Kötülüğün gücü

Birkaç İsrail askerinin taş ile bir Filistinli gencin kemiklerini kırma sahne görüntüsü televizyonlarda yayınlanınca dünya kamuoyu gerçek bir sarsıntıyla altüst olmuştu. Silahı ateşleyerek karşındaki insanı öldürebilirdin, değnek veya cop ile kıvıra çevire dövebilirdi, hatta akla hayale gelmedik usullerle işkence edebilirdin, ama tepenin yamacında kıstırdığın zaten savunmasız olan birinin kol ve bacak kemiklerini orada bulduğun taşla kırmaya başlarsan, işte bu kabul edilemezdi! Tepe, taş, kemik kelimelerinin doğrudan çağrışımı, adeta evrimini tamamlayamamış tarih öncesi bir “yaratık”ın vahşi bilinç-ötesi davranışı olabilirdi. Bilinç-üstü ya da bilinç-dışı, bilincin yokluğu demek değildir, bir an için olağan işlevini yapamaz durumda bulunduğunu ifade eder. Bilinç-ötesi, bilincin atfedileceği bir varlık olamama halini anlatır.

Bu ve sayısız benzer olayların dünya kamuoyuna arada bir “servis edilmesinin” nedeni, aynı zamanda gerekçesi, çeşitli şekillerde yapılan açıklamaların satır aralarında, birtakım değerlendirme ve yorumlar bağlamında ortaya çıktı, denebilir. O da şu: Bu tür vahşet görüntüler, İsrail yönetiminin güçlü, kararlı, tavizsiz, ideal ve amacından asla ayrılmaz olduğunu dünya kamuoyunun en azından bilinç-altına yerleştirmektir. İçteki güç, yetenek ve imkânı ne kadar sağlam görüntü verirse versin, dıştaki, yani İsrail yönetimini çeşitli nedenler ile destekleyen güçler, mahfiller, kamuoyu olmasa, İsrail yönetimi tahayyül ettiği bu durumu sağlayamaz. Burada İsrail’in temel bir sorunu olan, “devlet” olamadığı, “devlet” olabilmenin belirleyici temel ilkesi olan “fikir” eksikliğidir. Gerçi bu eksikliği “Siyonizm” olarak tanımlar görünse de, Tevrat hükümlerini esas alan Yahudiler tarafından bu görüşün kabullenilmediği, açıkça ifade edilemese bile, böyledir. Nitekim Avrupalı ve özellikle Filistin’in yerleşik Yahudileri içinde “Siyonizm” Yahudiliğin özünden saptırılması şeklinde bir yaklaşım olarak değerlendirilmiş görünmektedir. İsrail yönetimine Doğu Avrupa kökenlilerinin başından beri hâkim olması dikkat çekicidir. Aşırı bir yorum gibi anlaşılsa da, denebilir ki, Avrupa, tarihin çeşitli dönemlerinde, gerek düşünce alanında olsun, gerek iktisadi ve kültürel alanlarda olsun, tam olarak özümleyemediği Yahudilik olgusunu, “Siyonizm” ideolojisiyle adeta kusmuştur. Hitler’in Nasyonal Sosyalist hareketi, özellikle İngiltere’nin güdümüyle bir gerekçe olarak kullanılmıştır. Bir yandan Avrupa Yahudi unsurunu denetleyebileceği sınıra çekerken, diğer yandan, öteden beri rakip güç olma potansiyeline sahip İslam toplumlarının birlikte olma imkânının yollarını tıkayıcı önlemini almıştır. En azından Müslüman Arap toplumlarının onulmaz yarası halinde Filistin bölgesinde, burasının bütünüyle yabancısı bir İsrail yönetimi oluşturulmuştur.

Babil ve Roma imparatorlukları uygulamalarında gerçekleşen sürgün ve benzeri olayların hatırası nedeniyle Yahudiler için, Hz. İsa ve Havarilerinin yaşadıkları olaylar dolayısıyla Hıristiyanlar için, ilk Kıble ve ilk olarak Hz. Ömer tarafından fethedilmesi nedeniyle Müslümanlar için Kudüs, farklı ve derin bir anlam ifade edegelmiştir. İsrail yönetiminin yirminci yüzyılın ortalarında şiddete ve teröre dayalı olarak oluşturulmasına kadar, tarih içinde Kudüs’ün bu nazik durumuna daima riayet edilmiştir. Hem sahip olunan inanç ilkelerinin bir gereği olarak, hem de tarih ve kültürlerin korunması bağlamında daima ayrıcalıklı bir duyarlığa özen gösterilmiştir. Sözgelimi Haçlı Seferleri esnasında şehrin yağmalanması, bizzat Hıristiyanlar tarafından da telin edilmiştir.

Bugün İsrail yönetimi, oluşturamadığı ve olamadığı bir “devlet”e Kudüs’ü başkent olarak ilan edebilir ki ettiğini söylemektedir. Hatta başta Trump’ın Amerika’sı ve başkaları büyükelçiliklerini taşıyabilirler de. Ancak, Kudüs, tarihiyle, kültürüyle, bunların hamulesi olan kimliğiyle bu emrivakiyi kabul eder mi?.. Ayrıca, el altından, gizlice, bazı Arap ülkeleri yönetimleri bunu kabul edebilirler ama ne kadar hırpalanmış, örselenmiş olursa olsun Müslüman toplumların, Hıristiyan dünyanın onayı olmadan asla gerçeklik kazanamaz. 10 Aralık’ta Saadet Partisi’nin önderliğinde İstanbul’da yapılan Kudüs Mitingi bir işaret fişeğidir.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar İsmail Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

01

Cihan - Kudus Musluman, Hristiyan ve Yahudisi ile baris icinde olmali. Musluman'in savunmasi gereken budur.

Yanıtla . 0Beğen 13 Aralık 11:39

Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?