Gizle

Kudüs’e uzanan eller…

Uzunca bir süredir boyunduruk altında bulunan, Batı’nın ekonomik, askeri, kültürel vs tasalluduyla ezilen, inim inim inleyen, acı çeken, kan ve gözyaşı ile imtihan olan Ortadoğu ve tabii ki İslam coğrafyası, aynı acı sarmalı yine ve yeniden yaşıyor. Hangi akla hizmetse, “dost” ve “ortak” bildiklerimiz(!), “ortak çıkarlara sahip olduklarımız”(!), yine hayal kırıklığına uğratıyor, yine aldatıyor, yine yapıyor yapacağını… Sorun onlarda değil, bizde aslında ama onu da bir türlü anlayamıyoruz işte.

Sorun bizde; herkes kartları açık oynuyor, niyetini baştan belli ediyor çünkü. Kalkıp da ırkçı emperyalizmle aynı masaya oturursan, onlarla “ortak amaçlar” (!) (ki ortak amaçlardan kasıt nedir, öğrenemedik hala) uğruna “dost” ve “müttefik” olursan, payına düşen ağlamak ve sızlanmak, boş sözlerle isyan etmek olacaktır ey İslam coğrafyası!!

İslam aleminde hiçbir memleket, daha doğru düzgün bir idareyi bile kuramamışken, buralardaki halkların mazlum ve mağdurluğu sürekli devam ediyorken, bir de tutup emperyalizmle “aynı yatağa girince” her türlü netice de kaçınılmaz oluyor.

Trump, dengesiz birisi ve kendi kamuoyunda sürekli aşağıya doğru giden popülaritesini ve halk desteğini Yahudi lobisine şirin görünerek ve onlarla bir tür ittifak yaparak geri kazanmak isteyebilir mi? İsteyebilir tabii ki. Bu kadar basit bir sebeple bile İslam coğrafyasının en hassas olduğu konulardan birisi olan Kudüs’ü, Trump’ın çapsızlığına alet edebilir. Veyahut asıl maksat, dantel gibi işlene işlenen başımıza örülen BOP belasında, Büyük İsrail’in ilanına doğru bir kapı aralamak da olabilir. O veya bu, bütün bunların hesabı, ABD ile hesapsız kitapsız kurulan ve “stratejik müttefik” olarak tanımlanan ilişkiyi tesis ederken yapılmalıydı. Bunlarla hangi ortak çıkara sahip olabiliriz acaba?

Burada asıl noktayı kaçırmaktayız. Asıl mesele, Trump’ın bu saçma sapan kararından ziyade Kudüs’ün hala işgal altında olması değil midir? İslam alemi bu durumu öylesine içselleştirmiş ki artık, bunun üzerine tek bir kelam zaten duyulmamaktadır. Ve bir diğer kritik konu, emperyalizmin bu denli pervasızlaşmasındaki asıl etkenin İslam dünyasının ataleti ve (laf söylemek dışındaki) tepkisizliği, somut bir adım atamayışıdır. Bu cesareti onlara biz verdik, veriyoruz yani.

Trump’ın, Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıma açıklaması üzerine “galeyana gelen”, “mangalda kül bırakmayan”, “lafla dünyaları fetheden”, ancak icraatta sürekli atalet ve tutarsızlık içinde olan İslam alemine ne demeli o zaman? İslam ülkelerinin idarecileri, bu durumdan memnun mudur, yoksa bu durumu “popülist” laflarla kendi hanelerine puan kazanma vesilesi olarak mı görmektedirler? Kitlelerin gönlünü hoş eden sözler haricinde zerre kadar bir somut tedbiri görebilecek miyiz acaba?

Bir de şu soruyu sormak gerek. Trump, bu açıklamayı yapmasaydı, her şey yolunda mı sayacaktık? “Müslümanların ilk kıblesi”, hala İsrail’in işgali ve tasallutu altında değil midir? Bu durumu kabullenmek bile başlı başına bir garabet sayılmalıdır aslında.

Bu hadise gibi birtakım uç örnekler olmasa, ne ABD ne de İsrail’le olan ilişkiler noktasında bir sorgulama neden yapılmamaktadır? Türkiye örneğini ele alırsak; en son PYD’ye destek konusunda da ortaya dökülen gerçek niyetine rağmen ABD ile bu denli sıkı fıkı olmanın, “dost” ve “müttefik” pozları kesme ısrarının ardındaki motivasyonu sorgulamak gerekmez mi? ABD ile ilişkilerde, her seferinde sonu baştan belli olan “hayal kırıklıkları” yaşamanın manası var mı?

İsrail konusundaki tutarsızlığın bir izahı var mı peki? Kamuoyu önünde edilen “havalı” ve “iddialı” sözlerle, ortaya konan eylemlerin taban tabana zıt olmasının açıklaması nedir? “Kırmızı çizgimiz” olduğu söylenen Kudüs’ün, 2016’da imzalanan “İsrail’le normalleşme” anlaşmasında zımnen İsrail’in başkenti olarak kabul edilmesinin açıklaması nedir acaba? Ki, bir de kriz yaşanan dönemde bile diplomatik ilişkiler kesilse dahi İsrail’le ticaretin artmaya devam ettiği gibi bir gerçeği de yaşamıştık.

Sözün özü, İslam alemi, sadece tepki vermek, sadece konuşmak, sadece nutuk atmak noktasına indirgenmiş bir durumdadır ve hiçbir anlamlı eyleme geçmedikçe de daha çok Trump ve türevlerinin saçmalıklarıyla karşı karşıya kalacağız. “Esmesen de gürle” mantığıyla boşa gürleyerek zalimin zulmü engellenemiyor. Tersine, masaya serilmiş olan projeler, planlar tüm hızıyla işliyor da işliyor.

Kudüs’e uzanan elleri her fırsatta ve hararetle sıktıkça, bu iş böyle sürer gider mazallah.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Burak Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?