Gizle

Son türküleri “Asma”larda gözüm

“Kılıçdaroğlu, senin aklın gibi ipin de çürüktür. Kılıçdaroğlu sana açık açık söylüyorum, sen bittin.”

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun CHP liderine söylediklerinin tümünü özetleyen iki cümle olduğu için medya elemanlarınca yorumlara burdan başlanmış. Biz de oluşturulan geleneğe uyacağız.

“Sen bittin!”

İçişleri Bakanı’nın bu son iki kelimesine takılıp, bunu dememeliydi aklını aktaran kartel kalemcilerinin korkusu, siyasetteki saygı sınırlarının bulanıklaşması değil, kayıkçı kavgası ya sonlanırsa ihtimalinden kaynaklıdır.

Bu Soylu Bakan demecini, bir sulu siyaset yansıması diye görenlerin hayaline, yaşanmış bir “yavşak” vak’asının geleceği ve tarihin tekerrürü sayılacağı muhakkak. Onlara katılmak ihtiyaridir. Zira biz hafıza yollarına “hatıra” taşları döşediğimizden, tercihlere müdahil değiliz.

T.Özal’ın, sonraları “pişmanlığımdır” dediği halefine, o günün ana muhalefet liderinin teşvikiyle bir milletvekili “yavşak” demiş ve siyasi literatürümüzün sıfatlar kısmına küçük sayılacak bir hayvan adını da sokmuştu.

Ne tersi bir durum söz konusudur şimdi, ne de bir benzerlik hadisesi, o yavşak vak’asıyla.

“Sen bittin” derken sayın bakan Soylu, geçmişin siyaset günlerinde konu edilen o küçük hayvanın beslenmiş ve büyütülmüş halini etiket etmek gibi bir niyeti olamaz.

Hem sonra, kasdedilen hayvanın küçük hali, tanımlanan o siyasetçiye yapışmış, yakışmış hatta biraz da fazla gelmişti. O hava bugün neden gölgelenmek istensin ki?

Siyasetimizin yeni yüzyılda yeni söylemler geliştirdiğini kabul ettiğinizde de bu dediklerimiz doğrulanmış olur. Aynı tarlayı tozutmaya gerek yok.

“Sen bittin!”

Bitmek fiilinin ikinci tekil şahısla ilişkilendirilmesi şeklinde bakarsak sayın Bakan Soylu’nun ünlem işaretli bu kelimelerine, bir olumluluk göreceğimiz kesindir.

Anadolu’da yaygın adettir. Kız isteme törenlerinde evet cevabı alındığında, kız bitmiş oluyor. O kutsallığın daha iyi anlaşılması için o iki kelimeyi kullanarak örnekleyelim. Bir kız, arkadaşlarına soruyor: Filan oğlana kim bitti? Nökerleri müjdeliyor: Sen bittin!

Bir kızın bitmesi demek, bir aile kurulması ve memleketin yeni insanlara, artık kaç tane doğarsa, sahip olması demektir. Lakin buradaki bu olumluluk da değildir sayın Bakan Soylu’nun hedefindeki atış alanı.

Öyle ise, geriye kalan o bir ihtimalin üzerinde durmalıyız. Nedir o? Yine bitmek fiilini alacağız gündemimize ama, nebatat dünyası üstünden olacaktır bu.

Ot biter, ağaç biter, diken biter, gül biter...

“Sen bittin” derken sayın Bakan Soylu, aslında bitkilerin var olma mücadelelerini çağrıştırarak muhatabı sayın Kılıçdaroğlu’nun tarihe iyi yazılmasını istemiştir. Dolayısıyla kendisi de tarihe geçmiş olacaktır. Mevcut iktidar insanlarının bu kazanç kapısını kapatacaklarını düşünen okuyucularımızın olmayacağını sanıyoruz. O,7 olmak biraz da böyledir.

“Sen bittin” diyen sayın Bakan Soylu, nerede ve nasıl kelimeleriyle başlayan soru cümlelerine cevap olacak izahatı peşin yapmadığından, biz bu kadar yazı yazmak zorunda kaldık; kartel kalemcileri ise tehdit ve şantaj alışkanlıklarıyla birlikte düşündüler olayı, tabiatları gereği.

