Yılbaşını nerede geçireceksiniz?

Geçen gün zamandandır. Zaman sermayedir. Ne gidiyorsa cepten gidiyor. Cep de öyle derin değil. Kefene cep diktirme meraklıları bunu pek bilmez. Yılbaşı eğlencelerinin mantığını anlamış değilim. ‘Dünyaya geldik bir kere’ anlayışının tezahürü olsa gerek. Gidene sevinmek mi desek buna, yoksa gelene üzülmek mi? Sanmam. İnsanlar eğlenmek için bahane arıyorlar. Eğlenmenin unutmakla bir ilgisi var çünkü. Bir an için dert, tasa, kaygı, elem ne varsa hepsini kulak ardı etmek bilinçaltına gömmek gibi bir savunma geliştiriyor insan kendisine karşı. Ya zamana ‘seni umursamıyorum, bak!’ mesajını vermek, ya da ‘zamanın olmadığı yerlere kaçmak’ böyle zamanların en yaygın bahanesi. Bu yüzden bazı insanlar yılbaşını karşılamak için bulundukları şehirlerden uzak mekânlara kaçarlar. Eski yaşından kaçmak gibi bir şey bu. Ne de olsa insanın eski yaşı gelen yeni bir yılla beraber üzerinde bir yüktür. Yeni bir yılla beraber yaşımız da yer değiştiriyor. Eski yaşımızı koyacak bir yer bulamıyoruz. İyisi mi hiç hatırlamamak (!). Sokağa taşan tarafını bilmiyorum, ama yılbaşı kutlamaları evlerin dışarıya kapalı ortamında liberal muhafazakâr demeden sürüp gidiyor. Neden acaba? Yerleşik kültür haline gelen hiçbir şey kolay kolay terk edilmez de ondan. Siz yılbaşının Hristiyan âdeti olduğunu söyleyedurun millet zaten tepeden tırnağa batılılaşmanın içerisinde yerini yadırgamadan şikâyetsiz yaşamaya devam ediyor. Mesele sadece yılbaşı kutlamaktan ibaret olsa çözüm gayet kolay. Hayatın bütünü yılbaşı kutlamaları modunda sürüyor zaten. Karşı durulması gereken bize ait hayatı kundaklayan yaşam biçimlerinin bütünüdür. Yani kültür emperyalizmine karşı bir direnç geliştirmektir asıl olan. Ben yılbaşını bu sene yine evimde geçireceğim. Yıl ortasını, yılsonunu nasıl hep evimde geçirdimse öyle. Evim yani içim. Muhasebe defterlerini karıştıracağım. Kâr zarar, iflas durumlarını gözden geçireceğim. Yılbaşı gibi modern hayatın dayattığı, daha çok tüketime hizmet eden gönül eğlendirme günlerini din dili ile izah edebilmemiz zor. Ortada ‘kutlama’ adına bir anormallik varsa bu meseleye kültür-medeniyet-yabancılaşma bağlamında yaklaşmamız daha isabetli olacaktır.

HALK DİYANET’E Mİ NİMET ABLA’YA MI İNANIYOR?

Necati Doğru köşesine taşıdı diye yazdığımı sanmayın. Oradan ben de geçiyorum haftada en az iki kere. Nimet Abla Milli Piyango Bayiinden bahsediyorum. Bir kuyruk bir kuyruk ki sormayın. Saati saatine takip etmiyorum tabi, ama sabah başlayıp akşam geç saatlere kadar sürüyormuş. Hemen yanı başında Yeni Cami var. Başörtülü ablalar, yaşmaklı teyzeler, kısacası sabit gelir altında ezilen her görüşten vatandaş talih kuşunun kendi kafasına konma ümidiyle saatlerini veriyor. Tam ve yarım biletler bitmek üzereymiş, bu yüzden izdiham her saat büyüyor. Göle maya çalmak gibi bir şey bu. Kimseyi yadırgadığım sanılmasın. İnsanlar çalışıp çabalayarak bir standarda ulaşabileceklerine inanmıyor artık. Bu yüzden ‘Ya çıkarsa?!’ ihtimaline bel bağlamış. Üstelik Diyanet sıcağı sıcağına ‘Milli Piyango haramdır’ fetvasını verdiği halde. Diyanetin fetvasından çok kendi fetvasınca hareket ediyor halk. Sizce bu durum üzerinde düşünmeye değmez mi?

‘EDEBİYATIN İZİ’ NEREYE TAŞIR BİZİ?

Şakir Kurtulmuş. Ben onu ‘Ah Güzel Bir Gün’ ile tanıdım. Güzel bir gün üzerine çekilen âh başlı başına bir şiirdir. Seksenli yıllardan bugüne şiirin izini süren bir şair o. Şiire makul bir sebeple ara verip sonra yeniden başlayabilmek yaşamsal adaptasyon ile ilgili bir durum olsa gerektir. Şakir Kurtulmuş bu rabıtayı hiç kaybetmedi. Üstelik daha büyük bir heyecanla sürdürüyor bunu. Çıra yayınlarından edebiyat serisinin editörlüğünü yapıyor ayrıca. Önce Çıra yayınlarını sonra da bu güzel kitapları titizlikle çıkarma hüneri gösteren Şakir ağabeyi kutluyorum. Mustafa Özçelik, Özcan Ünlü, Arif Dülger, Nurettin Durman gibi edebiyat emekçilerinin eserlerini okuyucuyla buluşturdu. Sırada başka isimler de var. Şakir Kurtulmuş’un ‘edebiyatın izi’ kitabıyla başladım seriyi okumaya. Adından da anlaşılacağı gibi bu bir deneme kitabı. Bıçakçı dedelerden, baharı yaşama özlemine dek hatıra değeri taşıyan sohbet tadında denemeleri içeriyor kitap. Osman Sarı, Akif İnan, Mustafa Özçelik, Ramazan Dikmen, Hasan Aycın ve Nurettin Durman gibi yazarların yazınsal serüvenini dostluklarından atıflar yaparak aktarıyor. Samimi ve sıcak denemeler. Sevgili okur, keşke Şakir ağabeyin sohbetinden biz de yararlansak diyorsan, uzağa gitmene hiç gerek yok. Çıra yayınlarına uğra ‘edebiyatın izi’ni buradan sürdür. Okuduğunda sohbet etmiş gibi olacaksın.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Hüseyin Akın - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?