Gizle

Sa’y ya da gayret, emek ve üretme

Batuhan Ustabulut kardeşime…

TÜKETMEK tabi ki normaldir lakin tüketmeye alışmak ve üretmeden tüketmek problemdir ki biz buna hazıra konmak diyoruz. Hazıra konmak, bir ruh halidir ve klasik köleliğin günümüzdeki bir başka yansımasıdır.

Bunun sonucu ise tembellik, korkaklık, ciddiyetsizlik ve nimetin kıymetini bilmemedir.

Rahatına alışan insan, rahatı kaçmasın diye kaygısız ve düşünmeden yaşar. Bunun sonucu ise, ihtiyaçlarını ve tercihlerini başkasının belirlemesidir. Tüketmeye ve hazıra alışmanın nihai ruh hali asli ve araç ihtiyaçlarını ayıramamaktır. Bunun bir hayat felsefesi haline gelmesi ise felakettir. Zira bu tür kişiliğe sahip bir kişi; en özelinden, mali ve hatta siyasi hayatına kadar hayatının her alanını, çevreye ve şartlara göre, düşünmeden yaşar.

Sonuç ise; kişi için pişmanlık; toplum ise atalet ve geç kalmışlıktır. (Konu ile alakalı daha fazla bilgi için bkz. 17 Ekim 2017 tarihli yazımız).

Peki, ne yapmak gerekiyor?

Ayeti kerimede; “İnsan için sadece kendi sa’yi (emek ve gayreti) vardır (Necm, 39)” buyuruluyor. Bir atasözü ise bu ayeti kerimeyi tefsir eder niteliktedir: “Elden gelen aş olmaz, olsa da zamanında gelmez.”

Tabi ki ayeti kerimenin ilk anlamı, insanın mahşerde, sadece kendi iman ve ameli ile kurtulacağıdır. Zira iman olmadan ne rahmeti Rahmân ne de şefaat olur. Fakat bu ayeti kerimeyi; sosyal, siyasi, ekonomik, ilmî ve teknolojik alanlara da uygulamak mümkündür. Zira:

* Teknoloji, sistemi kuran ve kullanana hizmet etmektedir. Yoksa bizim sistem içinde ürettiğimiz hiçbir şey, mahrem ve bize ait değildir.

* Siyaset ve hukuk, içinde üretildiği toplumun maddi manevi izlerini taşır. Ayrıca her sistem, kendi üretildiği üretim ve problem ağı içinde yararlı ve işlevseldir. Bu yüzden ithal edilen siyasi, ekonomik veya hukuk sistemleri; eğreti durmakta, anlaşılamamakta, kıymeti bilinememektedir.

* İlmi olarak da durum böyledir. Batıdan ithal ettiğimiz değerler özelinde konuşmak gerekir ise; batı, en az dört asırdır, sahip olduğu hukuk sistemi ve hatta bilimsel birikimi, alın teri ile ve mücadele ederek kazanmıştır.

* Ekonomide de aslolan paranın kimin elinde olduğu değil parayı kimin kullandığı ve sistemin kime ait olduğudur. Yani iş yapmaktan daha temel olan bir şey, yaptığımız işlerin kimin hizmetinde olduğudur.

Buna göre:

  1. Bize düşen ilk vazife, inancımızı ve hayat felsefemizi inşa etmektir. Bunun yolu ise;

* Geleneğimizi tanımak,

* Mevcut sistemleri tanımak,

* Mevcut sorunlarımızı anlamak,

* Ve bu sorunlara kendi çözümlerimizi üretmektir. Kendini tanımayan insanın şahsiyeti olmaz. Şahsiyeti olmayan insanlardan oluşan toplumlar ise ya asimile olur ya da tümüyle yok olur. Mevcut dünyayı tanımayan insanlar ise o dünyaya mağlup olur. Sorunlarını tespit etmeme durumunda ise zaten geleneği ve mevcut dünyayı tanımanın anlamı olmaz. Zira inanç ve bilginin en önemli amacı, amel yani iş yapmak ve sorunları çözmektir.

  1. İkincisi ise bu inancımızın gereğini yapmak yani say etmektir. Say kavramı, günümüzde kullanılan;

* Azim ve gayret,

* Sabır,

* Emek,

* Üretim,

* Plan ve neticelendirme gibi anlamların tümünü içermektedir.

  1. Üçüncüsü; hoca, lider ve baba algısını değiştirmektir.

* Hoca, sadece bilgiyi hazır olarak veren kimse değil yöntem ve şahsiyet kazandırandır.

* Babanın en büyük mirası ise hazır bir hayat değil; çocuklarına şahsiyet, problem çözme kabiliyeti, hayatın asli olan ve olmayan alanlarını tanıtmadır.

* Lider, her işi kendisi yapan değil ehliyet sahibi kimselere işveren, iş verdiklerini denetleyen, iş yaptıran ve iş yapacak kişileri yetiştiren kimsedir.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Turgut Akyüz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?