Sayın Kılıçdaroğlu nerde bitmiştir, nasıl bitmiştir?

Sorusuna doğru cevabı vermeden önce sayın Kılıçdaroğlu’nun, sayın Bakan Soylu’yu tetikleyen, tahrik eden bir konuşmasından da haberli olmalı insanlar.

Konuşmasının en geniş halini bilmek isteyenler okuma sitelerinde alırken soluğu, biz “Berceste” satırlarını alacağız sadece; özetlemek maksadımıza yettiğinden...

“Beni asacak mısın, diyeceksin. Seni asmayacağım, rezil edeceğim.”

2017 yılının 15 Aralık gününü yaşarken yazdığımız bu yazılara dikkat.

“Asmak” isteyen sayın Kılıçdaroğlu.

Bir bey’in oğlu, İsmet Paşa’nın oğlu...

Bir hayalin dışa vurumu...

Ya kimi asacaksın?

“Kılıçdaroğlu, senin aklın gibi ipin de çürüktür” diyen sayın Bakan Soylu, acaba sağlam ip peşinde mi, sorusunu akıllara düşürecek dolambaçlı bir ifadeden ziyade, kestirmeden geliverseydi...

“Sen, (darağaçlarının altında) bittin!”

Nerede’lik böyle vurgulanırken, Nasıl’lık ise bir hafıza antrenmanı olur. Biz de bu yazımızı bir hatırlatma ile de güçlendirmek isteriz.

“Darağaçları altında ot bitmez!”

Bu cümleyi, bu ülkenin insanları, komşu ülkelerden birinde yapılan siyasi idamlardan sonra Demirel’in ağzından duymuşlardı.

O gün için çok bir mana ihtiva etmeyen bu sözü bugün, ot bitmedi ise, sayın Bakan Soylu’nun kastettiği mi bitti, sorumuza cevap aramak maksadıyla kullanabiliriz. Bu bitmede Demirel’in emeklerini de göz ardı etmeden...

2017 yılının 15 Aralık gününü yaşarken, bu ülkenin ana muhalefet partisi liderinin ağzından “asmak” fiilini duymak acısı bize, bu yazımızı kaleme aldırdı.

Atalarının aşkla ve ve şevkle sahiplendiklerini “asmak” işine, torunları niye katılırlar bu “Gen” fışkırmalarıyla?

Bu sorumuzla, bilim insanlarımızı araştırmalara yöneltebilirsek karımız olacaktır.

Yazımız burada bitti.

Kudüs üssümüzdür

Doğu Kudüs’ün Filistin başkenti ilan edilmesiyle, Kahire’de yerin yerinden oynamasını, Şam’da zafer davulları çalınmasını, Amman sokaklarının dolup taşmasını, Cidde’de havai fişekler atılmasını bekleyen, kartelin kaptan köşkü baş gazetecisi, bakın bizi onlardan nasıl ayırıyor.

Biz mi heyecanlıyız, yoksa ümmetin içi mi boşalmış...

Biz mi kahramanız, onlar mı korkak...

Biz mi safız, onlar mı kurnaz...

Kararsızlığını böyle ilan eden baş gazeteciye, ümmeti oluşturan milletlerin bu günlere bir günde gelmediklerini, bu güne ulaştıklarında ise nelerini kaybettiklerini, nasıl anlatacağımızı bilmeliyiz.

Mazeret üretmek ve üretilen o korunakların ardına saklanmak olmamalı hiç bir zaman niyetimiz.

Bir karikatür hatırlıyorum. Bir sokak görüntüsündeki kişi rahatsız edilmesiyle kendi başedemeyeceğini anladığında imdat ister.

– Ümmet-i Muhammed yok mu?

Bir evin penceresindeki ak sakallı bir pir çaresizliğini söyler.

– Var ama, gelemez!

Korkak, kurnaz, içi boşalmış değiliz.

