Gizle

İyiliğin güçsüzlüğü

Kötülük ve “İyilik” kavramsal anlamında Ethik, yani Ahlak Felsefesi alanının temel ve belirleyici kavramlarıdır. Geçen haftadaki yazının “Kötülüğün Gücü” başlığı, sırf bir nitelendirme olarak düşünülmemelidir. Bir hareketin dayanması gereken ilke ya da kuralı belirtme anlamında görülmelidir. Bugünkü yazının başlığındaki “İyiliğin Gücü” kullanımı da bu bağlamda ele alınmalıdır. Dolayısıyla, bir hareketin mahiyet ve niteliğini tanımlamak istediğimizde onu dayandırmak istediğimiz ölçünün ne olduğunu belirgin bir tarzda ortaya koyma gereği vardır. Aksi takdirde, ilgili olduğumuz hareketin açık-seçik ortaya konulup anlaşılır kılınması hususunda karışıklığa düşmemiz kaçınılmaz olur. Sonuçta, haklı bile olsak, dayandığımız ilkeyi ve onun bağlamında ele aldığımız olayı ya da olguyu bulanıklıktan kurtarmamız güçleşir.

Nitekim söz konusu olan Filistin, özelde Kudüs sorunu, dayanılan ilke açık-seçik bir nitelikte ortaya konulamadığı için, şimdiye kadar izlendiği ve başvurulduğu her seferinde karşılaşılan karışıklığa, bulanıklığa bir kez daha havale edilmiş oldu. Uluslararası Hukuk, dolayısıyla onun öngördüğü birtakım kuralların açıklanması, ortaya konulması, uygulanması ve denetlenmesi bakımından yetkili gibi görülen, öyle de tanımlanan, başta BM olmak üzere diğer uluslararası kuruluşların, söz konusu sorunu kendiliğinden çözeceği beklentisi ve umuduna sarılındı. Uygulaması bir tarafa, kuramsal ya da teknik anlamıyla Uluslararası Hukuk’un varlığı, diğer hukuk alanlarıyla kıyaslandığında aynı kesinlikte olduğu bir defa tartışmalıdır. Yirminci yüzyılda bile, mesela Avusturyalı hukukçu Hans Kelsen, Uluslararası, daha açığı Devletler Hukuku alanını genel anlamda hukukun mahiyetine dâhil etmez. Çünkü uluslararası alandaki ilişkilerin dayandığı öncelikli ilke, hukukun genel olarak benimsediği ilkeler değil, güçtür. Dolayısıyla güç sahibi olan devlet, kendisiyle aynı oranda güce sahip olmayan diğer devlet/devletleri baskı altına alır veya hâkimiyetinin gereği olarak onu tabi, bağlı veya uyruğu konumuna getirip tutar, kimi zamanda onu ortadan kaldırır. Üstelik tarihi bakımdan Devletler Hukuku’nun dayandığı sayılı birkaç kuralın kaynağı, en fazla nezaket kurallarına dayandırılabilir. Sözgelimi “Pacta sund servanda”, yani “ahde vefa” kuralı böyledir. Nitekim bu kuralın ihlal edilmesi halinde, eğer gücün elveriyorsa, ihlal edene yaptırım uygulama yoluna gidilebilir. Aksi takdirde, ihlali ortadan kaldırıcı başka bir araç yoktur. Ancak, ahlaki ölçüler içinde bir değerlendirme yapılabilir, ama ihlal edenin bu ahlaki ölçüleri kabul edip kendini onunla bağlı hissetmesi gerekir.

Gerek “Siyonist” İsrail yönetiminin, özellikle de ABD ve bu alanda birçok şeyi tevarüs ettiği İngiltere bakımından Uluslararası Hukuk kuralları, kendi hareketlerini ve uygulamalarını dünya kamuoyu tepkisini savuşturmak için başvurduğu bir araçtan öteye anlam taşımamaktadır. Çünkü bunlar için hukuk, haklılarsa haklılıklarının haksızlık yapabilecek boyutta kullanılabilme, haksızlarsa güçlerini onaylatabilme mekanizmasıdır. Aynı şekilde, ahlak da güçtür, güçsüz olmaysa kendiliğinden ahlaksızlığı doğurur. Sözgelimi, İkinci Dünya Savaşı’na katılma gerekçesi olarak belirtilen Japonya’nın Pearl Harbor (7 Aralık 1941) üssü baskınının, altmış yıl sonra, gerçek değil, bizzat Amerikalılar tarafından kurgulandığının itiraf edilmesi bu anlayışın dayandığı zihin yapısını ortaya koyar. Afganistan’ın ve Irak’ın işgalinde ne Uluslararası Hukuk’un, ne de genel anlamda en basit bir ahlak kuralının dayanak alındığı ileri sürülemez. Kaldı ki, yıllar sonra, yine hiçbir ahlaki endişe duyulmadan, işgal gerekçesi olarak ileri sürülen nedenlerin gerçek olmadığı, rahatlıkla ve pişkinlikle söylenebilmiştir.

İnsan ve insan olabilme olgu ve değeri itibariyle, kötünün bizzat varlığının ve niteliği olan kötülüğünün ortadan kaldırılması ancak iyinin varlığının ve niteliği olan iyiliğin yürürlüğe girdirilmesiyle mümkün olduğudur. Ancak iyiliğin de kendi özünü koruyarak güçlü olması gerekmektedir.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar İsmail Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

01

Cihan - "Iyilik kendi ozunu korumali", cokj onemli bir nokta. Sahsi ofkelerimize kapilip biz de kotuluk ve haksizlik yapanlardan olmamaliyiz hicbir sartta.

Yanıtla . 0Beğen 20 Aralık 11:55

Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?