Politikanın cılkını çıkardılar

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Hükümet ve ana muhalefet partisi arasında 15 senedir süren birbirine laf yetiştirme ve polemik yarışı hepimizin malumu. Lügatte hakaret adına birbirlerine yakıştırmadıkları başka kelime kaldı mı dersiniz? Halkın kendilerine “temsilci” yaptığı insanlar böyle mi olmalı? Bazan, bu partiler içinde aklıselim düşünen; hikmet ve bilgelik sahibi bir tek kişi de mi yok, diye düşünüyorum. O mevkilere gelenlerin yaptıkları için, “Bu kadarı olmamalı” diyerek şok oluyorum.

Müslüman bir ülkenin yöneticileri adaletli, kibar, nezaketli, hikmet, bilgelik özellikleriyle tanınmalı. Birbirlerine yaptıkları şu hakaretleri kabul edebilecek tek kişi biliyor musunuz?: “Diktatör, iftiracı, şerefsiz, müptezel, FETÖperest, ana hıyanet partisi, yalancı, sahtekar, ahlȃksız, baş münafık, sen attan düştün, sen merdivenden düştün, şahsiyetsiz, rezil, alçak, beyni sulanmış, kepaze, terbiyesiz, bahtsız bedevi, manda derisi gibi yüzü var…” Yeteeeer, diyerek rahatsız olduğunuzun farkındayım.

Bunlar milletin Meclis’inde konuşuluyor; halkın vergileriyle yaşayan TV’lerde yayınlanıyor; gazete sayfalarını işgal ediyor; halk bu sözleri duymaya mecbur bırakılıyor. Rol-model olması gereken insanların yönettiği ülkede eğitimimizin seviyesi ortada!

Kılıçdaroğlu’nun Meclis Grubu’nda söyledikleri, işi “politikanın cılkını çıkardılar” dedirtecek noktaya getirdi. İddiaya göre Erdoğan, Man Adası’nda kurulmuş bir şirkete eniştesi, kardeşi, oğlu, dünürü aracılığıyla külliyatlı miktarda para transfer etmişti. “Belge” olarak yatırılan paraların dekontlarını kürsüden gösterdi. AKP ’liler açıklananlara “yalan”; “sahte” diyerek itiraz ettiler. Bunca problem dururken Türkiye bu polemiklere kilitlendi.

CEPHELEŞMEK İÇİN Mİ?

AhmetHakan, kutuplaştırıcı, ayrıştırıcı politikanın sebebini anlattı:

“Tayyip Erdoğan’ın istediği iki cephe:

Kılıçdaroğlu’ndan yana olanlar; karşı olanlar.

2019 seçimlerinde yüzde 30 bir tarafta; yüzde 70 bir tarafta olacak… Hesap bu… (Hürriyet, 28. 11. 2017)

Bu değerlendirme doğruysa, Türkiye halkı, iktidar hırsı tavan yapmış kişilerce istismar ediliyor, demektir. Zorlama yöntemler olayları tabii seyrinden çıkarır. Sosyal hayatı alt üst eder.

Sosyal paylaşma ağlarında hakaret dili öylesine yaygınlaştı ki! İnsanlar birbirine ağır hakaretler yaparak sonuca ulaşabileceklerini sanıyorlar. Bu yanlışlıkta, politikanın cılkını çıkaranların rolü araştırılıp analiz edilmelidir. Kültürümüzde hikmet, bilgelik, dostluk, kardeşlik üslubu öndedir.

Türkiye’de orman kanunu yok ki! Kamu düzenini bozan ve haksızlık yapanları önleyecek kurumlarımız var. Haksızlığı ilgili kurumlara bildirir, sonuna kadar takibini yaparsınız. Adalet ve hukuk üzerinden mücadele etmek daha sağlıklı değil mi? Politikacıların sık vurguladığı “Türkiye’nin hukuk devleti oluşu” sözde bırakılmamalı.

Geçilen hassas süreçte sorumluluk mevkiindekilerin söz düellosuna tutuşması doğru mu? Bu karakterde olanlar ikili olarak aralarında hesaplaşsınlar. TBMM ve medyayı, iktidar hırsını tatmin; polemik; hakaretlerini ifşa aracı yapmasınlar. Batılın tasviri saf zihinleri bozar.

Temel Karamollaoğlu hakaret üslubunun tehlikesini hatırlattı: “Lider pozisyonundaki insanlar toplumu germeyi, çıkarlarına uygun görüyor. Toplum kendi içinde bölünür; fikir ve kanaat farklılığından dolayı birbirine düşman olursa, başımıza gelecek felaketlere karşı direnemeyiz.”

ERBAKAN’I ÖRNEK ALIN

Türkiye kibarlığı, nezaketi, beyefendiliğiyle tanınmış bir lidere şahitlik etti. Seviyeli siyasetin üslubunu öğretti. O lider, “Önce ahlak ve maneviyat” prensibini hiç bırakmadı. Maneviyatı, her işi ahiret hesabı ve sorumluluk duygusuyla yapmak olarak açıkladı. O kadar ki, “Biz gelecek seçimler için değil; gelecek nesiller için çalışıyoruz” diyordu. O lider Necmettin Erbakan’dı.

Erbakan Hoca, manevi kalkınmayı, maddi kalkınmanın önüne aldı. Maneviyat tam bir kontrol mekanizmasıydı. Ahiret hesabıyla çalışan bir yönetici hak ve adalet merkezli çalışır; rüşvet ve yolsuzluklarla başkasının hakkını üzerine geçirmeyi aklına bile getiremezdi.

Rüşvet ve yolsuzluktan beslenenlerin ahlak ve maneviyattan söz edemeyişlerinin; manevi kalkınmanın adını anamayışlarının sebebini hiç düşündünüz mü? Vazgeçemeyeceği değerleri olmayanlar, her şeyi yapmaya açık insanlardır.

Erbakan Hoca bir kere olsun hakaret dilini kullanmadı. Hep fikir ve projeleriyle çıktı rakiplerinin karşısına. Şahıslarla değil yanlış fikir ve zihniyetlerle uğraştı. Doğru olanı, yaparak gösterdi. Sağlam fikirleri, test edilmiş isabetli çözümleri vardı. “Erbakan hep haklı çıktı” sözünün özdeyiş haline gelmesinin sebebi bu!

Fikirler, projeler, çözümler milletimizin bünyesine uygun olmalı. İnancımız, aslımız ve kimliğimizin temsil edildiği Milli Görüş çalışma modeli hayata geçirilmeli. O zaman sadakat, vefakârlık ve sorumluluğun boş sözler olmadığı görülecek; insanca ve onurlu bir hayat yaşamanın saadet ve mutluluğuna ereceğiz.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Şakir Tarım - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

01

Is - Muhterem hocam,Müslüman namaz kılıyor-oruç tutuyor-zekat veriyor-hacca gidiyor.Amma yaşantı planına ibadetleri indiremiyor.Namaz-oruç egzersiz,zekatlar iyilik,hac ibadeti de seyhat olarak kalıyor.Kitaplara iman kılıfına,ahirete imanda hesap filan yokcennet bizim için biz kesin cennete gireceyiz. düşüncesi hakim. “Biz gelecek seçimler için değil; gelecek nesiller için çalışıyoruz” diyen hocamızla bizim duruşumuz aynımı?Mekanı cennet Ruhu Şâd olsun.

Yanıtla . 0Beğen 05 Aralık 21:26

Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?