Heyecanlıyız, kahramanız, saflığımız ise sadeliğimizdendir.

İçimizden biri olan kartel medyasının kaptan köşkünün baş gazetecisinin, dünyanın İslam coğrafyasındaki ümmeti nasıl ve ne halde görmek istemesini böyle maddelere dökmesine sevinmemizin bir ürünü sayılsın bu yazımız da.

Öve öve mi bitirdiler

“Benim FETÖ’yü övdüğüm konuşmaları gündeme getirenler FETÖ’cüdür...”

AKP’li Türk büyüklerinden Bekir Bozdağ bey böyle buyurmuşlar.

Muhalif bir yazarın çıkıp şöyle bir iddiada bulunma hakkı var mıdır ve sonuçta haklı çıkar mı?

Herkesin “Evet” diyeceği müdafaa şudur:

“İyi ama sayın ünlü Türk büyüğü, sizin, geçmişte, FETÖ’yü övmekten başka kimseyi övdüğünüzün kaydı yok hiç bir elektronik ve yazılı teknoloji aletinde. Dolayısıyla geçmişteki varlığınızın ispatı, ancak FETÖ övgüsü konuşmalarınızla sağlanmaktadır.”

Kim ne diyebilir bu delilli ispata?

Bir AKP yandaşı kalemşorun mesela, şöyle bir çıkışı olamaz mı? Hem de birkaç uçak bileti değerinde sayılan icabında...

“Sayın AKP büyüğünü, geçmişte FETÖ’yü övmekle suçlamak külliyen yanlıştır. Zira o AKP büyüğü o övgü konuşmalarını, bugün hangi FETÖ’cülerin bulup, çıkarıp kullandıklarını halka teşhir etmek ve yargıya teslim etmek için yapmıştır.” İşiniz yoksa uğraşın durun Adliye adreslerini temin etmek için... Ne sanmıştınız?

FETÖ’nün kandıramadığı FETÖ övücüleri, kripto FETÖ’cüleri ortaya çıkarmak için böyle bir kandırmaca yapmış.

İyi de, bütün bunları bir FETÖ eğitimi saymamızda ne mahzur var?..

Kütür kütür kültüre gel

AKP ile neredeyse çağ atlayıp muasır medeniyet seviyesine çıkmak üzere olan ülkemizde güzel şeyler oluyor. Mesela metrobüslerde eğitim gibi...

Sonra demedi demeyin. Ara sıra ya da birkaç günde bir metrobüsle yolculuğu tercih ediyorsanız, kapalı devre tv yayınlarına sakın takılıp kalmayın. Bir tiryakisi olursanız, işe gitmeyi unutup son duraklara varmanız bir yana, gününüzün tümünü metrobüslerde geçirmeye kalkarsınız. Çoluk çocuğun perişanlığı ise İETT’mizin umurunda olmaz. Boşuna mı demedi demeyin, diyoruz?

Pasifik’in üçyüz nüfuslu bir adasındaki kadınların pembe güllü entari giymelerinin ne anlama geldiğini bilmiyor ve merak ediyorsanız, işte o kapalı tv sistemi ile sizin bu kültürsüzlüğünüz gideriliyor. Cevabı duyunca, adanın erkeklerinin şansına kızıyorsunuz.

Ada dedik de aklımıza geldi. Daha doğrusu bir dünya adasının adının “Man” olmasını bilmenizde kültürümüze katkı sağlamıştır.

Bu “Man” kelimesinin şimdi ada olarak karşımıza çıkmasına bakmayın. Başka iktidarlar zamanında başka görüntüler almışlardı. Anlatalım da İETT eğitimcilerine bir faydamız olsun.

ANAP iktidarı günleri. Bir seçim zamanı Gaziantep şehrindeyiz. T.Özal’ın çok paraya transfer ettiği reklamcısı Zenger mikrofonun başında, konuşmacı adayları takdim ediyor. Sıra birine geldiğinde ise, Gaziantep meydanını bir inletmiş ki, Halep’e gidenler olmuş o etkiden. İşte o takdimi kendi kelimeleriyle yazıyoruz.

