Susma Sustukça…

Siyonizm’in temel felsefesi kendileri dışında kalan insanları ikinci sınıf görmesidir. Diğerlerinin onlara hizmet etmek için yaratıldığı gibi insanlık düşmanı bir anlayışla hareket ederler.

Öylesine sakat bir şekilde dünyaya bakarlar ki, birbirlerinden faiz alıp vermeleri yasaklandığı halde, başkalarını sömürmek adına kendilerinden olmayanlardan faiz almayı özellikle desteklerler. Yaşadıkları coğrafyalarda finans sektörünü ellerinde tutar, paraya hükmeden her şeye hükmeder anlayışını merkeze alırlar. Bütün fikir akımlarından temsilciler oluşturmak ve ona göre sanal mücadele alanları belirleyerek bütün sonuçlarda kazanmayı hedeflerler. Üreterek değil de pazarlama ve tröstler aracılığıyla ekonomiye yön vermek isterler. Sözde “Vadedilmiş toprakları” elde etmek adına herkesi kullanmak veya engel olanları ortadan kaldırmak için çalışırlar. İnsanlık işte bu anlayış yüzünden dertten, sıkıntıdan başını bir türlü kaldıramıyor. Dünyayı bir vücut olarak düşünürseniz Ortadoğu’daki arızi durum bütün vücudu olumsuz şekilde etkiliyor. Oysa Hz. Ömer Kudüs’ü fethettiğinde “Ömer Ahitnamesi” adıyla bütün halka bir taahhütte bulunmuştu. “Bu ahit Allah’ın kulu, Müminlerin Emiri Ömer Bin Hattab’ın Kudüs halkına verdiği canları, malları, kiliseleri ve haçları güvencede olduğuna dair bir ahittir” diyerek adaletle özdeşleşen şahsını burada da ortaya koymuştu. Hatta şehri ziyarete gelen Yahudilerden haksız vergi alındığı yönündeki duyumları dikkate almış bunu da kesinlikle yasaklamıştı. Bu uygulamalarla birlikte Kudüs bütün inanç sahipleri için barış yurdu haline getirilmişti. Ayrıca 400 yıl boyunca Kudüs’ü bir manga askerle yöneten Osmanlı döneminde de aynı şekilde hiç kimsenin ibadethanesine veya kutsal bildiği mekânlara dokunulmamıştı. Ancak bugün Filistin toprakları Firavun’un Hz. Musa’ya yaptığı gibi zulümlerle boğuşuyor. Filistinlilerin evleri başlarına yıkılıyor. Arazileri ellerinden alınıyor. Zaten bin bir zorlukla buldukları işlerine gidebilmek için kontrol noktalarında bekletme ve hakaret işkence yöntemi olarak uygulanıyor. Bir ambulansın 500 metre ötedeki hastaneye ulaşması için saatler süren bir mücadele veriliyor. Mescid-i Aksa‘ya girişler özellikle zorlaştırılıyor. Yaş sınırlamasıyla gençlerle Mescid-i Aksa arasına duvarlar örülmeye çalışılıyor. İnsanlar yıldırılmak isteniyor. Dirençleri kırılsın diye olmadık zulümler yapılıyor.

Bütün bunlar neden oluyor, niye böyle yapıyorlar biliyor musunuz? Çünkü ellerinde bulundurdukları maddi güçlerine rağmen “çaresizlik” bir gölge gibi peşlerini hiç bırakmıyor.

Ne kadar zulüm uygularlarsa uygulasınlar kendilerini bir türlü rahat hissedemiyorlar. Sadece Müslümanlar değil, bu zulümlere dayanamayan bazı Hıristiyan ve Yahudiler de İsrail’in yaptıklarına karşı mücadele veriyor. Bazen de Rachel Corrie gibi buldozerlerin altında ezilerek bedelini canlarıyla ödüyorlar.

Rachel, ‘Zulüm bizdense, ben bizden değilim’ demişti. Siyonizm’in sadece Müslümanların değil bütün insanlığın sorunu olduğunu çok güzel ifade etmişti. 7 milyar insanlık barış ve huzur içinde yaşamak istiyorsa, kendileri dışında herkesi köle olarak gören bu anlayışa karşı ortak bir mücadele yürütmek zorundadır. Aksi takdirde ‘susma sustukça…’

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Mustafa Kaya - Mesaj Gönder



Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

01

Yaşar Inan - türkiyede yahudiler bankalardır. ya da sahipleridir. bankalar birliği vardır. birbirlerine aynı faizle ödünç verirler. bu şu demektir. biz birbirimizden faiz almıyoruz. diğerlerine gelince .....

Yanıtla . 1Beğen 17 Aralık 14:01

Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?