Gizle

Çiftçi ve Toprak

İnsanın gözünü açmasıyla, yani hayat denilen bir bakıma muammayı yaşamaya başlaması, yeryüzüne ayak basması, toprağın farkına varması demektir. Toprağın farkına varmak ise, aslında insanın çok yönlü bir hayatın öznesi olmak gereğini kavrama yükümlülüğünün ifadesidir. Önce kendi bireysel varlığının oluşum boyutunu işaret eder. Bu bireysel varlığının oluşumunu kavramasının ön şartı, ayak bastığı toprağı tanıyıp bilmesi gereğini ona gösterip anlatır. Bu, içinde yaşadığı dünya veya doğa ya da evreni bir sorun olarak önüne koyar. Ne var ki, bu durum insanın, daha önceden bir takım hazırlık evrelerini geçip tamamlaması şartına bağlıdır. Soyut ve zihni bir takım faaliyetleri, çabaları, başarı veya başarısızlıkları içeren bir süreçtir bu aynı zamanda. Kısaca, sanat, edebiyat , bilim, kültür ve uygarlık kavramlarıyla belirlenen emeklerin birtakım ürünler olarak gerçekleştirilmesi anlamına da gelir bu.

İnsanın varlık, faaliyet ve hayatının gerçekliğe dönüştürülmesinde, toprak ile olan bağını daha basit düzeyde anlamlandırmaya çalışmak açıklayıcı olabilir. İnsan ya da insanlık tarihi bakımdan hangi yollardan ve evrelerden geçmiş olursa olsun, toprak ile kendiliğinden kurulan bağı esas bir bağ olarak daime vardır. Göçebe veya gezgin dönemlerde olsun ya da belli bir toprağa yerleşip kalıcı olmaya karar verdiği dönemler olsun, toprak ile olan bağı temeldir. Hayatının ve faaliyetlerinin kalıcı ürünler, eserler halinde ortaya çıkması ancak toprak ile kurulan bağın da bu mahiyette kavranabilmesiyle mümkün olacaktır. Tarih, antropoloji, sosyoloji gibi doğrudan insan ve toplumları ele alıp incelemeye çalışan disiplinler, insana ve dolayısıyla topluma, ister istemez birtakım genellemeler ve soyutlamalar ölçeğinde yaklaştıkları için, toprağı da diğer unsurlar arasında bir unsur olarak almak durumunda kalmaktadırlar. Kuşkusuz, insan ve toplumun ortaya koyduğu ürünlerin veya eserlerin nitelik farklılığını belirtmek için, toprağa ait bir takım özellikleri kimi zaman öncelemekte ve vurgulamaktadırlar. Sözgelimi ekim-biçime elverişli ve verimli olan ile bu tür özelliğe sahip olmayan toprak üzerinde yaşayan insan ile toplumunun eserleri arasında birtakım farklılıkların ortaya çıkması kaçınılmazdır. Buradaki hayatların, kültürlerin ve uygarlıkların da farklılığı, üstünlüğü veya yetersizliği buna göre belirlenebilir.

Yalın bir anlatımla, insanın toprak ile en eski, en derin, en anlamlı bağı, onun “ çiftçi ”, yani toprağı işleyen ile kurulan bağıdır. Toprak, çiftçi kimliğiyle insanın kurduğu bağda, ona hem kendi varlığının bilinip tanınmasını adeta zorlar, hem de onun kendi varlığını sürdürmesinin imkânını kavramasının bir bakıma sırrını yavaş yavaş keşfetmesinin önünü açar. Bu bakımdan, toprağa yakın, dahası toprakla haşir-neşir olan bir insanın duyarlığı, düşünüş tarzı, yaşam biçimi, diğer varlıklarla ilişkisi kendine özgülüktür, daha çok da doğallık içerir. Kendi hayatı bakımından toprağın gereğini kavraması yanında, diğer varlıklar açısından onun ne kadar önemli, belirleyici olduğunu yakından gözlemler, deneyimler çiftçi.

Sanat, edebiyat, düşünce, bilim, teknoloji, kültür ve uygarlık, daha basite indirgenerek söylenirse, kalkınma, refah, ilerleme veya gelişme bağlamında, çiftçiliği de içerir şekilde tanımlanan köy, köylülük, kırsallık, uzun bir süreç içinde engelleyici bir olgu olarak tartışılagelmiştir bizde. Özellikle, ‘80’li yıllardan sonra, çeşitli yollardan kırsal kesimde yaşayanların kentlere yöneltilmesi, adeta devletin de bakış açısını, dolayısıyla politikalarını belirlemiştir denebilir. Kuşkusuz, bu akışkanlıkta birtakım zorunluluklar ve ihtiyaçlar yönlendirici bir etkiye sahip olmuştur. Ancak, bunun, başta toplumsal, iktisadi, kültürel boyutlarının sağlıklı bir düşünceye ve bilimsel araştırmalara dayandığını söylemek bir hayli zordur. Anadolu coğrafyası, tarihin hemen her döneminde toprağa ve onun işlenmesi suretiyle elde edilen ürünlerin hayatı doğrudan yönlendirici, besleyici ve geliştirici önemini ortaya koyagelmiştir. Hatta, Anadolu’nun yurt kılınmasında birtakım faaliyetler veya meslekler hep öne çıkarılarak vurgulanmasına rağmen, toprağı işleyen çiftçinin konumuna yeterince bir duyarlık, kavrayış ve anlam pek verilememiştir. Oysa toprağın işleyeni, onun “vatan” olarak kavranmasında ve korunmasında daima en belirleyici kimse durumunda olmuştur. Sözgelimi, asker toprağı, yani vatanı korur, gözetir, dıştan gelen saldırıları önler, ama hayatın sürdürülmesi için gerekli olan ürünü çiftçi sağlar. Bugün, birtakım gıda ürünlerinin ithal edilmesini bir de bu açıdan düşünmek gerekir.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar İsmail Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

01

Cihan - Tprakla iliskimiz bizi varolussal mevzular uzeinde tefekkur etmeye goturur. Bu muhtesem yaziniz icin bir kez daha "Elinize saglik" ve "Iyi ki varsiniz" diyorum.

Yanıtla . 0Beğen 06 Aralık 11:28

Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?