“Otobüsümüz Man dizel

Adayımız Hasan Celal Güzel!”

İşte o günlerde “Man” ile böyle ünlendirilenler olmuştu, diyelim ve kaldığımız yerden metrobüs yolculuğumuzu sürdürelim.

Sümüklü böceklerin kaç gözü var? Artık neslini Fransız mutfağı aşkına tükettiğimiz fişgeneleri görmesek de, olur ya gözlerini merak ederseniz yani...

Kıbrıs eşeği ne zaman kuyruğunu sallar? Bu soruyu duyduğunuzda sanmayın ki o sallamaları yerinde göstermek için sizi davet ediyorlar. Bakmışlar, öğrenmişler, İETT yolcularına da öğretiyorlar. Ha bu arada durak anonsu girdiği için cevap kaynadı.

Metrobüsler yokken, yani bizim delikanlı olduğumuz yıllarda gazete okurduk, kendimizi kültürüyle farklı kılmak için...

İşte o günlerde okuyucu ve yazıcısı olan bir kalabalığın gazetesinden şu okuduğum aklımda kalmış. İETT’nin eğitimcilerine bir faydamız olsun diye anlatıyorum.

Bir okuyucuları, bir yazarlarına sormuş şu soruyu: Tersinden de okunduğunda aynı kelimeleri veren bir cümle var mı, biliyor musunuz?

Ne demek efendim? Yazar dediğin tüm okuyucu isteklerine cevap verendir. O yazar da işte öyle bir yazar olduğundan sevinçle cevaplamıştı.

“Vardır. Anastas mum satsana, cümlesi işte böyle bir cümledir.”

O günlerde hem kültürlü olmuş bu cevapla, hem de çok gülmüştük. Ben bir de şunu merak etmiştim. Soruyu soran o okuyucu kimdi? Doğrusu ona çay ısmarlamak isterdim.

Yani size söylüyorum İETT’nin metrobüs eğitim uzmanları...

Anastas mum satsana..

Yuvarlaklar ve yuvarlananlar

Demirören’in MHK Başkanı bir açıklama yapıyor, bir haber ajansına.

Yeni Malatyaspor Başkanı’nın itiraz görüntüleri ile karşısına geldiğini, tartışmalı pozisyonları birlikte incelediklerini anlattıktan sonra, ayrıca sezon başından beri verilen kararlarda Yeni Malatyaspor’un lehine daha fazla düdük çalındığını ispatladığını ve sayın Başkanı ikna ettiğini de yazdırmış ajansa, aktüel haber diye...

“Sirkatin söyler” diye biten ünlü atasözümüzü çağrıştıran bu özür–kabahat ilişkisinin ifşasına elbette itirazlar olacaktır. Olayı haberleştirirken “Şikayet için geldi, kayırıldıklarını anlayınca da yüz geri gitti” gibi destek cümleleri yazan gazeteci sıfatlılara da birşeyler söylenmeli amma...

Bir MHK Başkanı diyor ki: İtiraz eden kulübümüzün lehine daha fazla düdük çalınmış.

Bu netice için mi atanmıştı? Bir takım lehine ise, rakip takım aleyhine olmaz mı?

Nasıl olacak da adalet olacak!

Aslolan, razı olmayan kulüp başkanlarının tek tek gelip, ikna edilmesi midir?

Temmuz aylarını yaşadı bu ülke. Ezberlenen o Temmuz günlerinin üstünden çok Temmuz ayı daha geçti. Hem de o tarihlerini ezberlediğimiz o Temmuz günlerinden önceki Temmuz’lara benzeyen Temmuz’lar...

Değişen nedir?

Ayaklarına çağırdıkları kulüp başkanlarını ve haberci yaptıkları gazetecileri “ikna” etme günlerine ermeleri, bir iyilik sayılmamalı.

Futbol dünyasından bir yorum değildir bu. Hâlâ hasar tespiti yapılamayan bölgelerimizin olduğunu vurgulamak istedik.

Zira toptan daha yuvarlak elemanları var suyun öte yakasının.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Necati Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?