs nasıl kaybedildi – Tosun Saral)

“Türklerin Kudüs’ü kaybetmesi gerek Hristiyanlar gerekse Yahudiler arasında büyük bir coşku ile karşılanmıştır. 1921 yılında Kudüs’e giden Amerikalı Dr. W.H.T. Squires hatıralarında, Amerikan Hastanesinde Türk yaralı askerlere bakan bir Katolik hemşirenin, Türklerin şehri terk ettiklerini duyunca Türk yaralıları tedaviyi bırakarak gözyaşları içinde tanrısına şükür duasını ettiğini yazmaktadır.”

Kadın hemşire resimli alıntı yaptığımız anı ile şimdi hemen üstte naklettiğimiz anı aynı kitapta kayıtlı olabilir mi?

Değilse…

Gerçek olan ikinci anının, -ki devamında daha nelerin olduğunu bilmiyoruz- etkisini kırmak için birinci anı paylaşıma sokulmuş olamaz mı?

Bir tabur, asgari üç yüz asker… Bahsedilense üç tabur… Bin kişilik hastane mi varmış, yoksa acımızı daha büyütmek mi istiyorlardı. Nasıl olsa hemen inanacağız ve diğer insanlarımızı da inandırma çalışmalarına başlayacağız. Katliamı kaç kişi, kaç günde tamamlamış gibi bir soruyla muhatap olmayacağımız da kesin.

Lawrence ve artıklarının bize hala veriyor oldukları zararları, ancak zeki çocuklarımız tarihçi olduklarında ve gerçeği araştırıp insanlarımıza, yeterli bir alim sıfatıyla ulaştırdıklarında biraz önlemiş olacağız.

İngiliz ya da Amerikalı veya genel ifadeyle söylersek haçlı hemşirelerin, bize merhamet gösterip acımalarından zevk almamızı acilen terk etmemize umarım yardımcı olur bu yazımız.

Solcu sitelerin “FETÖ pazarlamacısı CIA ajanı Graham Fuller’in yayıncısı” diye taktim ettikleri bir gazetecinin, “Sineye çekeyim ne ya. Ben, bizim tarihimizde sineye çekme diye bir şeyi, bu bizim solcuların bir kısmında ve ezik Müslümanlarda gördüm,” gibi çok mühim yazılarında vurguladığı “Ezik Müslümanlar” değil, bizim yukarıda acınan olmaktan zevk alan dediğimiz insanlar.

“Ezik Müslümanlar” tanımı, literatürlere AKP iktidarının en son yılında girmiştir ve yeni bir üretimdir. Dolayısıyla AKP’ye yakın kalemşörlerin yazdığı yakın tarihimizin haricinde ve hiçbir yerde “Ezik Müslümanlar” olmamıştır.

Uyaralım istedik!

Milli Damatlar güzel olurmuş

Nice zamandır gazetelerde CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun gelecek Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde sergileyeceğini sandıkları tavrı eleştiri konusu yapılıyor. Tenkitçilerin ortak adayı İlhan Kesici... Kılıçdaroğlu’nun adayımız güzel olacak demesinden anlamışlar. Koro yapıyorlar.

“Cumhurbaşkanlığına ‘güzel’ bir aday gösterip (İlhan Kesici) onu harcayacak...”

Bir İlhan Kesici pazarlama cümlesidir bu daha ziyade.

Demirel’in Milli Damat’ı, CHP milletvekili, adı ANAP ve DYP olan mezarlık partilerinin konulan her sandık için olmazsa olmaz adayı sayın İlhan Kesici...

Şimdiye kadar harcanmamış da... Harcanmaya değecek değeri olmak... Vurgulanmak istenen galiba bu TL cinsinden döviz hesapçılığı...

Diğer CHP milletvekillerinin itirazsızlığı da prim yaptırıyor... Metin Toker’in ruhu üstlerinde dolaşıyor olsa gerek...

Örneği Demirel

Fatih Terim’i yazmayacağım.

GS’la anlaştığını bayram ederek duyuran esnaf yazarlara şu noktaları bildiğimizi çıtlatacağım sadece. Dört kadar yabancı çalıştırıcının adını boşuna mı gündem etmişti GS yöneticileri.

Onlardan “Hayır” cevabı almalarını Türkiye’nin kaybı olarak değerlendirmek ve üzülmek varken... O dört kişiden hiç biri neden Tudor’un gömleğini giymek istemedi.

Medya linçcilerinin, GS teklifinin ardından onlara ulaşıp, Tudor örneğini görmelerini ikazları gibi bir ihtimal hep var olduğuna göre bu ülkede... Devamında ne varsa, görülecektir.

Faturalar memnunluk aracıdır

AK Partili Belediyeler hakkında sadece inceleme yapılmıyor.

Aynı zamanda kamuoyunun nabzı da tutuluyor. Vatandaşların Belediyeden ve Belediye Başkanlarından memnun olup olmadığı da soruluyor.

Gelen sonuçlar berbat!

Bu bilgiler AKP’lilerin bir internet sitesinden alındı.

AKP’li belediyeler incelenirken, kamuoyunun nabzı da tutuluyormuş.

Nabız tutucular Ay’dan yahut Man adasından filan gelmiş olmalılar. Bu ihtiyacı hissettiklerine göre...

Ya da bu AKP’liler, AKP’lilerin başkan oldukları şehirlerde yaşamıyorlar, diyebiliriz.

Zira onların da vatandaş sıfatı ile belediyelerden ve başkanlarından memnun olmamaları gerekirdi.

Dolayısıyla ne lüzum vardı binlerce liralara mal olacak kamuoyu araştırmalarına?

Biz böyle düşünürüz.

Lakin onlar kesecekleri faturalara bir karşılık yazmak zorundalar.

Mesele anlaşıldı mı?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Necati Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2022 ne kadar olmalı?