Gizle

Biz nerede hata yaptık?

İZMİR’İN Ödemiş ilçesinde bir lisede veli toplantısı yapılacağı gün okul müdürü av tüfeği ile vurulup öldürülüyor. Müdürün katilleri okulun iki öğrencisi! Okul müdürüne öğrencileri saygısızlık ediyor, küfür ediyor, hakaret ediyor, tehdit ediyor, yumruk vuruyor ya da yaralıyor demedim. Av tüfeği ile acımadan öldürüyorlar okul müdürlerini. Hangi sebep, hangi öfke delikanlılık yaşında öğrencilere babaları gibi görmeleri gereken okul müdürlerini öldürmeye yöneltir anlamak zor. Öğretmen –öğrenci ilişkilerinin bir alış veriş ilişkisi olmaktan çıkarılması için daha ne kadar böyle trajik olayla karşılaşacağız. Eğer durum öğretmeni öğrenciden koruma önlemleri geliştirecek seviyeye kadar gelmişse eyvah bize. Hasta yakınlarını doktora, müşterisini taksi şoförüne şiddete sevk eden şey öğrencisini öğretmenine tehdit unsuru haline getiriyor. Ortada güvenlik sorunundan ziyade aslında karşılıklı güven sorunu var. Taksi şoförü yolcusunu gitmek istediği noktaya ulaştırmak için çevirir direksiyonu. Doktor da bir ulaştırıcıdır; o da ister ki hastası yeniden sağlığına ulaşsın. Doktor da onun için uykusuz kalır, oradan oraya koşuşturup durur. Öğretmen ya da idarecinin yaptığı da bundan farklı değildir, öğrenciyi ulaşmak istediği hedefe en güzel şekilde ulaştırmayı hedefler. Hatta bazen bunun rüyasını görüp, hayalini kurar öğretmen. Kendi çocuklarından bir farkı yoktur eğittiği öğrencilerinin. Araya giren, not gibi, disiplin kuralları ve yönetmelikler gibi şeyler öğrenci ve veli nazarında öğretim kadrosunu karşı bir tarafa yerleştirmiştir. Oysa öğretmen öğrenci ve veli için aileden biri sayılması gerekir. Elbette ki sevgi, saygı gibi değerler yönetmelik ve yaptırımlarla temin edilip yaşatılabilecek kavramlar değil. Eğitilen ile eğitenin bu değerlere öğrenme istek ve heyecanıyla beraber sahip olması icap eder. Tam da bu sebepten ‘değerler eğitimi’ öğretim olmaktan çıkarılıp hayatın içerisinde, sosyal ilişkilerde pratik kazanmalıdır. Bir öğrencinin öğretmenini vurarak öldürmesi adi bir ajans haberi olarak geçiştirilemez. Şapkamızı önümüze alıp ciddi ciddi düşünmemiz lazımdır. Haydi öyleyse!

  1. GEREKÇESİ KENDİMDEN MENKUL 2017 KÜLTÜR-SANAT-EDEBİYAT ÖDÜLLERİ

Şiir: Alper Gencer: ‘Şarkısızın Şarkısı’ şiir kitabıyla.

Öykü: Yıldız Ramazanoğlu: ‘Adem’in Cevap Vermesi’ kitabıyla.

İnceleme: Şaban Çobanoğlu: ‘Şiir Dilinin Sularında: İlhan Berk’ inceleme kitabıyla.

Çocuk Edebiyatı: Osman Bozdemir-‘Harmanbiş’ adlı çocuk oyunlarına dair inceleme kitabıyla.

Gezi: F. Hande Topbaş: ‘Bir Şehir Durduğunda’

Biyografi: İbrahim Demirci: Ahmet Haşim’in Nesirleri.

Eğitim: Özgür Aras Tüfek: ‘Türkçenin Muhafızları: Mutluluk Bilgisi’

Edebiyat Dergisi: Mahalle Mektebi

Şiirde çalışkanlık: Süleyman Unutmaz.

Edebi yoğunluk: Ahmet Sarı

Kültür-Sanat Sayfası: Star gazetesi Kültür Sanat Servisi-Bedir Acar.

Köşe yazarı: Adnan Öksüz.

STK: (Ödüle uygun bir kuruluş bulunamadı)

Fikir Adamı: İsmail Kara

Kavgasız Kapanan Dergi Ödülü: Beyaz Bulut

Edebiyat-Eleştiri: Jale Parla: Don Kişot

Yılın Yayınevi: Çıra yayınları

Yılın onur ödülü: İsmet Özel

Yılın edebi cafesi: Abbara Cafe.

Roman: (Ödüle layık bir eser bulunulamadı)

HIDIR TORAMAN OKUYALIM, OKUMAYANLARI UYARALIM

Ben eskiden böyle başlıklar atmazdım. İçerik kendini bana bunu mecbur etti. Sözü sahibi ne kadar kuvvetli söylemişse onu başkalarına aktaran da aynı kuvveti muhafaza etmeli diye düşündüm. Bunun birçok yolu vardır elbette, ama ben uyarı içeren tarafını tercih ettim. Hıdır Toraman görmediğim şairlerden. Bu onun şiirini daha derinlikli, daha aracısız anlamamı kolaylaştırıyor. Şiir ile okuyucusu arasına şairi girmemeli diye düşünmüşümdür. ‘Yeryüzü Mühürlenince’yi okumuştum önce. Sonra ‘Yüklemler’ geldi ardından ve sonra da ‘kızgın pars kopuk topuk’ geldi ardından. İyi ki de okumuşum dedim içimden. Çünkü yaşamaya iyi gelen bir tarafı vardı okuduklarımın. Nasıl olmasın ki? Şu cümleyi kuran şaire bigâne kalınır mı hiç? “Hayat mezar yerlerinde oynanan oyun/ açtığımız kuyuları dönüp/ dönüp kapatıyoruz/derinliklerinde kaybolmak istediğimiz/kaygı otu kök salıyor yüreğimize.” Hıdır Toraman şiirin nasıl yazılacağını şiirini yazdıktan sonraki duruşuyla ortaya koyan bir şair. Şiiri umursuyor, ama şiiri kullanarak kendilerini kutsamaya kalkanlardan değil. Toraman’ın diliyle söyleyelim: ‘Hâlâ aynı vadide dolaşıyor şairler’. Görebilmek ne güzel! Sevgili okur, kendimize doğru inişe geçtiğimiz zamanlarda yanımızda bulunması gereken şeylerden biri de şiirdir. Onu yanımızdan eksik etmeyelim. Okumaya niyet edin, anlayacaksınız. Ebabil yayınlarından çıkan bu kitaplar okunur!

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Hüseyin Akın - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

02

Bilal B. - 30 yıl önce ilkokulda teneffüste oynarken öğretmenin çocuğuna ayağım mı takılmış yere mi düşmüş ne olmuş tam anlamadım bile beni tahtaya çıkarıp tırnaklarım kanayana kadar sopa ile vurmuştu, tabii ki okuldan nefret edip bırakmıştım. PISA sonuçlarına da bakarsak Öğretmenlerimizin eğitim ile hiç bir alakası yok, çocukları eğitemedikleri gibi nesilleri heba ediyorlar.

Yanıtla . 0Beğen 19 Aralık 16:53
01

Cihan - STK "seciminiz" cok guzel olmus. Gercekten de neredeyse hepsi ranty, cikar kurumu haline donustur. "Profesyonel yoneticiler" ile arpalik haline geldi...

Yanıtla . 0Beğen 19 Aralık 12:11

Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?