İçi boşaltılan kavramlar – 2: Dostluk/Arkadaşlık

Doğduğumuzda, şefkatli bir kola bırakırlar bizi. Annedir o, çıkarsız karnımızı sütüyle doyurup karşılıksız sevgisini şefkatini sunan. O ilk dostudur insanın. Dostluk da çeşit çeşittir: Şairin birine dostları sorar; “kaç çeşit dost vardır?” Şair bu soruya şu manidar cevabı verir: “Üç çeşit dost vardır. Bir dost vardır gıda gibidir, ekmek gibidir, sen onu her gün ararsın. Bir dost vardır ilaç gibidir, gerektiğinde ararsın. Bir dost vardır hastalık gibidir, mikrop gibidir, o seni arayıp bulur.” Üçüncü çeşit dost olmaktan ve dost bulmaktan Allah’a sığınarak devam edelim yazımıza…

Arkadaşlık ve dostluk birbirleriyle karıştırılsa da dostluk arkadaşlıktan daha özeldir. İnsanın özelini paylaştığı insandır dostu. Arkadaşıyla güler, eğlenir diye tanımlayacak olursak dostuyla halleşir, dertleşir, ağlaşır diyebiliriz. İç dünyasının yansımasıdır dostu insanın. “Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim” atasözümüz de kişinin davranışlarının arkadaş çevresiyle bütünleştiğinin ifadesidir aslında. Yani kişinin arkadaş çevresi dışarıdan bakıldığında o kişi hakkında az çok bir fikir verir insana. “Kişi dostunun dini üzeredir. Öyleyse her biriniz kiminle dostluk kuracağına dikkat etsin.” (Ebu Davud, 4833) Hadisi Şerifi de dostluğun arkadaşlıktan özel olduğuna işaret eder. Dost kişinin duygu ve düşüncelerini derinden etkiler. Bu davranışlarını da etkilemesi demektir.

Birbirini seven, birbirine ısınan yürekler önce arkadaş olurlar. Arkadaşlık, feragat ve fedakârlık etme safhasına geldiğinde dostluğa dönüşür. Çünkü Dostluk, karşılıksız, samimi niyetle meydana gelen sevgi ve bağlılıktır, muhabbettir… Yanındayken kendini korumak ve sırlarını saklamak endişesi taşımayacağın ve ruhunun tüm gizli yönlerini anlatabileceğin biridir dost. Dost Ebû Bekir’dir. Dost Ebû Bekir gibi olmaktır, ispat istemeden, kayıtsız şartsız inanabilmektir… Dost yanındayken sıkıntılarını unuttuğun kişidir. Sıkıntılarını anlayıp sana hissettirmeden usulca gidermeye çalışan kişidir… Sözlerinden anlattıklarını duyduğun, gözlerinden anlatamadıklarını hissettiğindir. Dost, bazen yaslanacak bir omuzdur, bazen omzumuza yaslanan bir başın sahibi… Dost, üzüldüğünde senin için üzülen, üzüntünü paylaşan, sıkıntını hafifletmeye, hatta imkânı ölçüsünde gidermeye çalışandır. Psikologdur dost… Panzehirdir, zehrin şifası; derdin devası olan. Uzakta da olsa yanı başında hissettiğindir. Fırtınalarda liman, zulmette nur olurlar dostlar birbirlerine… Samimiyet ve bağlılık asla sorgulanmaz dostluklarda… Ahmed b. Hanbel’den gelen bir rivayette: “Mü’min ülfet eden (insanlarla iyi geçinen, dostluk kurulabilen) kişidir. İnsanlarla iyi geçinmeyen dostluk kurmayan ve kendisi ile geçinilmeyen, dostluk kurulamayan kişide hayır yoktur” (Ahmed b. Hanbel, II, 4, 5, 335) buyurur Peygamberimiz.

Eskiden dostluk/arkadaşlık kavramları insanda derin anlamlar ifade ederdi. Günümüzde bu kavramın da içi boşaltıldı, özü gitti… İnsanlar hayatlarında dekoratif figür olarak değerlendirmekte dostluğu. Arkadaşlığı ve arkadaşı da canı sıkılınca can sıkıntısını gideren, kendisini eğlendiren eğlence aracı olarak görmekte, öyle tanımlamakta öyle hissetmekte… Ekonomik olarak darda kalınca da banka gibi kullanıp, devreye sokmakta dostluğu! Dostluk artık esnek hesaplar gibi bir hizmet aracına dönüştü. Başı sıkışınca kullanılan, suiistimal edilen bir anlayışa büründü. Tek taraflı keser gibi hep bana, hep bana diye yontulur oldu dostluk. Oysa testere gibi bir sana bir bana olmalı, kim dardaysa öteki ona koşmalıydı. Ekmeğini bölüşüp vermeliydi diğerinin ihtiyacı olduğunda… Bu yüzden azdır insanın dostu. Bir insan çok dostum var diyorsa burada bir muamma, bir tuhaflık var demektir.

