Acziyet

İnsanın çizdiği tablolar arasındadır acziyet. Kim ne kadar gerçek çizebilir? Gerçekten aczi olan bunu çizmek ister mi? Sanmıyorum. İnsanın özbenliği belli bir sınır koyar, buna gurur diyebiliriz. Gurur herkesin koruması gereken onurun kalkanıdır. Kibirle karıştırılırsa da gurur, kibrin yanından geçmez. Kibirde ezme, aşağı bulma yani bir yüksekten bakma havası mevcuttur. Oysa gurur, insanın kişiliğini korumasıdır. Kimseye karşı küçük düşmeme çabası da diyebiliriz. Elalemin ne dediği gurur nedeniyle önemli hale gelir. Kendini bilen insan ise elalemin sözünden etkilenmeyecek kadar gururludur.

Acziyet, yardım almanın kolay yollarından birisidir. İnsanların merhamet duygusunu sömürerek kendine acındırmak ve istediğini elde etmek. Bu ifadeleri düşününce bile acziyet gösterisinin ne kadar küçük düşürücü olduğunu görebiliyoruz. Nitekim onu bir yaşam biçimi haline getirenler bunun farkına varamıyor.

Hep denir, yoksul ben yoksulum diye bağırmaz, asıl yoksullar bir yerlerde gizli kalıp gider. Onları keşfetmek insanın görevi. Bunu belki de en iyi fitre verilecek zamanlarda anlıyoruz. Mahalleler arasında, semtler arasında acaba hakikaten yoksul kalmış kim vardır arayışı bizi uyandırıyor. Hayatın yoruculuğunu, ne için koşuşturduğumuzu, ne yöne gideceğimizi unutmuş olduğumuzu hatırlıyoruz. Belli dönemlerde değil de sürekli hatırlasak neydik ne olduk. Şimdi var olduğumuz yer ile önceden olduğumuz yer arasındaki fark. Elde ettiklerimizi biz mi elde ettik sahi? Allah’ın yardımı olmasaydı halimiz ne olurdu? Bu bilinç bizi kibirden uzak tutar, zor zamanda acziyetten uzak tutar ve ne olursa olsun gururlu kalmanın insanın sahip olacağı en kıymetli vasıf olduğunu gösterir. Zaman geçtikçe yaşama bakışımız değişiyor. Dün ile bugün aynı değil. En doğru şeyleri en yanlış ağızlardan duyabiliyoruz. Bazen doğru sandıklarımız koca bir yalana dönüşebiliyor. Çevremizde yüzünü kaybedenleri hayretle izliyoruz. Bir yüzümüz de yoksa ne diye varız ki?

Elindeki gücü, nimeti acizleri ezmek için kullanıyorsan o nimetin, o gücün ne hikmeti kalacak? Elinden gelse dağıtsan içinde belki huzuru bulabilirdin. Ancak insan nefsi bunu yapmaya gönüllü değil. O her zaman bulunduğu konumu makamı, mevkiyi övüne övüne anlatıp hava satmakla meşgul. Bunu yapmayanlar toplum içinde hiç sayılır ayrıca. Akademisyensen çıkıp meydanlara hava satacaksın. Mütevazılık ile makam kol kola yürümez.

Bence yürür. Toplumun düşüncesine karşı her zaman doğruyu söyleyebiliriz. Mütevazı olduğunda makamın yok olmuyor ama sen insan olduğunu ve aslında acziyetin nasıl bir şey olduğunu unutmuyorsun. Mühim olan da ne olursa olsun insan kalmak değil midir?

Bu toplumda değildir belki evet ama ahirete nasıl nasıl gideceğiz. İşte orada bize biçilen kıymet makam mevkiimize göre değil, insanlığımıza göre olacak. Lüks bir yaşam burada bizi iyi hissettirebilir ancak orada hiç bir anlamı kalmayıverecek.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Hatice Çay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?