Dostluk önemli elbette! Arkadaşlık da öyle! Günümüzde değişime yenik düştü bu kavramlar. Çıkar ilişkisi galebe çaldı her ikisine de. Şimdi çıkarların örtüştüğü yerde dostluklar/arkadaşlıklar gelişiyor. Çıkar bittiğinde ise herkes kendi yoluna gidiyor. Herkes dostun/arkadaşın özlemini duyuyor ama bulamıyor ne yazık ki! Her iki kavramın da anlamı değişti. Bir hedefe, gayeye dönük ilişkiler çerçevesinde şekillenmeye başladı. İhtiyaçların çok çeşitlenmesi ve teknolojinin hayatımızda olması gerekenden fazla yer kaplaması hız verdi bu anlam kaymasına belki de. Artık dost/arkadaş denildiğinde çok farklı şeyler geliyor insanın aklına. Dostun adı oldu Kanka… Ve kısa ömürlü oldu o da… Bakmayın sosyal medyada on binlerle olan arkadaşlığınıza, adı üstünde sanal… Arkadaş sandıklarımız yani… Gitgide yalnızlaşıyor insan… Dost olarak görülüp dertler anlatılır oldu psikologlara… Bir düşünelim bakalım bizlerin kaç dostu/arkadaşı var? Eğer varsa çok şanslısınız. Değerini bilin o dostunuzun/arkadaşınızın…

Selam ve dua ile…

MİNİK BİR TEBESSÜM SARIMSAK TARLASI

Baba ve oğul konuşuyorlarmış. Babası oğluna sormuş, “Senin kaç tane dostun var?” Oğlan cevap vermiş: “Ohooo yüzlerce...” Babası oğluna açıklamış. “Bak oğlum” demiş insanın bir sürü arkadaşı olabilir ama yüzlerce dostu olamaz. Dost dediğin diğer arkadaşlara benzemez. İnsanın hayatı boyunca ancak 1 ya da 2 tane dostu olabilir.” Oğlan saçma demiş. Benim bir sürü dostum var ve hepsi beni sever ve her zaman bana yardıma koşacaklarına eminim. Öyle mi demiş babası? O zaman gel seninle bir test yapalım. Adam birkaç tane tavuk kesmiş ve başka birkaç ıvır zıvırla birlikte bir çuvala doldurmuş. Çuvaldan kanlar akıyormuş. Şimdi git demiş bu çuvalı arkadaşlarına götür ve onlardan yardım iste. Çuvalı birlikte bir yerlere gömün. Çocuk çıkmış yola, bir arkadaşının kapısını çalmış, arkadaşı elindeki kanlı çuvalı görünce çocuğun yüzüne kapıyı kapatmış, başka arkadaşları bir daha onlarla konuşmamalarını görüşmemelerini rica etmişler, çünkü hepsi çuvalın içinde bir ceset olduğunu sanmış. Oğlan yüzü allak bullak babasına dönmüş olanları anlatmış. Babası demiş; “İşte senin arkadaşlarının dostluğu bu kadar. Şimdi al bu çuvalı benim dostuma götür.” Oğlan tekrar sırtlamış çuvalı düşmüş yola. Babasının dostu kapıyı açıp, oğlanı ter içinde, elinde kanlı bir çuvalla görür görmez etrafa şöyle bir bakmış ve hemen almış içeriye. Sen Ahmet’in oğlusun değil mi demiş? Evet, demiş çocuk. Ver elindekini diyerek çuvalı almış. Arka bahçeye çıkarmış, arka bahçede bir çukur kazıp çuvalı gömmüş. Çocuğa su ikram etmiş. Bu arada yetmemiş, gömdüğü yer belli olmasın diye sarımsak ekmiş oraya. Sonra da “babana söyle sarımsak tarlasına gözüm gibi bakarım” demiş, çocuğu yol etmiş. Çocuk gitmiş babasına durumu anlatmış, “gerçekten senin dostun varmış benim ise sadece sıradan arkadaşlarım” diye dertlenmiş. Yo bitmedi demiş babası, şimdi tekrar git dostumun kapısını çal ve açar açmaz yüzüne okkalı bir tokat yapıştır. Çocuk “olur mu hiç öyle şey?” demiş. Baba cevaplamış: “Olur olur, ancak o zaman anlayacaksın dostluğun ne demek olduğunu”. Çocuk çaresiz utana sıkıla tekrar düşmüş yola. Kapıyı çalmış. Babasının dostu kapıya çıkar çıkmaz da “babamın size iletmek istediği bir şey var” demiş. Nedir o demeye kalmadan çocuk okkalı bir tokat yapıştırmış babasının dostunun suratına. Tokadı yiyen baba dostu demiş ki, benim de babana iletmek istediğim bir şey var: “Söyle o babana, biz bir tokada satmayız koskoca sarımsak tarlasını!”

İlgilisine notlar:

* “Mümin erkekler ve mimin kadınlar birbirlerinin dostudurlar.” (et-Tevbe, 9/71)

* “Mü’min, kendisiyle dostluk kurulabilen insandır. Kimseyle dostluk kurmayan ve kendisiyle de dostluk kurulamayan insanda hayır yoktur.” Hadisi Şerif (İbn Hanbel, II, 400)

* “Çok ziyaret usandırır, az ziyaret dostluğa zarar verir.” Hz. Ömer

* “Dostlarımla beraber olduğum zaman yalnız değilim. O dakikadan sonra da iki kişi değiliz.” Pisagor

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Mustafa Yıldırım - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

01

Adembaba - tebrikler mustafa bey çok güzel yazı olmus.Son günlerde basımızadan olaylar gecti bu olaylardan sonra dostlarımı ve arkadaslarımı ayırdım.

Yanıtla . 0Beğen 04 Aralık 20:43

Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?